KKTC TARİHİNİN EN BÜYÜK GENETİK SKANDALI!

Projenin temeli 2012 yılında atılarak, 2017 yılına kadar hazırlık aşamalarından geçildi.

Veri toplanmasına ise Ocak 2018’de başlandı.

Araştırma projesi, KISAA İnisiyatifi (Kıbrıs Kadın Sağlığı Araştırma İnisiyatifi) tarafından yürütülüyor.

Baş araştırmacı, yılın büyük bölümünü Oxford’da geçiren, genetik alanda çalışmalar yapan, ödülleri olan, Kıbrıs’lı genç bilim insanlarımızdan Dr. Nilüfer Rahmioğlu Ramiz.

Projenin Etik Kurulu onayını Doğu Akdeniz Üniversitesi verdi. Sağlık Bakanlığı’nın ise bu konuda bilgilendirildiği ve oradan da izin alındığı söyleniyor.

KISAA İnisiyatifinin web sayfasında, çalışmanın amacı şu şekilde özetleniyor: ‘’Bu çalışmada; Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan kadınların sağlık profillerinin tanımlanmasını ve hastalık dağılımlarının haritalanmasını amaçlıyoruz. Ayrıca, yaşam tarzı faktörlerinin ve kalıtsal (genetik) faktörlerin toplumdaki kadın sağlığını nasıl etkilediğini araştırmayı hedefliyoruz. Buna ek olarak, Kuzey Kıbrıs’taki kadınların sağlık hizmetlerine erişimini ölçecek ve kadınların sağlık durumlarının ekonomi üzerindeki yükünü değerlendirileceğiz.’’

KKTC’de 5 yıldan daha fazla ikamet eden, 8.000 (sekizbin) kadının araştırmaya dahil edilmesi planlandığı belirtiliyor. Neden 8.000 diye sorulduğunda ise, ülkemiz genelinde tüm kadın profilinin bilimsel anlamda çıkarılabilmesi için bu sayıya ulaşılması gerektiği ifade ediliyor. Bugüne kadar yaklaşık 4.500 kadın tarandı.

Araştırmanın ilk aşamasında, sahada ve web sayfası üzerinden anket çalışması yapılıyor. İkinci aşamasında, kadınlara anket yöntemi ile sorular soruluyor, boy, kilo gibi vücut ölçüleri alınıyor. Daha sonra, isteğe bağlı olarak, katılımcılara, gönüllü doktorlar tarafından pelvik ultrasonografi yapılıyor, yine gönüllülük esasına dayalı olarak, katılımcılardan tükürük örnekleri alınıyor.

Çalışma sırasında anketler genellikle, festivallerde, panayırlarda, grup halinde yapılan toplantılar sırasında yapılıyor. (Katılımcıların çoğu, kendilerine verilen onam formunu okumadan imzalıyor. Bunu biliyorum, çünkü çalışmaya katılanların onlarcası ile konuştum.) Anketin doldurulması, boy, kilo vs ölçümlerinin akabinde, isteğe bağlı olarak tükürük örneği vermeye geliyor sıra!

Tükürük, bir insanın zehirlenme, madde kullanımı, analık-babalık, vesayet davaları gibi konularda sıklıkla başvurulan ve kişiye özel bir dokudur! Ayrıca tükürük, her türlü genetik araştırmanın yapılabileceği, ulaşılması kolay bir örnektir!

Bu çalışmada da dikkati çeken en önemli aşama, tükürük örneklerinin toplanması, saklanması, transferi ve değerlendirilme süreçleri. Verilerin, Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde bulunan ‘’güvenli’’ dolaplarda kilitli halde tutulacağı belirtiliyor. Ardından da veri ve örneklerin, Oxford Üniversitesi’ne aktarılarak, orada da yine aynı güvenlik önlemleri ile saklanacağından bahsediliyor.

Ancak, onam formunu dikkatle okumaya devam ettiğinizde, tükürük örneklerinin ve bunlardan elde edilen genetik bilgilerin, Oxford Üniversitesi için ‘’çok değerli’’ olduğuna dair bir ifade ile karşılaşıyorsunuz!

Belki de en önemli bilgiye, yine aynı formda ulaşıyorsunuz. Oxford Üniversitesi’nin, KKTC kadınlarından topladığı tükürük örneklerini ve buradan elde edilen genetik verileri, bir Araştırma Doku Bankası’na aktarabileceği belirtiliyor. Siz bu formu imzalamış olmakla tüm bunları da Kabul etmiş oluyorsunuz. Dahası, sizinle ilgili tüm bu bilgilerin, gelecekte yapılabilecek tüm çalışmalarda kullanılmasına da onay vermiş oluyorsunuz!

Projenin amacına tekrar dönelim.

Amaç, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan kadınların sağlık profillerini tanımlamak ve hastalık dağılımlarını haritalandırmak.

Ancak, hedeflenen bu olsa da, bu projeye yaşları 18-55 arası olan kadınlar dahil ediliyor, 55 yaş üstü kadınlar çalışmaya alınmıyor. Oysa ki, inme, Alzheimer, kanser başta olmak üzere, bazı genetik hastalıklar da bu yaşlardan sonra daha sık görülmeye başlandığı da ayrı bir bilimsel gerçek. Projeye 55 yaş üstü kadınların alınmaması da bu durumda hiç de mantıklı gelmiyor!

