banner152
banner151

“TEK BAŞIMA KALDIM ÇOK ŞEY ÖĞRENDİM...“

Ergüçlü: Bir şekilde tiyatroya döneceğim

27 Kasım 2016 Pazar 16:11
“TEK BAŞIMA KALDIM ÇOK ŞEY ÖĞRENDİM...“
 HK Ajans ( Selda İÇER)

Hazar Ergüçlü ile İstanbul’da birkaç gün geçirdik. Yaşamını, işini, hayallerini
beraber paylaştık. Onu daha yakından tanıyıp görme imkanım oldu. Henüz 23
yaşında olmasına karşın, inanılmaz olgun ve dünyada olup bitenlere karşı
inanılmaz hassas. 16 yaşında Derviş Zaim’in Gölgeler ve Suretler filmindeki
“Ruhsar” karakteri ile yaşamımıza giren Hazar Ergüçlü, bugün artık
Türkiye’nin tanınmış sanatçılarından biri. Dizilerde oynadığı karakterlerle
tanıdığımız Hazar Ergüçlü, sinemada da birçok önemli projeye imza attı ve
atmaya da devam ediyor. Hayallerinin peşinden giden, tiyatro aşığı ve
çalışmaktan yılmayan Hazar Ergüçlü, ülkesi için de neler yapabileceğini
araştırıyor. Ergüçlü, Kıbrıs insanına seslenerek, “umudumuzu yitirmeyelim”
dedi. İşte detaylar... Hayal ettiğim hayatı yaşamıyorum
SORU: Yurt dışında yaşayan sanat dünyasındaki önemli değerlerimizdensiniz.
Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs’ta gerek televizyon dizilerinden, gerekse sinema
dünyasından birçok insan sizi tanıyor. Kıbrıs’tan çıkıp bu noktalara
gelebileceğinizi hiç düşünmüş müydünüz veya böyle bir hedef koymuş
muydunuz kendinize?
ERGÜÇLÜ: Açıkçası hayır. Yurt dışında okumak gibi bir hedefim vardı ancak, hiç hayal ettiğim hayatı yaşamakta değilim şu an. Gün geçtikçe de bunun daha
çok farkına varırım. Çok memnunum ama, kesinlikle bunu hayal etmemiştim. Hukuk okumayı hayal ederdim
SORU: Hayalinde ne vardı?
ERGÜÇLÜ: 17 yaşındaki halimi düşündüğüm zaman, gerçekten ileriye yönelik
kesin bir “hayalim” yoktu. Hedef olarak önüme koyduğum üniversitede
okumaktı. Daha ilerisini göremezdim. Şu an 23 yaşındayım ve 50 yaşındaki
halimi hayal etmeye çalışırım ama çok havada, boş kalır. O zaman da öyle idi
işte. Sadece üniversitede hukuk okumayı hayal ederdim. Onu da gerçekten ne
yaptığımı bilerek hedeflememiştim.
SORU: Neden hukuk okumak istedin, birisi mi sen yönlendirmişti yoksa, adalet
duygun mu itmişti seni hukuk okumaya?
ERGÜÇLÜ: Babam hukuk okumamı önermişti ve benim de aklıma yatmıştı
açıkçası. Çünkü, birilerini korumaya ve onları savunmaya her zaman girişirdim. Hukuk, içinde savunma olan bir alan ve her zaman ilgimi çekmişti. Geldiğim
yer olarak da ( Kıbrıs) toplumsal olaylara duyarlılığım her zaman olmuştur.
Tiyatro ile korku duvarım yıkıldı
SORU: Bugün seni buralara taşıyan tiyatro sevdası sende nasıl oluştu? Biraz
gerilere gidelim istersen.
ERGÜÇLÜ: Ben bir tavsiye üzerine tiyatroya başladım. Açıkçası içimde bir
istek vardı. Sinema çok ilgimi çeken bir alandı her zaman. Ama, “yakın bir
ihtimal” olarak bile görmediğim için, hayatımın içine dahil edebileceğimi
düşünmedim. Sadece bir izleyici olmak bile benim için çok uzak bir ihtimaldi, değil ki oyuncu olmak. Bir tavsiye üzerine gittim ve gerçekten o “korku
duvarının” yıkıldığını gördüm oraya giderek. Gittim ve çok başka şeyler
öğrenmeye, çok başka bir perspektif edinmeye başladım, yaşıma ve ortamıma
göre. Çok ilgimi çekti ve bunu meslek edinmek istedim. Tiyatronun temelinde
de var. Sana insan olmayı, insanı tanımayı öğretir. Bütün özellikleri ve
detaylarıyla. Oradaki özgürleştirme çalışmalarını çok önemsedim ve inanılmaz
etkileyici buldum.. Çünkü tiyatronun çok önemli bir kısmı kendini özgür
bırakmak, rahat olmaktır. İlk adımı budur. Kendini bilmek, kendini tanımak,
özgür olmak. Ben bundan çok etkilendim. Çünkü hayatım boyunca Kıbrıs’ta
birazcık kapalı, (Her ne kadar öyle görünmesek de öyle bir toplumuz ya) kapana
kısılmış ve olduğu kişi olmaktan korkan birisiydim her zaman. Kendim gibi
davranamazdım, “hayır” diyemezdim, düşündüğümü söyleyemezdim. Müsaade
ederdim “yok” olmaya, “görünmez” olmaya. Kendim olmanın kötü bir şey
olmadığını öğrendiğim zaman, “ben buradan artık gidemem” dedim. Ve bunu
