İrsen Küçük’e destek arayışları
Ankrara Hükümeti’ne yakın bürokratik çevrelerin Kıbrıs Türk toplumunun nabzını tutmak için UBP adaylarının şansının ne olduğunu yapılan her toplantıda sorguladıkları belirtiliyor. Şu UBP’li aday seçilir mi, bu UBP’li aday kesin seçilir değil mi şeklindeki sualler, bu tür soruların önde gideni…
Bu mealdeki soruların UBP’ye tepkiyi ölçmek için mi veyahut UBP’nin şansını doğru hesap etmek için mi sorulduğu anlaşılamasa da, Ankara İrsen Küçük’ten vazgeçmiş görünmüyor. Hala UBP’de olan, Ahmet Kaşif ve ekibinin DP-UG’ye geçmesini hazmedemeyen UBP’liler de dahil Kıbrıs Türk toplumunun geneli İrsen Küçük’ün politika yapma biçimini ve tavırlarını eleştiriyor. Kimilerine göre İrsen Küçük milltevekili seçilemeyecek, kimilerine göre seçilirse bunda özellikle bazı bölgelerin oyları büyük pay sahibi olacak. Bazılarına göre ise Ankara Hükümeti’nin Türkiye’de yaşadığı sıkıntılar nedeniyle İrsen Küçük Ankara’dan yeterli destek göremeyecek ve bu da seçilememesine sebep olacak.
Yapılan spekülasyonlar insanları rahatlasa da bu tür yorumların ciddiye alınır bir tarafı yok. Defalarca yazdım, yazmaya da devam edeceğim. Sorun öncelikle bizdedir. Kimse iktidar partisi değiştiğinde bu ülkede değişen bir şeyler olacağına boşu boşuna ümit beslememeli. Değişen biz olmadığımız sürece ne mevcut partiler ne de Ankara’nın Kuzey Kıbrıs algısı değişmeyecek. TC-KKTC protokollerinin karşılıklı çıkarlar uğruna delindiği bir siyasal düzlemde, iktidar partileri Ankara Hükümeti’nin talepleri karşısında parti çıkarlarını koruyacak manevralar yaparak partizanlarında ve toplumda oluşan tepkiyi bertaraf etmeye çalışacaktır. İktidar UBP ise bu protokole aykırı istihdamlar yapmaktır; iktidar CTP olursa istihdamların yanı sıra belki sivilleşme yolunda bazı adımlar atılarak toplumun gözü boyanmaya çalışılacaktır. Ancak sonunda bazı tavizler karşılığında Ankara ne derse o yapılacaktır.
Toplumsal bir uzlaşı yaratmaktan yoksun patronaj partilerinin sendikaları ve özel sektör temsilcilerini bir araya getirerek devlet patronajını yıkmak için ciddi bir çaba göstermesi beklenmemelidir. Bunu başaracak olan mevcut partiler değil, yeni yapılanacak bir oluşumdur. Patronaj partileri devlet kapitalizmine ve Ankara’ya yaslanarak iktidarlarını koruma alışkanlığı geliştirmiştir. Bu köklü geleneğe yeni adayların son vermesi mümkün olmadığı gibi patronaj liderlikleri yeni adayları yem olarak kullanarak, kendi bildiklerini okuyacakları arka bahçelerinde her zamanki işbirliklerini kuracaklardır.
Umarım seçimi kazanacak ve muhtemelen koalisyona girecek iktidar partileri arka bahçeyi daha da kirletmekle meşgulken birileri sorumluluk alarak, yeni ve doğru temelde kurulacak bir siyasal parti için harekete geçerler. Zira yanlış yolda hangi patronaj partisinin arabayı sürdüğünün hiçbir önemi yok. O yol, toplumu tamamıyla göçe sürükleyecek çıkmaz yoldur.