banner152
banner151

"HALİL İBRAHİM AKÇA'YA AÇIK MEKTUP"

Sinan DİRLİK yazdı;

07 Ekim 2013 Pazartesi 11:32


"Sn. Halil İbrahim Akça
TC Büyükelçisi- Lefkoşa

Siz beni tanımazsınız ama ülkemin Kıbrıs’ın Kuzeyindeki Büyükelçisi görevinizle ben sizi yakından izliyor ve tanıyorum.

2003 yılında Kıbrıslı Türklerle yolum tesadüfen kesişti. Başlangıçta hiçbir şey bilmiyordum ne Kıbrıs, ne de Kıbrıslılar hakkında.

Zamanla, Lefkoşa’dan Mağusa’ya, İskele’den Güzelyurt’a kadar gezip dolaşıp, Kıbrıslı Türkleri tanıdıkça Adayı ve Adalıları çok sevdim. Bugün tasalarıyla tasalandığım, sevinçleriyle sevindiğim pek çok dostum, arkadaşım var Kıbrıs’ta.

10 yıllık ilişki az buz bir birikim sağlamıyor insana. Haklarında hiçbir şey bilmediğim Kıbrıslı Türkler sabırla kendilerini anlattılar bana.

Lefkoşa’nın Lefkoşe, Mağusa’nın da Magosa olmadığını öğrendim örneğin. Güllü sütü sevemedim fakat molehiya’yı o pişince evden çıkmayan kokusuna rağmen çok sevdim.

“N’oldu be oğlum?” dediklerinde “Allah Allah bir şey olmadı ki?” şaşkınlığında bakmamayı ve “N’olsun be gardaş” diye yanıtlamayı kaptım.

İç savaşta babasını, kardeşini kaybetmiş insanların nasıl olup da nefret üretmek yerine tutkuyla barışı ve çözümü istediklerini anlamaya çalıştım. 10 yıl geçti hâlâ öğreniyorum Kıbrıs’tan ve Kıbrıslı Türklerden Sn. Büyükelçi…

Kıbrıslı Türkler Türkiye’ye derin bir aşkla bağlılar Sn. Büyükelçi… Marazi bir aşk bu…

Osmanlı onları İngiltere’ye önce kiralayıp sonra terk ettiğinde de; genç TC onları Misak-ı Milli dışında bırakıp “gelen gelsin, gelmeyen başının çaresine baksın” diyerek 1923’ten 1950’lere kadar İngiliz’in insafına bıraktığında da bitmeyen bir aşk bu…

1950’lerde yine bir İngiliz oyunuyla Kıbrıs sorununu kucağında bulan Türkiye konuyu iç politika malzemesi haline getirip, Kıbrıslı Türklerin adı üzerinden 6-7 Eylül felaketi yaşandığında da sarsılmayan bir aşk bu…

60’da “Ana vatanın da garantörlüğünde” bir arada yaşama umudu yeniden yeşerdiğinde de, 63’den 74’e Rum ve Türk milliyetçiliği arasında sıkışıp kaldıklarında da, 74’te faşist Rumlar tarafından kıtır kıtır doğranırken de ve Türkiye, askeriyle “Kıbrıs Cumhuriyetinde anayasal düzeni yeniden tesis etmek üzere” Adaya geldiğinde de katmerlenen bir aşk bu…

74 sonrasında “kurtarılmış” olmanın coşkusu daha henüz sürerken Anadolu’nun en ücra köşelerinden üçer beşer gönderilen “soydaşlarıyla” kucaklaşırken de, soydaşların sayısı artarken ve kalıcılaştıklarında da, gün gelip Kıbrıslı Türklerin sayısını kat be kat aştıklarında da tükenmeyen bir aşk bu…

Üretimden tüketime, köylülükten memurluğa devşirilirken de, kapılar kilitlenmeden uyunabilen günler, ganimet çarkının o gri, o karanlık korku krallığına dönüşürken de, yeniden bir arada yaşama umudu ağır ağır tükenirken de, bölünme derinleşirken de sarsılmayan bir aşk bu…

400 yılda geliştirdikleri, koruyabildikleri ne varsa Anavatan’ın gölgesinde cılızlaşırken de, her geçen yıl Türkiye’ye biraz daha bağımlı hale getirilirken de, her ayın sonunda TC Hükümetlerine el avuç açmak zorunda bırakılırken de, artık kendi kararlarını kendileri veremez hale gelirken de eksilmeyen bir aşk bu…