Yine projenin amacında, genetik (kalıtsal) faktörlerin, Kuzey Kıbrıs’taki kadın sağlığını nasıl etkilediğini araştırmak olduğu da belirtiliyordu.

İlginçtir ki, araştırma için çok önemli olan ve yüksek güvenlikli ortamlarda saklanan, tükürük yolu ile elde edilecek genetik testlerdeki sonuçların, katılımcıya bildirilmeyeceği özellikle belirtiliyor! Hadi kişilerle tek tek paylaşılmadı diyelim, bu çaılşma neticesinde, ülkemiz kadınlarının genetik hastalıklarla ilgili haritasının da çıkarılacağına dair hiçbir açıklama yapılmıyor!

İnsanların hücrelerinin içerisinde, ‘’mitokondri’’ adı verilen ve enerji üreten bir yapı bulunur. İşte bu mitokondrinin içerisindeki DNA, ister erkek, isterse kadın olsun, sadece anneden gelir. Dolayısıyla, bir kadının tükürük örneği ile DNA analizinin yapılması durumunda, o kadının varsa erkek kardeşi ile kız ve erkek çocukları hakkında da kısmi genetik bilgiye de ulaşabilmiş olunuyor. Konuya bir de bu açıdan baktığımızda, KISAA’nın yaptığı bu çalışmada, binlerce KKTC’linin genetik bilgileri, Oxford Üniversitesi’ne, devletimizin gözü önünde ve Sağlık Bakanlığı’nın bilgisi dahilinde aktarılıyor!

Anketi biraz daha dikkatli incelediğimizde, kadınlara etnik kökenlerinin, anne ve/veya babasının Kıbrıs’ta doğup doğmadığı, nene ve/veya dedelerinin Kıbrıs’ta doğup doğmadığı da soruluyor. Ayrıca, saç ve göz renkleri, vücuttaki ben dağılımları bile katılımcılara sorulan sorular arasında!

Konuya başka bir açıdan yaklaştığımızda, bir ülke aşısından böylesine büyük ve kapsamlı bir çalışmanın, stratejik öneme de sahip olmadığını kimse inkar edemez!

Ancak, gelin görün ki, Sayın Faiz Sucuoğlu’nun Sağlık Bakanlığı döneminden başlayıp, günümüze kadar tüm Sağlık Bakanları, böylesine detaylı ve stratejik bir çalışmanın merkezinden çok kenarından destekçi olmayı tercih ettiler her ne hikmetse! Ya da böyle bir çalışmanın farkında bile olmadılar!

Böylesine stratejik bir çalışma, Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin Etik Kurulu’ndan onay alınması aşamasında da bazı sorular akla geliyor. Neden bu üniversite? Zira, projenin başında olan kişi, bu üniversitenin ne öğretim üyesi ne de bu üniverstede derslere giriyor! Üstelik, yaşantısının büyük bölümünü KKTC’de değil, İngiltere’de, Oxford’da geçiriyor! Dahası, Doğu Akdeniz Üniversitesi ile bu kişinin daha önce hiçbir ortak bilimsel çalışması da yok!

İşin stratejik yönünü biraz daha irdelediğimizde, madem ülkemizdeki kadın hastalıkları ile ilgili profil, sadece bir anket çalışması ile ortaya konulabilecek kolaylıkta ise, neden devlet bunu kendisi yapmıyor? Üstelik, sağlıkta otomasyon sistemine de geçildiği düşünüldüğünde, kadın hastalıkları ile ilgili verilere ulaşmak, aslında, devletin parmağının ucunda! Bu çalışmanın akademik takımında yer alan, Milletvekili Sayın Jale Refik Rogers’in bu konuya açıklık getirmesi gerekmektedir.

Stratejik irdelemeyi daha da derinleştirecek olursak, akademik ekip içerisinde, Kayıp Şahıslar Komitesi’nin bir üyesi olması sebebiyle, aslında başka genetik verilere de ulaşması kolay bir akademisyenin de olması, bu çalışmanın soru işaretlerini artırıyor!

Özetle, Kıbrıs Kadın Sağlığı Araştırma İnisiyati (KISAA)’nin yürüttüğü bu bilimsel çalışma, ülkemizin stratejik öneme haiz genetik bilgilerinin yurt dışına çıkarılmasının önünü açmıştır!

Bu genetik bilgilerin kullanılma hakkı da, Doğu Akdeniz Üniversitesi Etik Kurulu’nun onayı ile, tamamen Oxford Üniversitesi’ne devredilmiştir!

Bulunduğumuz çağın, tohum, bitki, hayvan, su gibi gıdaların öneminin arttığı bir çağ olduğunu; genetiği değişmiş organizmaların (GDO) ve bitki hormonlarının etrafımızda cirit attığını hatırladığımızda, kendisi de gen bilimci olan Milletvekili Sayın Jale Refik Rogers’in ve araştırmanın başındaki branştaşı Dr. Nilifer Rahmioğlu Ramiz’in bu konular hakkında kamuoyuna tatmin edici açıklamayı yapmaları gerekiyor.

Tatmin edici bir açıklama yapılmaması durumunda ise, bu çalışma, ülkemiz tarihindeki en büyük genetik skandal olarak kayıtlara geçecektir!

Dr. H. İlker İpekdal

İletişim: 0542-8529899