Hayır…
Kulüpte yıllardır iki toplumlu söyleşiler, iki toplumlu geziler ve yemekler düzenleniyor. Lydia Melissas’ın Güney Lefkoşa’nın en merkezi caddesindeki mülkünü inandığı değerler için vakfetmesi diğer insanlara da esin kaynağı oldu.
İyilik esenliği çoğaltıyor, çirkinlikler çirkeflikleri… Kıbrıslı Türkler arasında da toplumun yaralarını sarmak için içindeki iyiliği paylaşmak isteyenler oldu ve olacak şüphesiz. Ancak gitgide daha çok kindar insan tarafından kötülüğün çemberine itiliyoruz.
Etrafta o kadar çok kötülük ürer hale geldi ki, bırakın iyiliği; daha fazla kötülük görmezsek kendimizi şanslı hissedeceğiz.
İyilik gibi kötülük de salgın halinde yayılır. İyilik gördükçe daha iyi biri olmaya çalışır, kötülüklere maruz kaldıkça çok daha temkinli olmayı öğreniriz.
Sosyal sorumluluk projelerinin şirketlerin piyasa değerlerinin artırılması amacına hizmet ettiği bir sistemde, yapılan iyilikler de alınır satılır metalar haline dönüşür ve karşılıksız kimsenin kimseye iyilik yapmayacağı bilgisini aşılar.
İyiliği böylesi bir ortamda nasıl çoğaltacağız peki? Birileri çıkıp malını mülkünü bir vakfa bağışlamayı hiç mi düşünmeyecek? Kadın sığınma evi olabilecek ya da kimsesiz gençlerin eğitimi için kullandırtılacak binaları toplum yararına bir vakfa hibe etmek neden ancak peri masalı kahramanlarının yapabileceği, gerçekte karşılaşılmayacak bir mesel konusu olsun ki?
Hiçbir karşılık beklemeden yapılan her iyilikle birbirimizi sevmeyi öğrenen, kötülük yerine iyilik üretmeye çalışan bir toplum haline gelebiliriz.
Dünya, masallardaki perilerin peşinden giden insanlarla, zalim canavarlara özenen insanlar arasındaki mücadele alanıdır nihayetinde. Böyle bakıldığında dünyanın kendisi bir masaldır. İnsanlık bin yıllardır iyinin ve haklının yanında kalabildiyse, faşizm karşısında ezilenin hakkını savunabildiyse, bu; masallardaki kadar güzel bir dünya yaratma heyecanını yitirmemiş insanların eseridir.