TC Başbakanları ve hatta bürokratları tarafından azarlanıp aşağılanırken de, Türkiye’nin bir taşra kasabası gibi görülmeyi sineye çekerken de, kumarhaneler ve kerhanelerle tanışırken de, çocuklarını korumaya çalışırken de sarsılmayan bir aşk bu…

Sn. Büyükelçi…

Onca zamana karşı hâlâ kendimi ayıpladığım, yüzümün kızardığı anlar oluyor benim bile. Kendimi Kıbrıslı Türkleri azarlarken, onlara akıl vermeye çalışırken yakaladığım anlar oluyor. Ses etmeseler de içten içe kırıldıklarını, gönül koyduklarını hissediyor, utanıyorum yaptığımdan. Telafisi kolay olmuyor açılan yaraların. Ama bu yaraları hep birlikte sarmalı, Kıbrıslı Türklerin kırılan gururlarını onarmalı, öz saygılarını yitirmelerine yol açacak davranışlardan özenle kaçınmalıyız. Bu bir lütuf ya da “büyük bir toplumun küçük bir topluma ihsanı” değil. 400 yıldır kendi dillerini, kültürlerini koruyabilmiş bir halka fazlasıyla layık oldukları, yıllar içerisinde hoyratça gasp edilmiş bir hakkın teslimidir sadece…

Sn. Büyükelçi… Bugün Türkiye’den Kıbrıs’a göçmüş Karadenizli yurttaşlarımızın bir etkinliğinde konuşmuşsunuz. Basından takip ettim.

“Ülkede bazı sıkıntılar olmasına rağmen Kıbrıslı Türklerin mutlu olduğunu” söylemişsiniz.

Benim tanıdıklarımın neredeyse tamamı mutsuz. Geleceklerinden endişeliler.

“Kıbrıslı Türklerin bağımsız bir ülkesi, devleti ve yöneticilerinin bulunduğunu” söylemişsiniz.

Kıbrıslı Türklerin kurucu ortak sıfatıyla yer aldıkları, uluslararası statüsüne Türkiye’nin de garantörlük ettiği bağımsız, bağlantısız, federal bir devletleri vardı Sn. Büyükelçi… 1974 yılında Türkiye, garantör sıfatıyla o bağımsız ve bağlantısız ülkenin anayasal düzenini yeniden tesis etmek üzere asker çıkardığı ve fakat iç savaşı çıkartan faşist Sampson Cuntası devrilmesine ve anayasal düzen yeniden tesis olmasına rağmen askerini çekmediği için ve Rumlar da bu durumdan fazlasıyla faydalandıkları için artık Kıbrıslı Türklerin bağımsız bir ülkeleri, devletleri yok maalesef…

1983 yılında ilan edilen KKTC’nin egemen ve bağımsız bir devlet olduğunu söyleyebilirsiniz haklı olarak. Zira bunun aksini iddia etmeniz durumunda Büyükelçi statünüzün de tartışmaya açılacağının farkındayım. Ben de bunun aksini düşünmek dahi istemiyorum. Kıbrıslı Türklerin kendi kaderlerine kendilerinin karar verebileceği, istedikleri takdirde Kıbrıslı Rumlarla federal bir yapıda buluşabilecekleri bağımsız bir devletlerinin olmasını istiyorum. Bunun için de öncelikle TC ile KKTC arasında karşılıklı saygıya ve içişlerine karışmamaya dayalı, uluslararası teamüllere uygun iki eşit devlet ilişkisinin kurulmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.

Sizin de bildiğiniz gibi BM Güvenlik Konseyi kararı uyarınca 1983 yılında ilan edilen KKTC’nin uluslararası hiçbir statüsü bulunmuyor. Hiçbir devletin tanımadığı, hiçbir uluslararası anlaşmaya imza atamayan, hiçbir ülkeyle ticaret yapamayan, hiçbir uluslararası kültürel, sportif organizasyonda temsil edilemeyen, yurttaşlarının kimlik ve pasaportlarının hiçbir ülke tarafından tanınmadığı, kendine ait bir ulusal marşı bile bulunmayan bir toplumun devletinden de bağımsızlığından da söz etmek mümkün müdür Sn. Büyükelçi?