meslek edinmek daha da güzel oldu benim için.
“Gölgeler ve Suretler”in hikayesi
SORU: Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nda başladın tiyatroya. Oradan “Gölgeler
ve Suretler” filmi ile bir anda yükselmen nasıl oldu?
ERGÜÇLÜ: Tiyatroda konservatuar sınavlarına hazırlanıyordum. Kıymet Abla
(Kıymet Karabiber), Osman Abi ( Osman Alkaş) onlar beni çalıştırıyorlardı.
Derviş Bey ( Derviş Zaim) audition almaya geldiği zaman tiyatroya “sen de
katıl” dediler. Ben de katıldım. Kıymet Abla ile hatta o gün konuşuyorduk ve
bana “ Sen de katıl Hazar” dedi bana ve ben sadece öylesine “Hı hı” diye cevap
vermiştim. Yani önemsememiştim kısacası. Zaten ben filmi gala gecesi sinema
perdesinde görene kadar da ne yaptığımı anlamamıştım. Bir film çekmiştim evet
ama “bir film ne demek” “nereye gider” “bunu birileri izleyecek” sorularının
cevabını, filmi oturup izlediğim zaman algılayabildim. Yani kısacası, bir çocuk
gibi kayboldum o ortamın içinde ve çok eğlenmeye baktım sadece. Yaşımdan
dolayı(16) boyutlarım çok azdı. Neyse başa dönelim, auditiona gittim, tekrar
çağırıldım, tekrar çağırıldım. Bu 4 kez tekrarlandı ve ben sonunda “ Allahım
lütfen olsun” diye ağlayarak giderdim. Neye adım attığımı bilmeden. İnsan
içgüdüsel olarak doğru yolu bulur ya bir şekilde.. Herhalde benimki de bu idi
işte.
Çalışma saatlerimiz çok ağır
SORU: Çocuk denecek yaşta bir anda hayatın değişti bu adımla. Yeni bir
dünyanın içerisine girdin, ilk başlarda konservatuar da vardı. Ülkeden ayrıldın.
Tek başında ayaklarının üzerinde durmayı nasıl başardın. Biraz bundan
bahsedelim istersen.
ERGÜÇLÜ: Bir anda kendimi üniversitede buldum. Zaten bu başlı başına
önemli bir şey idi. Ben lise hayatında çok başarılı bir öğrenci değildim ancak
üniversite hayatında bir anda başarılı oldum. Çok severek çalıştım, çok severek
bir şeyler yaptım. Sonra, iş hayatına başladım. İşte orada, gerçekten
üniversitenin, çok iyi arkadaşların, çok güzel ortamın getirdiği açılımla ben,
bambaşka bir ortamla tanıştım ve “gerçek iş dünyasını” tanıdım. O zamanlar bir
diziyi 120 dakika çekiyorduk. Çalışma saatlerinin ağırlığı, bu işin zorluğu
karşısında şok olmuştum. Evet zorlukla karşılaştım ama zaten ben bunu Derviş
Zaim’in filminde de oynarken ki, orası o kadar aşırı uzun saatler çalıştığınız bir
yer değil, onda da fark etmiştim. Sinema daha rahat olur her zaman. Yine de
aşina olmama rağmen şoka uğradım. Çünkü dizi temposu sinemaya göre çok
farklıydı, Türkiye’deydim artık, başka kurallar, başka insanlar, başka standartlar
vardı. Şok oldum. Ama ben kolay vazgeçen bir insan değilim. Her şeye rağmen
bir şekilde başardım ayakta kalmayı.
Tek başıma kaldım, çok şey öğrendim
SORU: Bugün baktığında verdiğin emeğin karşılığını alabildiğine inanıyor
musun?
ERGÜÇLÜ: Evet çok yorucu, uzun saatler süren bir çalışma temposu ile dizi
piyasasında çalışmak çok yorucu bir şey ama bu bir taraftan da kısa sürede çok
fazla tecrübe demektir. Sıkıştırılmış bir şekilde başka bir eğitim demek. Belki
konservatuarda öğretilenle aynı değil ama, bu da başka bir bilgi. İnanılmaz
kompleks bir şekilde başka bir dünyanın içerisinde buluyorsun kendini ve bunu
ben kesinlikle yaşamaktan pişman değilim. O kadar çok şey öğrendim ki! Evet
gece çalışmak çok zor bir şey, çok soğuk, kendi paranı kazanıyor olmak, kira
ödemek, faturalar, ki ben gerçekten rahat büyüyen bir çocuktum. Çok zengin
olmadık hiçbir zaman ama çok paraya da sıkışmadık. Kıbrıslıyım ve sıcak bir
ülkeden geliyorum. Bir anda bu şartlarla yüz yüze ve tek başıma kaldım, çünkü
annem ve babam çalışıyor. Kimseye yoktu, zordu ama çok şey öğrendim.
SORU: Bu tecrübeler karşısında yaşıtlarına göre erken olgunlaştın diyebilir
miyiz?
ERGÜÇLÜ: Bilmem, ben hala böyle bir şeyi benim söylememin doğru
olmayacağını düşünüyorum. Ama yarattığı bir etkisi vardır mutlaka bunca
şeyin. Tanımlayamasam da... Sinema bambaşka



