Anglosakson sistemin temel ilkelerine uygun yargılama

KKTC de uygulamakta olduğumuz Anglosakson hukuk sisteminin Kontinental sistemden daha adil olduğunu  gördükten ve geçmişte bu sistemin  doğru uygulandığı Kıbrısta yargıya büyük saygı duyulduğunu saptadıktan sonra son zamanlarda KKTC de yargıya yönelik eleştirilerin sistemin temel ilkelerinden uzaklaşma nedeniyle meydana gelip gelmediğini   saptamaya çalıştık.

Böyle bir çalışmada önce sisteme uygun yargılamanın nasıl olması gerektiğini ortaya çıkarmamız gerekiyordu. Bunun için taslak bir dava hazırlamaya ve genç hukukçuların bilgisine getirmeye karar verdik. Hazırladığımız taslağı gören bir hukukçunun geçmişte sistemin nasıl  uygulandığını  veya temel ilkelere göre nasıl uygulanması gerektiğini öğreneceğini ve bugün karşılaştığı sorunlarla ilgili net bir görüş sahibi olacağını düşündük.

Birlikte araştırma yaptığım  hukukçu arkadaşlarla  bu konuda emeğimizi acımadan çalıştık. Anglosakson sisteme uygun yazılmış  örnek kararları inceledik. Mesleğe başladığımız zaman yargıç duayenlerden öğrendiklerimizi de bu örneklere kattık.

Anglosakson sistemin yargılama yöntemi  Adversarial (Karşılıklı Mücadele ) yöntemidir. Bu nedenle hazırladığımız taslakta Adversarial ( Karşılıklı Mücadele ) yönteminin ilkelerinden   ayrılmamaya büyük özen gösterdik. Bu yönteme uymayan görüşlerden uzak durmaya çalıştık.

Örnek dava taslağı

Hazırladığımız taslağı  inceleyenler sanırım karşılaştıkları herhangi bir davada sistemin temel ilkelerinin dışına çıkılıp çıkılmadığını  kolaylıkla anlayabileceklerdir.

Her davada karar verilmesi gereken 3 husus vardır.  A) Olay nasıl oldu? B) Uygulanacak hukuk kuralı nasıldır veya hukuk kuralı nasıl yorumlanmalıdır? C)Yasada Mahkemenin takdirine bırakılan bir alan varsa Mahkeme  takdir hakkını nasıl kullanmalıdır? Bu bölümleri ayrı ayrı ele alarak incelemeye çalışalım. Örnek bir davada sistemin temel ilkelerine sadık kalarak  bu konularda nasıl karar verilmesi gerektiğini saptamaya çalışalım.

  1. Olay nasıl oldu?

Mahkemeye gelen taraflar anlaşmazlık konusu olayı genellikle farklı ve kendi işlerine geldiği gibi  anlatırlar. Adversarial ( Karşılıklı Mücadele ) yöntemi yargıda  gerçeği tarafların bulmasını öngörür. Yargıcın görevi taraflar arasında geçecek  mücadelenin adil olmasını sağlamaktır. Bunun için tarafların anlaşmazlık konusu olayla ilgili iddialarını özgürce kanıtlamalarına ve karşı  tarafın iddialarını çürütmelerine fırsat verilmelidir.

Bir davada kendi iddialarını kanıtlamaya çalışan tarafın  önüne karşı taraf engeller çıkarmaya çalışacaktır. Bazı davalarda Mahkeme bu engellere takılır ve “Tüzükte şöyle bir engel var şu halde bu davada gerçek durum ortaya çıkarılamaz” diyerek davayı sonuçlandırır. Bu sisteme uygun olmayan hatalı bir yaklaşımdır.  Yargının  böyle engellere takılıp kalması doğru değildir. Aksine  engellerin aşılmasına ve gerçeğin bulunmasına yardımcı olması gerekir. Sistemin amacı olayı bir usul kuralına bağlayarak sonuçlandırmak değil  gerçeğin en doğru bir şekilde ortaya çıkmasını sağlamaktır.