Vazgeçtim diğer ülkelerden… Dünyada sadece TC Devleti tarafından tanındığını iddia ettiğimiz KKTC’nin Türkiye’deki hiçbir “gerçek” uluslararası kültürel, sportif organizasyonda bile resmen temsil edilemediğini buna karşılık tanımadığımızı ileri sürdüğümüz Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bayrağının Türkiye’deki her uluslararası toplantı ve organizasyonda dalgalandığını görüyorken Kıbrıslı Türklere “bağımsız ve egemen bir devletiniz var” demek sizce de haksızlık değil mi? Vazgeçtim uluslararası organizasyonlardan… Herhangi bir Türkiyeli spor kulübünün Kıbrıslı Türk spor kulüpleriyle müsabaka yapamadığı bir ortamda Kıbrıslı Türklere “sizi tanıyoruz” demek haksızlık değil mi? Nasıl bir bağımsızlık, nasıl bir tanıma bu Sn. Büyükelçi?

Ülke ekonomisinin neredeyse tamamen TC kaynaklı dış yardımlara bağımlı olduğu; “yardım” adı altında ülkeye aktarılan paranın nereye nasıl harcanacağı konusunda Elçiliğinizin ve TC Yardım Heyetinin belirleyici olduğu, ülke ekonomisine ait verilere ilişkin neredeyse tek güvenilir kaynağın yine bizzat Elçiliğinizin olduğu bir ortamda Kıbrıslı Türklere “Kıbrıs’ın Kuzeyinde egemen ve bağımsız bir devlet var” demek sizce de haksızlık değil mi?

Komutanların, Kıbrıslı Türklerin seçtiği yöneticilere “sen önce Türklüğünü ispatla” diyebildiği, seçilmiş bir Cumhurbaşkanının kendi yaptırdığı Lokmacı Köprüsünü kaldırmak için bile sayısız badire atlattığı, TC Başbakanının KKTC Başbakanına gazetecilerin önünde maaşını sorabildiği, Başbakan yardımcısının “siz nüfusunuzu bile bilmiyorsunuz” diyebildiği, TC Başbakanının rahatça miting bile yapabildiği bir ülkenin egemenliğinden, bağımsızlığından söz etmek sizce de biraz ironik değil mi?

Seçilmiş bir hükümetin, ülkeye toplumsal gösterilerde kullanılacak emniyet araçlarının alım kararı yetkisinin bulunmaması, egemen bir ülkede iç güvenlik teşkilatının başka bir ülkenin komutasındaki orduya bağlı olması sizce de tuhaf değil mi?

Resmi nüfusu 250 bin olan egemen bir ülkede, başka bir devletin 50 bin askerinin bulundurulması sizce de tuhaf değil mi?

Sn. Büyükelçi… Türkiye’nin Kıbrıs’ın Kuzeyine büyük yatırımlar yaptığını, yollar, okullar, hastaneler, sayısız tesis yaptığını elbette biliyorum. Nüfusunun çok büyük bölümü yurtdışında yaşayan ve sayılarının 2004 Annan Planı dönemindeki uluslararası belgelerden edinebildiğim bilgi kadarıyla 100-150 bini geçmeyen Kıbrıslı Türklere Türkiye’nin yaptığı ve yapmakta olduğu yatırımların çok daha azı fazlasıyla yeterliydi. TC Başbakanının, çocuğu olmadığını öğrendiği Kıbrıslı Türk bir gazeteciye de söylediği gibi “Kıbrıslı Türklerin nüfusu artmıyor, artmadığı için de Türkiye’den nüfus aktarılıyor Adaya…”

Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi Sn. Büyükelçi, bir ülkenin “kontrolü altında tuttuğu” ve uluslararası hukuka göre resmen kendisine ait olmayan, askeri güç vasıtasıyla bulunduğu bir toprakta nüfus değişikliğine yol açması uluslararası bir suçtur. Ben ülkemin böyle bir suçu işlediğini düşünmek dahi istemiyorum. Ancak Sn. Büyükelçi, sizin de bildiğiniz gibi kontrolsüz biçimde TC yurttaşlarının sayısının artması, Adanın sınırlı alt yapısını doğal olarak yetersiz kılıyor.

