Önce Çin’i, sonra tüm dünyayı sarsan Korona virüsü hakkında ne biliyoruz.

Kurulan termal kameralar ülkeye virüsün girişine engel olarak sağlığımızı koruyacak mı?

Bundan bizi Allah mı koruyacak, Tanrılar mı yoksa Uluslararası Sağlık Örgütü mü?

Muhatabımız kim olmalı?

Elbette birer birer bizlerin meselesi olmakla birlikte, çözüme giden yolu bu şekilde açamayız.

Yani termal kamera kurup: Yakalarız, memlekete giren olursa, o zaman hastanelerde ne yapacağıma karar veririm!” şeklinde yaklaşmak bizim üslubumuz!

Yurttaşlarını korumak için KKTC Devleti başta, devleti yöneten hükümet, hükümet içerisinde de Sağlık Bakanlığı baş sorumluluk taşıyanlar değil mi?

O halde ne bekliyoruz?

Bunun için gerekli mücadelenin nasıl olacağını ve neden yapılması gerektiğini bize açıklayacaklar, bizleri bundan nasıl koruyacaklarını da düşünecekler. Bir de bizim kendimizi nasıl koruyacağımız bilgisini bulup buluşturup bize aktaracaklar. Gerekirse ülkeye girişleri durduracaklar. Hatta Güney Kıbrıs ile bu hususta temasa geçecekler. Bununla ilgili ortak önlem alacaklar.

Ne de olsa bizim sonsuzlukta başlamış ve sonsuza kadar devam edecek gibi görünen, hatta yaşadığımız müddetçe, çözmediğimiz müddetçe başımıza dert açacak olan bir Kıbrıs sorunumuz var.

Bu sorun öyle bir sorun ki bizi öldürebilir de sonsuza kadar mutlu da yaşatabilir. Sorunu nasıl değerlendirip aklımıza buna nasıl yatıracağımız önemlidir.

İnanılmaz panik yaratan ve onca insanın ölümüne yol açan virüsün daha ilk günlerde 90 bin kişiye bulaşmış olabileceği ile ilgili açıklama son derece çarpıcı ve bir o kadar da ürkütücü. Çin’de karantinaya alınan bölgede 20 milyon kişi yaşıyormuş.

Bizler ise termal kameralar ile kendimizi korumayı umut ediyoruz.

***

Eli kolu bağlı olmak da budur!

Lakin eli kolu bağlı olanların “aciz” görüntüsü de tam olarak budur. Bizimkisi yani…

Şu Kıbrıs sorununun sonsuza kadar uzatılacak gibi görünmesi bizi canımızdan da edecek malımızdan da…

Baksanıza Suat Günsel’in yerli araba adı altındaki arabasına Türkiye’den gelen yanıt: “Ne yerlisi? Fabrikanız mı var?”

Bunun gibi onlarca eleştiri artarak ve daha tacizkâr gelecek üzerimize. Ne yazık ki bu tacizkâr açıklamalar geldikçe daha çok kabuğumuza çekileceğiz.

Doğanın da yardımı ile çilemiz uzun sürmez meraklanmayın.

Bakın Korona vahşi hayvanlardan geçen bir hastalıkmış. Şunun şurasında azıcık insanız. Tek seferde 90bin kişiye bulaşan bir hastalığın 200 bin CİVARI(!) kişiyi birkaç günde temizleyecek kıvama gelmesi hiçten değil mi?

***

Ağlanacak halimize gülmeye çalışıyor, espriler ile acizliğimizi kara mizah tadında yaşıyoruz.

Kim bilir belki de bizler de artık acı patlıcanı kırağı çalmaz tadında yaşamayı benimsemiş durumdayız. Ve kim bilir belki de bu şekilde mutlu olacağız ölünceye kadar…

Merak etmemek elde değil!

Koronalarımız nerede ve nasıl seyredecekler…

Bunu kimse açıklayamayacağına göre, yapılan açıklamaların güvenilir olma ihtimali de olmayacağına göre Korona bize seyrederken, biz de onu seyrederek olduğu kadar yaşayacağız işte…

Dr. Çiğdem DÜRÜST