Bu görüşler ışığında yargıcın yargılamayı yönetmesi ve duruşma sonunda şöyle bir karar vermesi  beklenir:

 “Taraflardan biri olayların şöyle meydana geldiğini iddia etmektedir. Diğer taraf ise  olayların daha farklı meydan geldiğini iddia ediyor. Taraflara olayın nasıl meydana geldiğini kanıtlama fırsatı verildi. Taraflar serbestçe Mahkemeye sundukları tanıklarla  ve delillerle ayrıca  karşı tarafın tanıklarını  çapraz sorgulayıp karşı iddiaları çürütmeye çalışarak  gerçeği ortaya çıkarmaya  çalıştılar.  Tarafsız bir şekilde  bu iddiaları değerlendirdim ve olayın Davacının veya Davalının  iddia ettiği gibi olduğu kanısına vardım. Bu kanıya varmanın  gerekçeleri şunlardır…… ”.

Görüleceği gibi bu yargılama yönteminde dava sonunda yargıçtan beklenen hangi  tarafın  doğruyu kanıtladığını saptamasıdır. Bunun için tarafsız ve dürüst bir değerlendirme yapması gerekir. Eskiden mahkemelerimizde kararlar yazılırken  bu özelliklere dikkat edildiği için kimse  yargıcı kusurlu bulmuyordu. Yargıdan şikayet edilmiyordu.

Anglosakson sistemde incelediğimiz ve  takdir ettiğimiz örnek kararlar  da bu formatta yazılmıştır. Kararlarda açıkça bu sözler yer almasa bile kararların temelinde yatan  yöntem  budur.

Doğal olarak böyle bir karar yargıcın kendisinin gerçeği aradığı Kontinental  karardan çok farklı olacaktır. Kontinental yargılamada tüm kusur yargıçta aranacak ve yargıçların saygınlığı tartışma konusu olacaktır. Kontinental ülkelerde yargının saygınlık kazanamamasının  nedeni budur. 

Anglosakson sistemde inisiyatifin taraflarda olması davaların çok uzayacağı izlenimini verebilir. Halbuki doğru bir yargılamada durum böyle olmaz. Doğru yargılamada taraflar gerekli ve sadece sonucu etkileyecek işlere zaman ayırmak zorunda kalırlar.  Yargıç da onları bu amaca yönlendirir. Bu nedenle doğru uygulandığı zaman Anglosakson sistemde davalar daha  süratle sonuçlanmakta ve azalmaktadır.

Anglosakson sistemin diğer bir yararı da şudur. Taraflar dava  sonunda gerçeğin nasıl olmasa ortaya çıkacağını bildikleri için gerçek dışı  iddialarla  boş yere  vakit kaybetmemektedirler. Böylece davalar daha  erken sonuçlanmaktadır..

Maalesef ülkemizde birçok davada  usul kurallarının  gerçeğin kanıtlanmasını sağlama ve kolaylaştırma amacıyla konduğu dikkate alınmamaktadır. Çoğu kez kurallar gerçeğin bulunmasını engellemek için konmuş gibi yorumlanmaktadır.

Bunun yanı sıra bir  çok davada gerçeğin bulunması ile ilgili olmayan konular tartışılmakta ve bu durum  davaların çoğalmasına ve Mahkemelerin tıkanmasına  neden olmaktadır. Yargının saygınlığını kazanması  için  bu yanlış yollardan dönülmesini ve sistemin temel ilkelerinin hatasız uygulanmasını temenni edelim.

  1. Dava konusu olaya uygulanacak hukuk kuralı hangisidir ve nasıl yorumlanmalıdır?

Dava konusu olayın net bir şekilde kanıtlanmasından sonra sıra uygulanacak hukuk kuralını saptamaya gelir. Bu konuda da Adversarial yargılama yöntemi belirleyicidir.  Ünlü yargıçların yazdığı örnek kararlarda şöyle dendiğine tanık oluruz. “Taraflardan biri uygulayacağımız hukuk kuralının şöyle  olduğunu iddia ediyor. Diğer taraf ise  şöyle olduğunu iddia etmektedir. Hukuk kuralının amacı veya yasanın ruhu dikkate alındığında Davacının veya Davalının iddiasının  doğru olduğu anlaşılıyor. Onun görüşüne  katılıyorum.  Bu kanımın  gerekçeleri şunlardır….”