Nüfusu artmayan bir toplumun daha fazla okula, hastaneye, otobana ve diğer alt yapı yatırımlarına Kıbrıs’taki kadar ihtiyaç duyduğunu daha önce işitmemiştim. Fakat bizzat elçiliğinizin ürettiği raporlara baktığımda Kıbrıs’ın kuzeyinde her geçen yıl daha fazla hissedilen alt yapı yatırım açığı ortaya çıkıyor ve Türkiye’nin de bu açığı kapatmak üzere yardım ve desteğine ihtiyaç duyuluyor.

Bizim kadar iyi niyetli olmayan yabancılar, Türkiye’nin Adaya aktardığı nüfusun artan ihtiyaçlarını “yardım adı altında” karşılamaya çalıştığını ileri sürebilirler. Bir TC yurttaşı olarak bundan büyük üzüntü duyarım. Zira bugünkü organizasyonda çok güzel ifade buyurduğunuz gibi, egemen ve bağımsız bir ülkede hiçbir başka devlet bu tür bir faaliyet yürütemez…

Lütfen yanlışım varsa düzeltiniz… “Egemen ve bağımsız bir ülkede yurttaşların ihtiyaçlarına o ülkenin seçilmiş hükümetleri karar verir” diye biliyorum ben…

Türkiye kaynaklı kurum ve kuruluşların geçtiğimiz günlerde temel atma ve açılış töreni yapılan İlahiyat Koleji ve 10 bin kişiye hizmet sunacağı bildirilen bir camiiye ihtiyaç olup olmadığı konusu da keza seçilmiş KKTC hükümetini ilgilendiren bir konudur.

Örneğin bağımsız ve egemen bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nde Antalya bölgesinde sayıları artık on binlerle ifade edilen Alman-İngiliz yurttaşlar yaşamaktadır. Alman ya da Britanya Hükümetlerinin Antalya’ya gelerek bir Kilise kompleksi açmaları Türkiye’de nasıl hoş görülemezse, Türkiye kaynaklı kurum ve kuruluşların da bağımsız ve egemen bir ülke olan KKTC’ye gelerek İlahiyat Koleji ve 10 bin kişilik camii yaptırmaları herhalde hoş karşılanacak bir durum değildir.

Böyle bir yatırıma karar verme yetkisi tartışmasız biçimde KKTC’nin seçilmiş hükümetidir. Yakından izlediğim kadarıyla KKTC’nin seçilmiş hükümeti ve Kıbrıslı Türklerin bu hükümete destek veren büyük çoğunluğu İlahiyat Koleji ve Camii inşaatının karşısındadır. “Milli ve dini duyguları zayıf olduğu için” değil, ülke ihtiyaç listesinde önceliği İlahiyat koleji ve 10 bin kişilik Camii olarak görmedikleri için… Takdir edersiniz ki hiçbir “başka ülkenin kurumu” ya da temsilcisi, başka bir ülkenin ihtiyaç önceliğine karar veremez… Nitekim seçilmiş hükümetin Eğitim Bakanının basına da yansıyan demeçlerinden, Sn. Bakanının bu yatırımdan ve açılış töreninde TC yetkililerinin kullandığı üsluptan rahatsızlık duyduğunu anlıyoruz.

Sn. Büyükelçi, laikliği bir yaşam biçimi olarak benimsemiş Kıbrıslı Türklerin dini ve milli hassasiyetler üzerinden rencide edilmelerinden bir TC yurttaşı olarak büyük üzüntü duyuyorum. Bunu açılış töreninde TC yetkililerinin “Kıbrıs’a Türk mührü vuruldu” “Kıbrıs Türk halkının milli ve manevi değerlerinin yükseltilmesine hizmet edecek yatırım” gibi ifadelerden Kıbrıslı Türklerin incindiği bilgisiyle söylüyorum. Ada İngilizlere kiralandığında bile dilinden, kültüründen kopartılamamış bir topluma hele ki “bağımsız ve egemen bir devlete sahip olduğu” günümüzde “milli ve dini duygularının yükseltilmesi” ihtiyacından söz etmeyi büyük haksızlık olarak görüyorum.

Türkiye halkı ne yazık ki Kıbrıslı Türkleri yeterince tanımıyor. Dikkatinizi çekmiştir, Kıbrıslı Türkler Türkiye gündemi ile ne kadar ilgiliyse, Türkiyeli Türkler Kıbrıslı Türkler hakkında o denli az şey biliyor. Bu eksikliği hep birlikte gidermemiz gerekiyor elbette ama öncelikli görev Türkiye medyasına düşüyor.

