Dünya Bankası’nın hazırladığı, 21 Aralık 2012 tarihli ‘Kıbrıs Türk Ekonomisi Kamu Maliyesiyle İlgili Değerlendirme Raporu’nda sık sık Güney Kıbrıs ve Kuzey Kıbrıs ekonomileri karşılaştırılıyor ve “Kıbrıslı Türkler kamu maliyesindeki sorunları ele almalı ve yeniden birleşme durumunda birleşmiş bir Kıbrıs içine, zayıf olarak değil de güçlü olarak girmelidir’ deniyor.

29 Nisan’a kadar 80 milyon Euro kredi bulamazsa maaşları ödeyemeyecek olan Güney Kıbrıs’tan çok daha kötü yönetilen bir devletimiz olduğu için Güney Kıbrıs’ın devlet gelirleri Kuzey Kıbrıs’tan daha yüksek ve devlet harcamaları Kuzey Kıbrıs’tan daha düşük.

Benzeri şekilde, Kuzey Kıbrıs ekonomisindeki açık miktarı Güney Kıbrıs’takinin tam tamına 2 katı! Yani, Türkiye finansmanları olmasa bugün Güney Kıbrıs’tan daha batak durumdayız.

Bakınız, Kuzey Kıbrıs’ın kamu borcu kişi başına 13.000 Dolar gibi bir rakama ulaşmış; KKTC’nin kamu borcu Güney Kıbrıs’ın kamu borcunun iki katından fazla!

Kuzey Kıbrıs’ın kamu sektörü maaş giderleri de “batmış” Güney Kıbrıs’tan yüksek üstelik.

Kadınlar Güney Kıbrıs’ta ortalama 83.8 yıl yaşarken, Kıbrıslı Türk kadınlar ortalama 76.5 yaşında hayata veda ediyor…

Doğan her bin bebekten 13.6’sı Kuzey Kıbrıs’ta ölürken, Güney Kıbrıs’ta her bin bebekten sadece 3.3’ü ölüyor.

Kuzey Kıbrıs’ta sosyal yardım alan engelliler ve yoksul aileler için harcanan meblağ, Güney Kıbrıs’takinden tam 4 kat daha düşük.

Üstelik “Kıbrıs Türk ekonomisinde tüm kamu transferlerinin sadece %3.8’i en yoksul gruplara gitmekte” iken ve “bu oran Kıbrıs’ın güneyinde %26.6 oranında”.

En yoksul grupları biz yokluğun içinde bir başlarına bırakmışız, Güney Kıbrıs onlara sahip çıkmış anlayacağınız…

Dünya Bankası ‘Kıbrıs Türk Ekonomisi Kamu Maliyesiyle İlgili Değerlendirme Raporu’nda,

“Birkaç yıl sürecek şekilde enflasyonun altında maaş artışlarının yapılması veya maaşların dondurulması”nı,

“Yıllık artışlara ayarlamalar yaparak barem içi artış oranlarının yavaşlatılması”nı,

“İstihdamların dondurulması veya kadro sayılarının boşaldıkça azaltılması”nı,

“Sözleşmeli olarak geçici alınmış personel sayısının azaltılması”nı,

“Destek hizmetlerinin özel sektöre dıştan alım yoluyla yaptırtılması”nı,


“2008 öncesi dönem kapsamına giren kamu görevlilerinin emeklilikleriyle ilgili parametrelerin, 2008 sonrası dönemde işe alınan kamu görevlilerine uygulananlarla uyumlaştırılması”nı,

“ 2013 yılından itibaren emekliliklerin endekslenmesi uygulamasının dondurulması”nı,

“İkramiye ödemelerinin zorunlu olarak yıllara yayılması”nı,

“(Sosyal Sigorta Fonu kapsamına girenlerin) Yıllık tahakkuk oranının azaltılması”nı

boşuna önermiyor.

Çünkü bunları yapmazsak kamu maliyemizdeki olağanüstü dengesizlikler daha da artacak ve iki ülke arasındaki ekonomik farklılıklardan ötürü sağlıklı bir çözümüne ulaşmamız mümkün olamayacak.


Kadınlarının daha erken öldüğü, bebeklerinde ölüm oranının çok daha yüksek olduğu, en yoksul grupların ve engellilerin yeterli devlet yardımı alamadığı bir Kuzey Kıbrıs’ta yaşıyorsak, devletin gelirlerinin çoğunu kamu sektörü maaşlarına harcamasındandır.

Oy karşılığında devlete yeni memur gönderen kasaba politikacıları olduğu sürece kadınları ve bebekleri daha hızlı ve daha sık öldürüyor, yoksulları açlığa terk ediyor ve engellilerin sorunlarını çözemiyoruz maalesef…