6 Şubat 2023 sabahına uyanan bu coğrafya, yalnızca yer kabuğunun şiddetiyle değil; yıllar boyunca örülen bir ihmaller, açgözlülük ve cezasızlık zincirinin altında kaldı.
Kahramanmaraş’ta 35 cana mezar olan Ezgi Apartmanı davasında açıklanan son karar,şampiyon meleklerde olduğu gibi ülkenin adalet tarihine kara bir leke olarak yazıldı.
Binanın zemin katında "daha geniş alan" uğruna kolonları kesenlerin, perde betonları kıranların "bilinçli taksir" gibi daha hafif bir suç vasfıyla yargılanıp "iyi hal" indirimleriyle tahliye edilmesi, vicdanları ikinci kez enkaz altında bıraktı.
Acılı anne Nurgül Göksu’nun mahkeme kapısındaki feryadı, aslında bu ülkedeki tüm mağdurların ortak çığlığıydı: "Bu ülkede insan hayatı bu kadar ucuz olmamalı!"
Hukuk; toplumsal düzeni korumak, hakkaniyeti tesis etmek ve en önemlisi suçlulara caydırıcı bir mesaj vermek için var.
Ancak Ezgi Apartmanı davasında mahkemenin sergilediği tutum, tam tersi bir mesajı toplumsal hafızaya kazıdı.
Yıllarca firari kalıp bir villada yakalanan sanıkların mahkeme salonundaki tavırlarının "iyi hal" olarak değerlendirilmesi, hukuk sisteminin merhametini hak etmeyenlere nasıl cömertçe sunduğunu gösterdi.
Avukatların ve vicdan sahibi herkesin haklı olarak dile getirdiği gibi, bir binanın taşıyıcı sistemine müdahale etmenin ölümcül sonuçlar doğuracağını bilmemek imkansızdır.
O kolon kesildiğinde o binanın bir gün başlarına yıkılacağını öngörmemek akıl dışıdır.
Bunu bilerek ve isteyerek o binayla oynamak, "olası kastla adam öldürmek" suçunun tam karşılığıdır.
Bu eylemin "taksir" (ihmalle ölüme sebebiyet verme) kategorisine indirgenmesi, pratikte topluma tehlikeli bir kapı aralamaktadır:
"Bundan sonra Türkiye’de istediğiniz binanın kolonunu kesebilir, insanları göz göre göre ölüme gönderebilirsiniz."
Aynı hastalıklı zihniyetin bir başka yıkıcı yüzünü Adıyaman’daki Grand İsias Otel’de, "Şampiyon Melekler"imizin şahsında gördük.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden turnuva için giden o pırıl pırıl çocuklar, öğretmenler ve aileler; çalınan malzemelerin, eksik demirlerin ve göz yumulan usulsüzlüklerin kurbanı oldu.
Onları hayattan koparan sarsıntı değil; denetimsizliğe rıza gösteren açgözlülüktü.
İsias'ta da Ezgi Apartmanı'nda da adaletin omuzlarındaki yük, her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor.
Depremler tabiatın birer gerçekliğidir; ancak bu gerçekliği birer katliama dönüştüren insandır.
Ruhsat verirken imzasının sorumluluğunu unutan kamu görevlileri, seçim hesaplarıyla kaçak yapılara göz yuman yerel yöneticiler ve üç kuruş fazla kazanmak uğruna insan hayatını hiçe sayan işletmeciler... Hepsi bu tablonun ortaklarıdır.
Teknik tedbirler, yönetmelikler ve deprem çantaları hayat kurtarır; ancak asıl kurtuluş, toplumsal ahlakın ve vicdanın yeniden inşasından geçer.
Eğitimin sadece akademik başarıdan ibaret olmadığını; çocuklara merhameti, başkasına saygı duymayı ve adaleti öğreten gerçek bir karakter formasyonu olması gerektiğini 6 Şubat bize çok acı bir bedelle öğretti.
Kaybedilen canlar geri gelmeyecek; bunu biliyoruz.
Ancak suçluların hak ettikleri en ağır cezaları alması, bu coğrafyada onurlu ve güvenli bir gelecekte yaşayabilmemizin tek teminatıdır.
Adalete olan inancı tazelemek, enkaz altında kalan son cana borcumuzdur.