SORU: Seni birçok dizide gördük ancak bunların dışında bir de sinema tecrüben
var. Sinema ve oynadığın dizilere bakınca, sinemada daha çok şey var seni
tatmin eden diyebilir miyiz?
ERGÜÇLÜ: Kesinlikle var, çünkü orada her şey planlanmıştır. Ne kadar sürede
çekileceği, ne çekileceği ve bu süre o mevcut senaryoya göre planlanmıştır.
Süreye göre bir senaryo planlaması yoktur sinemada. O yüzden zaman avantaj
haline dönüşür ve alanın çok genişler. Denemeye fırsatın var, en iyisini
bulmaya, aramaya zaman var. Yani, işin o asıl üretkenlik kısmı bu. Gerçekten
benim de, oyuncunun da, yönetmenin de, herkesin tatmin olacağı o duygusal
kısmı işin, sinemada çok daha kolay ortaya çıkar. Çünkü vakit var, imkan var.
Amaç o hatta. Amaç, bu oyundan keyif almak, eğlenmek. Herkesin bir görevi
var bu oyunda ve biz eğleneceğiz her şeyden önce. Çok güzel bir şey
yaratacağız birleşip. Zaten insanlar çalışırken sinemada, prensip olarak çok
dikkat eder, uyuştuğu, partnerlerin uyumu, enerjisi. Bunlar gelişir ve çok
eğlenceli bir hale dönüşür. Dizinin de size öğrettiği farklı bir şey var. Dizide
öğrenme hızın gerçekten muazzamdır. Her türlü zorlukla baş edebilme
kapasiten inanılmaz gelişir. Müthiş bir öğrenme yeri orası. Bir de sinemaya
bizim bu kadar bir şey veriyor olmamızın önemli sebeplerinden birisi de
dizilerdir. Biz buralarda çok tecrübe ediniyoruz. Neyi yapmamız gerektiğini,
neyi nasıl yapmamız gerektiğini oralarda öğreniyoruz.
KAR Filmi geliyor
SORU: Yakın zamanda sizi yeni bir sinema filminde görecek miyiz?
ERGÜÇLÜ: “KAR” diye filmde oynadım. Emre Erdoğdu’nun, hem yönetmen
hem de senarist olduğu filmde. Onun 2017’de vizyona girmesini bekliyoruz.
Bitti şu an film. Heyecanla onu bekliyorum.
Gurur ve mahcubiyet duyarım
SORU: Kıbrıs Türkü’nün size olan hayranlığı ve sizinle gurur duyması, sizde
nasıl bir his uyandırıyor?
ERGÜÇLÜ: Çok teşekkür ederim herkese öncelikle. İnsanlar beni nerede
görürlerse görsünler, tüm samimiyetleriye duygularını ortaya koyuyorlar. Bu
beni çok duyulandırır öncelikle. Bir de, işe yarar hissetmek, birileri için önemli
olmak, (evet ben belki zorlanırım, oyunculuk benim için normal bir iş, çok
severek yapıyorum) bu insanları benim yaptığım bir şeyden dolayı bu kadar
mutlu görmek bana çok gurur verir, mahcubiyet de verir aynı zamanda. “Aslında o kadar da değil yani, siz beni çok seversiniz” gibi bir şey olurum. Çok
mutlu olurum insanların tepkisini gördüğümde. Bilmiyorum, hala daha ben
belki hatta bunu benim söylemem doğru olmaz. Neden insanlar bu kadar mutlu
olur, toplumsal olarak bunun açıklaması nedir bilemem ama, ben çok mutlu
olurum yani ve oraya her zaman gelmeye can atarım gerçekten. Heyecan veren rollerde oynamak isterim
SORU: İleriki zamanlarda oynamak istediğin roller arasında neler var?
ERGÜÇLÜ: Feminen, dişi gibi şeyler oynamak tabii ki ilgimi çeker ama bana “heyecan veren” herhangi bir şeyi oynamak isterim. Heyecan hissetmek isterim.