Görüleceği gibi yargıç yine tarafların iddialarını dikkate alarak ve taraflardan birinin iddialarına katılıp bunun gerekçelerini açıklayarak karar vermektedir. Bu düşünce şekli inisiyatifi eline alarak her şeyi kendisi kararlaştıran Kontinental yargıcın yaklaşımında çok farklıdır. Yargıcın tamamen tarafsız hareket etmesini ve dürüst bir değerlendirme yapmasını öngörür. Önemli olan hangi görüşe katılıyorsa yargıcın objektif  gerekçelerle bu kanısını desteklemesidir.  Böyle hareket ettiği zaman  yargıç  davayı kaybedenlerden  bile saygı görecektir.

Kontinental yargılamada  yargıçların  kişisel düşüncelerini ve siyasi eğilimlerini davaya katma olasılıkları ortaya çıkar. Bunu yapmasalar  bile yargılama yöntemi nedeniyle taraflarda veya halkta böyle bir şüphe oluşur. Kendi görüşlerini ve inançlarını davaya katan yargıç sadece aynı görüş ve inançta olanlar  tarafından takdir edilecektir. Diğer taraf  yargıcı eleştirmeye başlayacaktır. Bu nedenle Türkiyede ve diğer Kontinental sistem uygulayan ülkelerde yargı fazla bir saygınlık kazanamamaktadır.  KKTC yargısı zamanla maalesef  Kontinental kuralların etkisi altında kalmış ve bu nedenle yargıçların siyasi görüşlerinin davaya katıldığı veya böyle bir  şüphenin uyandığı bir görünüş ortaya çıkmıştır.

      C)Mahkeme takdir yetkisini nasıl kullanmalıdır?

Hukuk sistemimize uygun yapılmış yasalarda yargıcın takdir yetkisini kullanabileceği bir alan bulunmaktadır. Bu nedenle  örnek kararlarda Mahkeme “ Takdir yetkime kalan alandan yasaların boşluğunu doldurmak için yararlanıyorum. Bunun için geçmiş içtihatlarda kabul edilmiş prensipleri dikkate alıyorum. Gerekirse kendim de daha adil sonuç çıkması  için  geçmiş prensiplere yeni prensipler ekliyorum”  deme olanağına sahiptir.

Eğer Üst Mahkeme  bu yargıcın benimsediği prensibi benimserse  diğer yargıçlar da izleyeceklerdir. Böylece yeni bir kural ortaya çıkacak ve bu kural hukuk sistemimizin kazancı olacaktır. Böylece yargı yasaların boşluklarını doldurarak daha adil bir sistem oluşması için katkı koyacaktır.

Yasal boşluğun nasıl doldurulması gerektiği konusuna bir örnek verelim.  Anglosakson ceza yasalarında suçlara verilebilecek cezanın sadece  üst sınırı belirtilir. Bu durumda  mahkemenin bir suça yasanın belirttiği  üst sınır altında herhangi bir cezayı verme olasılığı vardır. Herhangi bir cezayı verme olanağı bulunan bir  Mahkeme nasıl hareket etmelidir?

İçtihatlar burada devreye girer. Örneğin bir hırsızlık davasında yargıcın “ Geçmiş içtihatlar buna benzer bir hırsızlıkta 3 ay hapis cezası vermişti. Bu kararı da Yargıtay onaylamıştı. Önümüzdeki olay daha ağır bir olay, sanığın durumu da daha farklı, bu nedenle 4 ay hapis cezası veriyorum” diyebilmelidir. Veya “Burada hafifletici nedenler daha fazla bu nedenle 2 ay hapis veriyorum” demeli ve bunun gerekçesini herkesin anlayabileceği şekilde açıklayabilmelidir. Yargının adil davranıp davranmadığı  böyle bir kıyaslama sonucu ortaya çıkacaktır.

Geçmiş davalarla bir kıyaslama olmazsa yargının adil davrandığı anlaşılmaz.  Unutmamak gerekir ki Anglosakson sistemde Mahkemelerin  adil kararlar vermesi yeterli değildir. Halkın da bu kararların adil olduğunu görmesi ve kabul etmesi gerekir.

Devam edecek

6  bölümden oluşan bu yazı dizisinde KKTC yargısının sorunlarını tartışacak ,  yargının toplum içinde eleştirilmesini  önlemek ve saygınlığını artırmak için görüşler üretmeye çalışacağız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner95

banner115

banner50

banner68

banner40