banner118

MİLLİ VAROLUŞ KONSEYİ BASIN BİLDİRİSİ YAYINLADI

MİLLİ VAROLUŞ KONSEYİ BASIN BİLDİRİSİ YAYINLADI

25 Şubat 2014 Salı 19:56
482 Okunma
MİLLİ VAROLUŞ KONSEYİ BASIN BİLDİRİSİ YAYINLADI
Milli Varoluş Konseyi olarak, ORTAK AÇIKLAMA sonrasında Toplumlararası Görüşmelerle ilgili olarak KKTC, Anavatan ve Uluslararası Kamuoyu ve medyada oluşan "SINIRSIZ İYİMSERLİK" havasını ilgi ve dikkatle izlemekteyiz. Türk tarafındaki aşırı iyimserliğe karşın, gerek GKRY Liderinin Basın Toplantısında sergilemiş olduğu genel tutum ve argümanları ile gerek ise GKRY Müzakerecisi Mavroyanis'in kapsamlı açıklamalarının içeriği ve Rum tarafınca basına sızdırılmış olan üç ayrı Hukuki Mütalaanın muhtevası ile birlikte Rum tarafındaki tartışmalar da dikkate alındığında bizim taraftaki SINIRSIZ İYİMSERLİK in haklı mesnet ve gerekçelerden yoksun bulunduğu görülmektedir.

Aşağıdaki tesbitler ışığında bu İyimserliğin suni ve şişirilmiş olduğu
görüşündeyiz;

1) Ortak Açıklama içeriğinin Görüşmeciler tarafından yeniden tartışılamayacağı
görüş ve iddiası dile getirilmiş ve bu husus KKTC Dışişleri Bakanı Nami
tarafından da teyid edilmiştir. Oysa ki tarafların Ortak Açıklama'da murad
edilenler üzerinde farklı algı ve değerlendirmeleri mevcuttur.

2) Aynı şekilde Ortak Açıklama (OA) kapsamında YETKİ / EGEMENLİK kavramları
arasında fark bulunduğu iddiası Rum tarafınca net bir şekilde dile getirilmiştir.
Böylelikle Kıbrıs Türkleri'nin egemen eşitliği yok edilmek istenmektedir.

3) Rum Ortodoks Kilisesinin başı Başpiskopos Hristostomos'un TC ve KKTC
Devlet yetkililerini hedef alarak, iki devletlilikten bahsetmeye devam etmeleri
halinde GKRY’nin görüşmelerden çekileceği tehdidinde bulunması, Rumların,
Kıbrıslı Türklerin toplumsal eşitliğini 50 yıldır kabul etme noktasına
gelemediklerinin en açık örneğidir.
Kıbrıs Türk tarafının 1977 yılından beridir kırmızı çizgisi olarak müzakere
masasında bulunan ve BM kararlarına da girmiş olan "SİYASİ EŞİTLİĞE DAYALI
İKİ KURUCU DEVLET ....." talebi Rumlar tarafından "kurucu eyaletler"
mertebesine indirgenmeye çalışılmaktadır.

4) Türk Tarafı açısından hayati öneme haiz olan iki Toplumluluk ve iki Bölgelilik
kavramlarının, AB’nin üzerine inşa edilmiş olduğu temel kişisel hak ve
özgürlüklerle bağlantılı değer ve ilkeler gerekçe gösterilerek sulandırılması
yaklaşımı ayan beyan ortadadır. Federal Kıbrıs Cumhuriyetinin kurucu eşit
egemen ortağı olması gereken ‘Federe Kıbrıs Türk Devleti’nde, Kıbrıslı Türklerin
nüfus sayısı ve mülkiyet sahipliği açısından, ileride sulandırılamayacak ve AB’nin
birincil hukuku olacak şekilde, hakim durumda olmasını Rum tarafı kabul
etmemektedir.

5) Reddedilen Annan Planında aşağıdan (Federe unsurlardan) yukarıya (Federal
yapıya) doğru öngörülmüş olan yapılanma ve yetki aktarımı bu defa Rum
tarafınca tersine çevirilerek yukarıdan aşağıya doğru yapılandırılmak
istenmektedir. Egemenliği olmayacak Oluşturucu eyaletlerin çözüm
referandumunun iki tarafta da kabulünden sonra ortaya çıkacağı ifadesi bunun
kanıtıdır. Ayrıca, çözüm referandumu öncesinde de iki ayrı egemen devletin
mevcut bulunmadığı konusundaki ısrar Rum-Yunan tarafının niyetinin en sarih
göstergesidir.

