Kıbrıs sorununun yerine ne geliyor?


“Kıbrıs bir ada mıdır, cennetten parça mıdır” nakaratını bilmeyenimiz yok.
Realist ve ütopist açılardan müşterek bir kaygıyı dillendirmesi bakımından önemli, yaygın bir cümle olarak toplumsal hafızamızda yer tutan bu nakaratta, ne ülkenin coğrafi durumundan, ne de gerçeklik ötesinde nasıl tanımlanması gerektiğinden şüpheler var.
“Kıbrıs bir ada mıdır, cennetten parça mıdır” nakaratı, ülkenin nerede olduğu ve nerede olacağına dair şüpheler içeriyor. Atlaslardan emin olunmadığı gibi, inanç düzeyindeki konumlandırmasından da emin değiliz.
Soruyoruz, ada mıdır, yarım ada mı, yoksa ana kara mıdır diye…
Cennetin bir parçası mıdır, yoksa cehennemden bir parça olabilir mi? Bilemediğimiz, bir türlü karar veremediğimiz için soruyoruz istisnasız hepimizin terennüm ettiği nakaratta.
Belirsizliğin toplumsal hafızaya, toplumsal akla sinişini başka türlü de anlatmak elbette mümkün, ama bir nakarat özetliyor durumu.
Toplumun geleceğine dair belirsizliğin tarihsel serüveni çok eskilere kadar götürülebilir, her dönemdeki belirsizlik kaygısının dayanakları madde madde sıralanabilir. “Yok olma” korkusu, belirsizliğin bir diğer adıdır adada.
Belirsizlik ve yok olma korkusunun popüler adı da “Kıbrıs sorunu”dur.
Yıllarca politik duruşları tanımlamanın temel kriteri olagelen Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin tercih, politik sığlığın tül perdesi olageldiği kadar, politik alandan eleştirelliğin kovulması, ertelemecilik ve nihayetinde acze düşülmesinin de baş müsebbiplerindendir.
Geçmişe şümul, geleceğe matuf bir ara durakta yıllarca bekledik. Biz bekledikçe “o an”, “bugün”, “şimdi” vızır vızır geçip gitti önümüzden: ”Kıbrıs bir ada mıdır, cennetten parça mıdır” diye terennüm edip durduk.
Şimdi ufacık değişimler oluyor.
Bugüne dair kaygılar nüksediyor, bu kaygılar kamusal dolaşımdaki ifadeler üzerinde belirleyici olmaya başlıyor.
Birkaç ayönce CTP Genel Sekreteri Asım Akasoy’un bir basın açıklamasında, “sahte imzalı sahte belge” skandalının ülkedeki siyasetin kirlendiğini, siyaset kurumunun bittiğini gösterdiğini söylediğini okudum. Birkaç gün önce de seçim kampanyasında ana eksenin Kıbrıs sorunu olmayacağını dediğini…
Ardından İrsen Küçük’ün şeffaf ve temiz bir yönetim hedeflediklerini söylediğini işitip, üstüne üstlük teyit etmek için okudum da.
Aklıma birden Kudret Özersay’ın “bu düzen bize yakışmıyor” ve “Sizi bilmem ama bu vekiller beni temsil etmiyor” cümleleri geliverdi. Bu vesileyle Toparlanıyoruz Hareketi’nin Toplum Sözleşmesi’ni yeniden okudum.
UBP’li bir arkadaşımın, “Be Ali, bir gün 5-10 kişiyle yola çıkıp bu ülkeyi kurtaracağım dersem, bana bir iyilik yap: Beni hastaneye yatır” gırgırı geldi aklıma. Şimdi UBP’den “kirli siyaset yapılıyor” diye istifa ettiği de...
Artık “Kıbrıs sorunu” limanına sığınan ve çürüyen akıl gemisinin yelkenlerini, bugüne dair tatlı bir rüzgârın doldurmaya başlaması, memleketin kurtulma ihtimaline delalet eden bir işaret olarak okunabilir.