İNSAN HAKLARIMI DEDİNİZ, HADİ CANIM SİZ DE….
Belki yüzlerce örneği yaşanmakta bu ülkede ama ne yazık ki gündem bulamadığı için sömürülen ve emeği çalınan bu insanların haklarını savunacak makamın bu ülkede başka gündemleri var.
Önce olayı anlatıp sonra bu konulara girmek istiyorum.
Bir basın işçisi yerel bir gazetemizin matbaasında 01.10.2005 tarihinden itibaren düzenli olarak çalışıyor ve çalışma izinleri tam olarak çıkarılıyor. Ancak daha sonra yapılması istenen fazla çalışma bedelleri ödenmediği ve insan sayılmayan emekçimiz tarafından talep edilmesinden dolayı sayın işverenimiz aynı gün vermiş olduğu farklı tarihli 3 ihtar ile emekçimizi işten atıyor.
İşten atılması ile birlikte işverenine çalışma iznini uzatması için verdiği pasaportunu alıp kontrol eden Basın emekçimiz Çalışma izninin uzatılmadığını ve cezalı duruma düştüğünü görüyor ve Avukatına başvuran emekçimiz avukatının tavsiyesi üzerine Çalışma Bakanlığına giderek başvurusunu yapıyor. Gerekli araştırmalar yapılıyor ve emekçimizin haklı olduğu, belirtilen dönemlerde söz konusu gazetemizin matbaasında çalıştığı tespit ediliyor ve ilgili gazetemize Çalışma Bakanlığı tarafından 6500.-TL ceza kesiliyor.
İşte bu noktadan sonra insanı isyan etmeye getiren olaylar patlak veriyor. Yapılan tüm tespitlerde emekçimizin hiçbir kabahatinin olmadığı ortaya çıkıyor ama neye yarar,
Muhaceret Dairesi emekçimize ve avukatına, yapılan bu tespitler üzerine sadece ceza alınmaksızın çıkış yapmasına izin verilebileceği, bununda gerekli evrakların dairelerine geldiği tarih itibari ile Çalışma izninin son bulduğu tarihten 6 ay 10 gün geçtiği için müdürün onayına bağlı olduğunu, her ne kadar emekçimiz iki ay önce Çalışma Dairesine başvurmuş olsa da kendileri için ilgili evrakların kendilerine teslim tarihinin önemli olduğunu söylemekteler.
Ardından insani ve vicdani yönden emekçimizin hiçbir hatasının olmadığına inandıklarını ama bu işlem sonrasında vatandaşlık başvuru hakkını ve yeniden ön izinle bu ülkeye geri döneceğinden dolayı bu günden sonra ihtiyat sandığı yatırımlarının da yapılmasının gerekli olmadığını bu haklarını kaybedeceğini üzülerek belirtiyorlar.
Çalışma Bakanlığına gelince eger işveren ikna edilip başvuru yaparsa geriye dönük çalışma izni çıkarabileceğini, ancak bu gün itibari ile tüm bu incelemeler sonrasında bunu yapmalarının mümkün olmadığını ve kendileri ile ters düşeceklerini söyleyip yapacak hiçbir şeylerinin olmayacağını ancak muhaceretin geçmiş olan bu dönemi cezasız olduğunu belirtir bir yazı vermesi halinde Nisan ayı başından başlamak üzere çalışma izni verebileceklerini söylemekte ve kendilerinin de vicdani olarak bu durumdan rahatsız olduklarını belirtmektedirler.
Tüm bu üzüntüler ve vicdani duygular emekçimizin yüzde yüz haklı olduğu konuda kendisine herhangi bir hak kazandırmıyor. Böyle bir şey olabilir mi Allah aşkına insan da biraz hak adalet anlayışı olur, biraz Allah korkusu olur. Tamamen hatasız bir insanın işverenin hatasından kaynaklanan ve yasada açıkça cezaya tabii olamayacağı belirtilmiş olmasına rağmen sadece ihsan edilip cezasız yurtdışına çıkış yapabilmesine izin vermek ne kadar adil olacaktır. Bunu çözecek olan idarenin ta kendisidir.
Tabi bunda bir başka suçluda esasen bu tür olaylarla ilgilenmesi gereken Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliğidir. Buradan Sayın Halil İbrahim Akça’ya seslenmek istiyorum, bu ülkede yaşanan tüm olaylarla ilgili olarak hataları üstlenme cesareti olmayanlar tarafından daima siz suçlanıyorsunuz. Yapmış olduğunuz hareketlerin veya açıklamalarınızın iyi niyetli olup olmaması herhangi bir önem taşımıyor. Ama ben şimdi bir büyükelçi olarak asli göreviniz olan bir yabancı ülkede yaşayan TC vatandaşlarının haklarını korumak için sizi göreve çalışıyorum.
Bence bu günden sonra T.C.Büyükelçiliğinin başka ülkelerde görev yapan Elçiliklerde olduğu gibi KKTC’de yaşayan ve çalışma hayatı içerisinde yer alan vatandaşlarının haklarını korumak maksadı ile çalışmalarını yönlendirmesini, KKTC’nin sağlam ayaklar üzerinde durmasını sağlamak adına ekonomik veya siyasi hayatı içerisinde var olan rollerine son vermesini talep ediyorum. Bu ülkede ki makamların bu insanlara bakış açısını değiştirmemesi halinde bu insanların sömürülmesine devam edilecektir.
Tüm bu olaylar hala devam etmekteyken ve suçsuz günahsız insanlar ezilmekte emekleri çalınmakta olduğu sürece KKTC’nin insan haklarına saygılı bir ülke olduğunu söylemek ve savunmak abesle iştigalden başka bir şey değildir.