6) İşin başından beri görüşmeler olumlu bir sonuç ile noktalandığı takdirde eş
zamanlı iki referandumdan çıkacak iki evet ile YENİ bir ORTAKLIK devleti
kurulması hedef alınmış iken şimdi Rum tarafı 1963 de yıktıkları KIBRIS
CUMHURIYETİ’ nin iç yapılanmasının evrim yoluyla değiştirilerek yeni bir düzen
yaratılmasından söz etmektedir. Rum tarafının ısrarla Yeni Devlet kuruluşuna
hayat verecek olan Bakir Doğum (Partenojenez) kavramından kurtulduklarını
tekrarlaması bu konudaki niyetlerinin yansımasıdır...

Ancak, Rum tarafının bu görüşü kabul edilmesi mümkün olmayan bir taleptir.
Varılacak bir anlaşmanın her iki toplum tarafından kabul edilmesi ve kurulacak
iki bölgeli ve iki toplumlu federal cumhuriyetin her iki toplumun gelecek
nesillerine sorunsuz ve geçmişte yaşanmış olayları tekrarlatmayacak bir yaşam
sunması ancak, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların devletlerinin eşit egemen
statüde bir araya gelerek ‘BAKİR’ Federal Kıbrıs Cumhuriyetini kurmaları ile
mümkündür. Çürük bir geçmiş üzerine, sağlam bir gelecek inşa edilemez.

‘BAKİR DOĞUM’ prensibi Rumlar tarafından kabul edilmediği taktirde,
müzakerelere devam etmenin hiçbir anlamı yoktur.

7) GKRY Lideri Ortak Açıklamayı savunurken, 1960 Anayasası'ndan da geriye
giderek o Anayasanın tanıdığı Türk ve Rum Toplumlarından değil Kıbrıs Halkının
unsurları olarak Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlardan bahsedilmesini
sağladıklarıyla övünmektedir. Yani, Ortak Açıklamayla Kıbrıs Türklerine bireysel
haklar tanınmasını sağladıklarını ancak toplumsal haklar vermediklerini,
egemenlik tanımadıklarını söylemektedir. Bu noktada, KKTC Anayasasının 163
ncu maddesi gereği içeriği Anayasanın metnine dahil olarak kabul edilmiş olan
GİRİŞ Bölümündeki şu ifadeyi hatırlamakta yarar görmekteyiz: "Toplumsal hak
ve özgürlüklere sahip olmadan, bireysel hak ve özgürlüklerin sözkonusu
olamayacağını...............acı deneyimlerle saptamış bulunan Kıbrıs Türk Halkı
Egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olarak....."

8) Rum tarafı daha Ortak Açıklamaya atılan imzaların mürekkebi kurumadan
Kıbrıs Türk Halkı içerisinde bir ayrıştırıcı etki operasyonuna girişerek olası
çözüm referandumlarında sadece Federal Devletin Meşru Vatandaşlarının oy
kullanabileceğini savunmaya başlamıştır...Bu bağlamda Annan Planı döneminde
hazırlanmış olan 43 bin kişilik malum listenin maksat ve önemi şimdi daha iyi
anlaşılmaktadır....Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye'nin bu tutuma
boyun eğmeyeceğine ve vatandaşlarının Rumların keyfine göre tasnifine izin
vermeyeceğine inanıyoruz......

9) Rum tarafının Türkiye'den Kıbrıs'a hayat suyu getirilmesi ile ilgili Anlaşma
dahil, KKTC ile Türkiye arasında yapılmış olan hiçbir Anlaşmayı kabul
etmeyeceği (PAST Acts'ı inkar) ve bu tür Anlaşmaları Gayrımeşru kabul ederek
bunlara Meşruiyet kazandırmayacaklarında ısrar etmesi, Rumların bu müzakere
sürecini çıkmaza sürükleme gayretlerinin bir başka göstergesidir....Rumların
1963 den beri kendi kendini idare etmekte olan Kıbrıs Türk Halkının 50 senesini
yaşanmamış addetmelerine müsamaha gösterilmemelidir...