Sn. Büyükelçi, Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkiye medyasının temsilcileri yaptıkları haberlerde Türkiye kamuoyunu yeterli ve doğru bir bilgilendirme ile besleyemiyorlar. Son örneğini geçtiğimiz gün Hürriyet gazetesinde yayınlanan “KKTC de ezan sustu” başlıklı haber bir kez daha doğruluyor.

KKTC’de ihtiyaç olmayan 10 bin kişilik camii ve külliye inşaatına ön ayak olan Türkiyeli kuruluşlar, bu tesisler için harcanan 27 milyon dolara kaynak bulurken keşke mevcut camilerin elektrik borcuna tekabül eden 7 milyon TL nin ödenmesine ön ayak olsalardı. Elektriğin zaten sorunlu ve hayli pahalı olduğu adada böyle bir hizmet, Kıbrıslı Türkler nezdinde de Allah katında da herhalde çok daha makbul olurdu.

Sn. Büyükelçi… Bütün bunları sizinle paylaşıyorum zira bir TC yurttaşı olarak, kendi devletimin beyanını tartışmasız kabul ediyorum. KKTC’nin bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu ve bu devleti dünya üzerinde tanıyan tek ülkenin Türkiye olduğunu bana benim devletim söylüyor. Tıpkı devletim gibi, devletimin KKTC’deki yasal ve meşru temsilcisi olarak sizin de beyanınız bu yönde.

Devletine ve Devletinin temsilcisine güvenen bir TC yurttaşı olarak beyanınıza uygun biçimde KKTC’de karşılıklı eşitlik ve saygıya, iç işlerine karışmamaya dayalı bir ilişkiyi görmek, bu konuda yöneltilen eleştiriler karşısında başım dik olarak Kıbrıslı Türk dostlarıma yanıt verebilmek için desteğinize ihtiyacım var.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Kıbrıslı Türkler arasında köprü konumundaki Elçiliğinizin bağımsız ve egemen iki devlet ve iki halk arasındaki ilişkilerin zarar görmemesi için maksimum özeni göstermekte olduğunuza bütün samimiyetimle inanıyorum.

Ülkelerimiz arasında sizin sayenizde gelişecek karşılıklı egemenlik haklarına saygılı ilişki, zaten çok yakın akrabalık bağlarını hisseden ve yaşayan biz TC yurttaşlarını da, Kıbrıslı Türk kardeşlerimizi de mutlu edecektir.

Saygılarımla.

Sinan Dirlik

Bir TC vatandaşı."

(www.sinandirlik.com) 
Son Güncelleme: 07.10.2013 11:33
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
koray yalçın 2013-10-08 08:01:48

dilinize sağlık. tüm söylemek istediklerimizi yazdığınız için ellerinize sağlık.

Avatar
cengiz küçüksu 2013-10-08 09:24:20

cok teşekkür ederiz elinize sağlık

Avatar
KIBRISLI 2013-10-14 11:39:36

elinize ağziniza sağlik yazinizin altina yüzde doksan kibrisli türkler imza koyar.

Avatar
Yusuf YAĞMUR 2014-12-03 15:56:49

umutla sizi sivastan mebus olarak görmek istiyorum.sivas yıldızeli platformu kurucu gen.bşk.yusuf yağmur 0346 2218040gsm 0542 7813812

Avatar
Berk Topal 2015-01-10 07:00:07

öncelikle çok haksız iltifatlara boğmuşsunuz kktc halkını siz hangi kktcde yaşadınız bilmiyorum bende 3yıldır burda yaşıyorum aslen kıbrıslı olan şahıslardan görmüş olduğum aşağılayıcı hakir gören 3sınıf insan muamelesi yapmaya çalışan adeta şahsıma bir düşman gözüyle bakan bir çok kişiyle karşılaştım burda.bir türkiye cumhuriyeti vatandaşı olmaktan gurur duyuyorum ve kktc hakkında söylediğiniz tek bir iyi lafı bile onaylamıyorum.şu konuda kesinlikle size katılıyorum şeref ve şehit yuvası tsk mız buranın bekçiliğini yapmasın haketmiyorlar çünkü üstüne bir de tecavüzcü oluyor.

banner146

banner157

banner68

banner40