İşteki asıl hedefim bu. Hiç konuşmayan birisini de oynayabilirim. Hiç tek
kelime etmeyen, dilsiz, hiç fark etmez. Sadece heyecanlandıracak realistik bir
tarafı olsun. O hikayenin bütünlüğünde ben onun gerçek olduğuna, yaşayan bir
şey olduğuna ve bu hikayeye ciddi bir katkı koyduğuna inanayım. Ve bu
yaşamdan bir şey olsun. Veya, hayal ürünü bir iş yapıyorsak absürt olsun. O
kadar. İşle bütünlüğü olan karakterleri oynamayı severim ben. Tamamlayıcı,
özellikli ve heyecan verici. İnanmadığım hiçbir şeyi yapamıyorum. Bazı şeyleri
okuyorsun ve anlıyorsun çünkü “evet vardır böyle insanlar” diyorsun. Ancak
hiç heyecan verici değildir, o karakter aracılığıyla vermek istediğin mesaj yoksa
izleyiciye veya kendine, o zaman olmuyor. Altının dolu olması lazım, sevmek
lazım, inanmak lazım. Tüm güzel duyguları önce orda görmek lazım.
Asla “ben oldum” diyemem SORU: Bu noktaya geldin ancak artık “ben oldum” diyebiliyor musun, yoksa
daha yürüyecek çok yolun olduğuna mı inanıyorsun?
ERGÜÇLÜ: Keşke “ben oldum” duygusunu hissedebilsem! Nasıl bir duygu
olduğunu çok merak ederim öncelikle ama, okumadığım kitap sayısı ve yeni
basılan kitap sayısı arttıkça bendeki korku kat sayısı da paralel düzeyde artıyor.
Korkulardan ölmek üzereyim. Her saniye kendimi yetersiz hissederim. Daha
öğrenmem gereken çok şey olduğuna inanıyorum. Asla, ”Ben oldum” diyemem.
Bu mümkün değil zaten. İnsanoğlu hangi işi yaparsa yapsın, hiçbir zaman hiçbir
şeyi tam olarak bilemez. Tüm bilim dalları için bunun geçerli olduğuna
inanıyorum.
İnsanı anlamak
SORU: Kitaplarla aranın çok iyi olduğunu da biliyoruz. Son dönemlerde ne
okuyorsun?
ERGÜÇLÜ: En son okuduğum SAPIENS adlı kitaptır. İsrailli bir
akademisyenin kitabı. İnsan soyu ile ilgili. Biraz kafa açıcı şeylere merak
saldım. Daha da anlamaya çalışırım insanoğlunu. Çünkü işimi, mesleğimi, çevreyi, doğayı, siyaseti ne kadar iyi tanırsam, ben oyunculuğu o kadar iyi
yapabileceğime inanıyorum.
İnstagram ve twitter
SORU: Bir sanatçı olarak ve çok yoğun çalışan birisi olarak gündemi yeterince
takip edebiliyor musun?
ERGÜÇLÜ: Teknoloji dolayısıyla artık bundan kaçış yok. Sen ne kadar çok
daha pop ve ütopik bir dünyada mesela instagramın yarattığı gibi herkesin
mutlu göründüğü ama hiç mutlu olmadığı, tamamen yalan olan bir dünyada
toparlamaya çalışırsan; twitter gibi bir yerde hızlı etkileşim içerisinde olmak
isterken, kendini bir anda çok korkunç haberlerin, gündemlerin içinde bulursun.
Bu beni çok yorar çünkü gerçekten kendimi bundan bağımsız düşünemiyorum.
Maalesef sürekli açıp okurum ama zaman zaman da kendime aralar verir,
koparım oradan çünkü akıl sağlığım gerçekten tehlikeye girer zaman zaman.
Kendimi çok umutsuz, çok uca sürüklenmiş ve çok mutsuz bulurum. Ülkenin
gidişatına göre ben de aynı hızla yuvarlanmaya başladığımı görürüm. O zaman