Milli Varoluş Konseyi olarak, yukarıda sayılan veya Kıbrıs Rum medyasının
izlenmesi sonucu açıklıkla gözlenebilen daha nice örnekler ve argümanlar
nedeniyle Kıbrıs Türk Halkı üzerinde suni olarak yaratılmak istenilen aşırı
iyimserlik havasının sağlıksız ve yanıltıcı olduğu kanaatindeyiz.
Milli Varoluş Konseyi olarak, Dışişleri Bakanı Özdil Nami tarafından,
Cumhurbaşkanlığı müzakere heyetinden bağımsız olarak,
Cumhurbaşkanlığından onay alınmadan ve Cumhurbaşkanlığına bilgi
verilmeden yürütülen paralel müzakere çalışmalarının, Müzakere Teorisinin en
temel prensiplerine aykırı olduğunu, Rum tarafı ile yürütülen müzakerelerde,
Cumhurbaşkanlığı Müzakere Heyetinin pazarlık gücünü azalttığını ve toplumsal
yarar yerine telafisi mümkün olmayacak toplumsal zararlara neden olacağını
önemle vurgulamak ve tarihe bir not olarak düşmek istiyoruz.
Kıbrıs Türk Halkının, 24 Mayıs 2004 Annan Planı Senaryosunda olduğu gibi tarihi
bir yanılgıya düşmemesi ve sağlıklı bir karar verebilmesi için bundan böyle
kaydedilecek gelişmeleri ve müzakere sürecini aşağıdaki temel prensiplerimiz
çerçevesinde sorgulamalara tabi tutarak, analitik bir yaklaşımla
değerlendirmesini ve yapıcı bir kuşku içerisinde hareket etmesini zorunlu
görmekteyiz.

Temel Prensiplerimiz:
1) Olası bir anlaşma, egemenliğin iki halktan kaynaklandığını belirtmelidir.

2) ‘Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’ siyasi eşitlik temelinde, egemen federe Kıbrıs
Türk Devletine evrimleşecek KKTC ve egemen Federe Kıbrıs Rum Devletine
evrimleşecek GKRY tarafından ‘BAKİR’ bir devlet olarak kurulacaktır.

3) ‘İki bölgelilik’ ve ‘iki toplumluluk’ Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yapısal,
değişmez, değiştirilemez özelliği olacak ve ‘‘AB’nin birincil hukuku’’ olacaktır.

4) Federal Kıbrıs Cumhuriyetinde, egemen, eşit kurucu ortak olarak varlığımızın
idamesi için yegane etkili teminat olan Türkiye'nin Fiili (asker bulundurma) ve
Etkin ( müdahale hakkını içeren) müdahale hakkı ve yetkilerinin devam etmesi şarttır.

5) Yeni Ortaklık Devleti, AB üyesi ülkelere ve bu ülkelerin vatandaşlarına
tanınan hak ve menfaatleri Türkiye AB’ne üye oluncaya kadar Türkiye ve Türk
vatandaşlarına da tanımalıdır.

6) Anlaşma, Kıbrıs adasının münhasır ekonomik bölgesi içerisinde deniz tabanı
altından elde edilecek tüm hidrokarbon ve diğer varlıklarla bağlantılı gelirlerin
oluşacak federe Kıbrıs Türk devletinin ve federe Kıbrıs Rum devletinin
nüfuslarıyla orantılı bir şekilde bölüşümünü sağlamalı ve güvence altına
almalıdır.
Anlaşma, Kıbrıs adasının münhasır ekonomik bölgesi içerisinde deniz içinden,
örneğin balıkçılıktan ve benzeri faliyetlerden elde edilecek gelirlerin ve deniz
üstünden elde edilecek gelirlerin, oluşacak federe Kıbrıs Türk devletinin ve
federe Kıbrıs Rum devletinin sahip olacağı kıyı şeridi ile orantılı bir şekilde
bölüşümünü sağlamalıdır.

Milli Varoluş Konseyi olarak, bundan sonraki müzakere süreci içerisinde
yukarıda belirtilmiş olan 6 yaşamsal öneme sahip prensibin yakın takipçisi
olacağımızı, bu prensiplere olumlu yanıt teşkil eden tutum ve davranışlarında
Sayın Cumhurbakanımıza, Müzakerecisi Sayın Özersay'a ve Müzakere Heyetine
destek vereceğimizi, bunları yaparken de Kıbrıs Türk Halkının ve O'nun özgür
iradesinin eseri olan KKTC’nin Kıbrıs coğrafyasındaki doğal komşumuz olan
Kıbrıs Rum Halkı ve O'nun devleti olan GKRY ile illa da bir ortaklık çözümüne
muhtaç bulunmadığı gerçeğini hiç aklımızdan çıkarmayacağımızı, Rum-Yunan
tarafının tutum ve davranışlarına bağlı olarak İKİ BAĞIMSIZ, EGEMEN DEVLET’li
KIBRIS seçeneğini de canlı tutacağımızı ve müzakere sürecinde Rumların
olumsuz tutum sergilemeleri durumunda Halkımızı ve Anavatanımızı bu
seçeneği de ciddiyet ve soğuk kanlılıkla değerlendirmeye yönlendirmek için
çalışmalar yürüteceğimizi kamuoyumuza saygı ile duyururuz.


Merkez Yürütme Kurulu adına

Vedat Çelik
25 Şubat 2014 Salı
 
Son Güncelleme: 25.02.2014 19:58
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.