BAKIRCI HAKKINDAKİ İDDİALARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Son günlerde Çevre Bakanı Sayın Bakırcı’nın yurt dışı ziyareti konusunda hukukçu bir milletvekili olarak suskun kaldığım için sürekli eleştiri alıyorum.

08 Ağustos 2014 Cuma 15:23
687 Okunma
 BAKIRCI HAKKINDAKİ İDDİALARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Son günlerde Çevre Bakanı Sayın Bakırcı’nın yurt dışı ziyareti konusunda hukukçu bir milletvekili olarak suskun kaldığım için sürekli eleştiri alıyorum. Her şeyden önce, bu suskunluğumun temel sebebinin tam da bir hukukçu olmam hasebiyle masumiyet karinesine inanmam olduğunu söylemeliyim. Bilindiği gibi masumiyet karinesi, suçlu olduğu mahkeme huzurunda kanıtlanıncaya kadar herkesin masum (suçsuz) kabul edilmesi anlamına gelir.

Bir hukuk devletinde masumiyet karinesi iyi işleyen bir soruşturma ve yargı mekanizmasıyla birlikte var olduğu zaman anlamlıdır. Eğer soruşturma ve yargı mekanizması iyi işlemiyor veya halkın geneli, iyi işlemediğine, dolayısıyla bazı suçluların, suçlu oldukları kesin olmasına karşın, yargılanmaktan, hatta soruşturmaya dahi tabi tutulmaktan kurtulduğuna inanıyorsa, masumiyet karinesi de ciddi şekilde anlamını kaybetmeye ve suçluların aklanmasından başka hiçbir işe yaramayan bir ilke gibi algılanmaya başlar.

Bizim ülkemizde de bu noktaya yaklaştığımız konusunda derin kaygılarım bulunduğunu itiraf etmek zorundayım.

İşin hukuk ve mevzuat tarafına bakılırsa, durum şudur: Bilindiği gibi bu yıl içerisinde 45/2014 sayılı Ceza (Değişiklik) Yasası Meclis’ten oy birliğiyle geçmiştir. Bu Yasa’nın, Esas Yasa’nın (Fasıl 154 Ceza Yasası’nın) 101’inci maddesini değiştiren 3’üncü maddesine göre, “Kamu hizmetinde görevli bir kişi, görevini yerine getirmek için herhangi bir kişiden para, mal veya başka herhangi bir ödül alır veya bir ödülü veya ödül vaadini kabul ederse, ağır bir suç işlemiş olur ve beş yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilir.”

Yine bu değişiklik Yasası’nın 2’nci maddesine göre, “kamu hizmetinde görevli kişi” kavramı bakanları ve milletvekillerini de içermektedir.

Dolayısıyla Sayın Bakırcı’nın görevini yerine getirmek için herhangi bir ödül aldığı, hatta ödül vaadini kabul ettiği mahkemede kanıtlanırsa, ağır bir suç işlemiş olduğu ortaya çıkacak ve cezalandırılması gerekecektir.

Ancak, daha önce de vurguladığım gibi, Sayın Bakırcı’ya suçlu diyebilmek için, her şeyden önce onun böyle bir suçu işlemiş olduğunun mahkeme önünde, her türlü şüpheden ari bir biçimde kanıtlanması gerekir. Bunun yolu da hiç kuşkusuz Sayın Bakırcı ile ilgili bir soruşturma başlatılması ve kendisinin yargılanmasıdır.

Oysa Anayasa’nın 84’üncü maddesine göre milletvekilleri, 106’ncı maddesinin (5)’inci fıkrasına göre de Bakanlar Kurulu’na Cumhuriyet Meclisi dışından girmiş olan bakanlar yasama dokunulmazlığından yararlanırlar.

Anayasa’nın 84’üncü maddesine bakıldığı zaman, bir bakan olan Sayın Bakırcı’nın yargılanabilmesi için iki koşuldan birinin yerine gelmiş olması gerekir. Bunlar,

a) Böyle bir suçtan dolayı suç üstü yakalanması.

b) Cumhuriyet Meclisi’nin yargılanması için karar alması.

Burada şu an için bu iki durumdan hiçbiri yoktur. Kaldı ki polis veya Başsavcılık ortada bir suçüstü durumu bulunduğu iddiasında olsa, Meclis’in herhangi bir karar almasına gerek olmaksızın, yalnızca durumu Cumhuriyet Meclisi’ne bildirmek kaydıyla süreci başlatabilir. Başlatmadığına göre, burada bir suç üstü durumu bulunmadığına polis ve Başsavcılık da kanidir demektir.

İşte referanduma sunulan ve reddedilen metinde yer alan Anayasa’nın 84’üncü maddesine ilişkin değişikliğin temel amacı da buydu. Eğer değişiklik kabul edilmiş olsaydı, her milletvekili ve bakan, siyasi nitelikli olmamak kaydıyla, işlediği herhangi bir suçtan dolayı yargılanabilecek ve suçluysa mahkum olup cezasını çekecek, suçlu değilse aklanma olanağına kavuşacaktı. Oysa şimdi, süreç hukuki değil, siyasi bir süreç olarak işlemekte ve milletvekilinin yargılanabilmesi için Meclis’in dokunulmazlığını kaldırma kararı alması gerekmektedir. Böyle bir kararın alınması ise, olayın özüyle hiçbir ilişkisi olmayan siyasi mülahazaların devreye girmesi dolayısıyla, olayda adı geçen kişinin bu yönde istekli olması halinde bile, yalnızca bizde değil, hukuk devleti niteliğinden kuşku duyulmayan pek çok başka ülkede dahi hiç de kolay olmamaktadır.

Bu şartlarda, yargılama yapılmadığı için bir yandan kamu vicdanı tatmin edilememekte, diğer yandan da suçlanan kişi, suçlamalar mesnetsiz olsa bile kamu önünde aklanma hakkından yararlanamamaktadır.

Kendi adıma, Anayasa’nın 84’üncü maddesinin değiştirilmesi konusunda ısrarlı olmamın sebebi budur. Dilerim 29 Haziran’da değiştirilemeyen bu maddeyi bundan sonraki bir tarihte değiştirmek mümkün olur ve böylece hem kamu vicdanındaki rahatsızlıklar giderilir hem de dürüst milletvekilleri ve bakanlar, hayatları boyunca zan altında yaşamak zorunda kalmaksızın ve çoğu zaman kendilerinden fazla başka etkenlerce belirlenen siyasi süreçlerden geçmeye zorlanmaksızın aklanma hakkından yararlanırlar. 
Son Güncelleme: 08.08.2014 15:24
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
asli 2014-08-08 16:59:21

adam kendi agzi ile soyledi tufan bey. nasil isbatlanirsa diyorsun. roportaji ortada.

Avatar
Oktay Güney 2014-08-09 13:51:31

öncelikle herkes kendini düzenleyecek sonra başkasıda hata arayacak. siz, sahte hasta raporlarını araştırın, işe gitmeden maaş alanları araştırın, hakkı olmadan kazanç elde edenleri araştırın onlarında yasasını açıklayın. bu ülkeye adaleti getirin ki yargılama hakkınız olsun...