“çat” diye bir çizgi çekip “dur” derim. Ne bu instagram, aşırı güzel gibi görünen
şey, ne de bu twitter aşırı umutsuz gibi görünen şey. İkisine de yokum. Biz
insanız ve insan gibi yaşamamız, insan gibi hissetmemiz gerekiyor. Her ne
kadar çevrenin koşulları çok elvermese de, biz elimizden geleni yapmalıyız diye
ara sıra ara veriyorum.
Ülkem için umutluyum
SORU: Kıbrıs’ı nasıl değerlendiriyorsun yurt dışında yaşayan birisi olarak?
ERGÜÇLÜ: Ülkemin sorunlarını algılama biçimim büyümemle beraber oldu.
Büyüdükçe algılayıp o durumlar hakkında kararlar vermeye başladım. Kıbrıs
meselesiyle ilgili o yüzden orada umutlu ve mutluydum yaşımdan dolayı da.
Ancak buraya gelip, buradan bakınca önce müthiş bir umutsuzluğa kapıldım.
Çok üzüldüm, çünkü genel olarak sadece orası değil, dünyanın geneli üzücü idi
ve bu karamsarlık içinde Kıbrıs’ın iyi bir noktada durması benim için bir
hayaldi sadece. Ama Mustafa Akıncı’nın gelmesiyle beraber çok büyük bir
umut kapladı içimi. Aynı umut hiç değişmeden hala daha devam eder ve benim
böyle dürüst bir lidere inancım sonsuzdur. Şu an farklı bir noktaya evrilmiş
olabilir her şey ama, ben çözümün geleceğine ve bunun bizim için çok iyi
olacağına inanırım.
Heyecanım bitene kadar
SORU: Hazar Ergüçlü’nün hedefi nedir?
ERGÜÇLÜ: Hayatım boyunca, gittiği yere kadar. Heyecan duyduğum son ana
kadar ben bu işi yapacağım. Ve ben, heyecanımın biteceğini hiç düşünmem
çünkü yaşamaktan vazgeçmeye hiç niyetim yok. Kaç yaşına gelirsem geleyim
hiçbir şeyin yakasını bırakmayacağım. Çok severim ayakta durmayı, yaşamayı.
Bir şekilde tiyatroya döneceğim
SORU: Sinema mı, tiyatroyla mı devam etmek istersin?
ERGÜÇLÜ: Mutlaka tiyatroya bir şekilde döneceğim. Nasıl olacağını
bilmiyorum ama. Şu anda devam eden bir dizim var. O yüzden ileriye dönük
şeyler söylemem doğru olmaz. Kesinlikle ama ileride sinema ve tiyatroya
evrilmeyi düşünürüm. Ama önce tiyatroya güzel bir alan açıp hayatımda,
kendimi oraya atıp, tatmin olup gerçekten eğitilip, sahnede olup o heyecanı
yaşamak isterim. Sahnedeki o aşırı heyecan durumunu ve o heyecanı bastırmaya
çalışma güdüsünü yaşamak isterim. Daha gerçek olabilmek, bir şeyleri daha
gerçek yapabilmek için uzun bir prova dönemi geçirip, ondan sonra da çıkıp,
oldu mu, olmadı mı bakmak isterim. Biraz işimle ilgili sınırları zorlamak
isterim. Bunun da yeri, tiyatro ve sinemadır.
Güçlü, yıkılmayan kadınları oynamak isterim
SORU: Sinemada ne oynamak istiyorsun?
ERGÜÇLÜ: Bu aralar çok dişi roller oynamak isterim. Hatta daha böyle iddialı,
varlığından çekinmeyen kadınlar oynamak isterim. Ötekileştirilmiş, dışlanmış
belki. Bunu da muhtemelen hayatım boyunca oynamak isteyeceğim. Her yaş
gurubundan insanı oynamak isterim böyle olan. Tutkulu, güçlü, yıkılmayan
kadınları oynamak isterim, sosyal konumu ne olursa olsun.
Kıbrıs benim her şeyim
SORU: Yolun çok başındasın ama daha sonraları Kıbrıs’a dönmeyi düşünür
