Kıbrıs Türk sorunu yaratılıyor



Kuzey Kıbrıs’ta sürdürülemez düzenin yaratıcılarının kendi içlerinde düştüğü kavganın ve bu kavgada taraf konumunda olanların ürettiği politikaların birçok sonucu olacaktır. Kavganın taraflarına daha önce defalarca yaptığımız naçizane bir uyarıyı bugün tekrar hatırlatmak, Kuzey Kıbrıs’ın ve Türkiye’nin geleceğini önemseyenler açısından samimi bir kaygıyla ifade etmekten çekinmeyecekleri bir zorunluluktur.

Temellerinin kimler tarafından atıldığını hepimizin bildiği patronaj rejimi, ganimetin ve Türkiye’den gönderilen yardımların, siyasal partilerin ve liderlerinin siyasal çıkarlarını korumak için oy karşılığı dağıttıkları bir rejimdir. Bu rejimin sürdürülemez niteliği gelmiş geçmiş tüm Türkiye hükümetleri arasında sadece AK Parti tarafından tespit edilmiştir. Kıbrıs Türk toplumunu sindiren, çıkarlarını korumak için sessizleştiren bu rejimin elinde baskı olarak kullanılageldiği ana düstur: “Paylaşımdan faydalanmak istiyorsan itaat edeceksin” mottosunda gizlidir. Susması ve oy vermesi karşılığında beklentileri gerçekleştirilen toplum, rejimi kuranlara ve rejimi sürdürenlere boyun eğmeye mahkum edilmiştir.

İçinden geçtiğimiz koşullar, toplumun alıştırılageldiği yoz düzenin tüm ayaklarını yerle bir etme iddiasını taşımasına rağmen fiilen düzenin devamını sağlayan icraatlarla, rejimin fayda sağladıklarının değiştiği ancak rejimin değişmediği şartlar üretmektedir. Bahse konu koşulların yarattığı sert iklim Türkiye’nin Kıbrıslı Türklerle arasındaki köprülerin çatlayarak, zamanla çökmesine sebebiyet verebilecek güçtedir.

Türkiye’nin Kıbrıslı Türklerden uzaklaşmasının kaçınılması imkansız bir sonucu olacaktır. İtilen, kapana kıstırılan toplum bazı politikaların sürdürülmesi sonucunda öncelikle hukuk yoluna başvurarak, Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’taki varlığının kendi açısından sorgulanır hale geldiğini dünyaya duyurma yoluna gidecektir. Nitekim bireysel bazda Türkiye aleyhine açılan bazı davalar önümüzdeki aylarda emsal teşkil edecek sonuçlar doğurmaya adaydır.

Doğru ya da yanlış, Türkiye’nin Ada’daki varlığının Kıbrıslı Türkler tarafından yüksek sesle eleştirilmeye başlanması ve bu şikayetlerin hangi bağlamda olursa olsun hukuk zeminine taşınması, Güney Kıbrıs’la birlikte Türkiye’nin daha fazla güçlenmesinden rahatsız olan diğer ülkelerin Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’taki varlığını dünya kamuoyunda daha fazla tartıştırmalarına neden olacaktır.

Özlenen, Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin akıl yoluyla, karşılıklı sevgi ve saygının eksilmeyeceği bir düzlemde sürdürülemez rejimin yıkılmasına beraber katkı koyabilmesidir. Türkiye ve Kıbrıslı Türkler arasında yüzyıllardan bu yana örülmüş bağların inceldiği yerden kopacak hale getirilmesinin Kıbrıslı Türkler kadar Türkiye’ye de büyük zararı dokunabilecektir. Siyasal mücadeleler huzursuzluklar ve tepkiler yaratır. Tepkilerin nereden kaynaklandığını doğru çözümlemek ve büyümeden, hiç istenmeyen şekillere bürünerek ifade edilmesini önlemek elimizdedir.

Yapıcı adımlarla, ikna ile dönüştürülecek ve zaman içinde köhneliğinden yıkılacak rejim yok edileceğine haşin ataklarla yeniden üretiliyorsa ve açmaz Türkiye’yi de her geçen gün içine sürüklüyorsa, duymak ve telaffuz etmek istemesek de bu batağın adını koymamız gerekiyor: İsmi, Kıbrıs Türk sorunudur. Adı ve koordinatları belli olduğuna göre, gerisi batağı kurutmak için gösterilecek katılımcı ve demokratik çabaya bağlıdır.