müsün? Çünkü ciddi bir beyin göçü olduğuna inanıyoruz adadan.
ERGÜÇLÜ: Şöyle düşünürüm. Yarı zamanlı mutlaka. Senenin yarısında orada
olmayı düşünürüm en azından .Ben de bu kaygıdan dolayı zaten bunu yapmak
isterim. Çünkü ben de aynı kaygıyı başkaları için duyduğumdan dolayı çok iyi
anlarım bunu. O yüzden döneceğim. Zaten en iyi bilenlerden birisin adaya ne
sıklıkla gelip gittiğimi. Kopamayan bir bağ var adayla aramda. Bana Kalin
Karakaşlı söylemişti. “ Sen oraya sıkı sıkı tutun. Orası senin her şeyin” demişti.
Gerçekten de Kıbrıs benim her şeyim. Beni ben yapan o insanlar, o okul, o
sokaklardır. Benim oradan vazgeçmem ne olursa olsun mümkün değil. Beni
sürekli çağıran bir yerdir ve gitmemem mümkün değil. Orası için iyi bir şey
yapmamam mümkün değil. Belki bir zaman gücüm olur, niyetlerim hayallerim
arasında böyle şeyler var, ülkeme gerçekten somut olarak ne yapabilirim diye
düşünüyorum. Tamam bu insanlar beni gerçekten sever, gurur duyar, yurt
dışında çalışırım, ama ben daha da ülkeme faydalı nasıl olabilirim, nedir bunun
yolları diye şu anda bunun yollarını ararım. Döneceğim yani tabii ki.
Çok çalışmalı ne yazık ki
SORU: Adadaki birçok genç için örnek birisin. Senin gibi bu noktaya gelmek
isteyen gençlere ne söylemek istersin?
ERGÜÇLÜ: Ne mutlu böyle imkansız gibi görünen bir şeye insanlar bana
bakarak inandıysa. Bu çok onurlandırıcı bir şey. Dürüst olmak gerekirse, çok
akıl verici yaşta olmadığıma inanarak, çok da itici bulmama rağmen “çok
çalışmak gerekir” lafını, ben de bunu söylüyorum. Yazık ki evet “ çok
çalışmak” gerekiyor. Bütün yoruculuğuna, dayanılmazlığına, ağırlığına
katlanılmazlığına rağmen gerçekten çok çalışmak gerek. Bana Gizem Çeliker
bir zaman “ Ah Hazar okulu çok arayacaksın, keşke ben de okula gitsem”
demişti ve ben çok kızmıştım, “hayır yani, nasıl böyle bir şey söyleyebilirsin.
Mümkün değil, kimse okula dönmek istemez” demiştim. Okul benim için iğrenç
bir yerdi çünkü. Gerçekten ama gerçekten, bu kadar klişe bir laf edeceğime
inanmazdım ama okulu arar oldum. Çalışmak çok zor bir şey. İşe gitmek
zorunda olmak, hasta olamamak çok zor bir şey. Her meslek çalışarak olur.
Oyunculuk için söylemem, herkesin çok çalışması lazım. Ama ben bir şey
söyleyecek olsaydım. Çok da “çalış çalış demezdim” ama başarının sırrı budur.
Asıl marifet kişinin, iç sesini duyması, neden mutlu olacağına, ben ne isterim bu
hayatta, sorularına cevap bulmasıdır.. Eğer ellerinden gelirse insanlar bunu
yapsın isterdim.
Umudumuzu kaybetmeyelim
SORU: Mesajın ne olur Kıbrıs’a?
ERGÜÇLÜ: Umudumuzu kaybetmeyelim.
Son Güncelleme: 27.11.2016 17:57
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yav hehe 2016-11-27 17:30:00

umudumuzu kaybetmeyip senin gibi hayallerimizi gerçekleştirmek için bu ülkeyi terk etmeliyiz en doğrusu bu

banner130

banner146

banner50

banner68

banner40