banner151

Dinler bir ihtiyaca cevap olarak doğmuş inançlar üzerine kurulan sistemlerdir.

Bunlar bilimsel değil, felsefi birikimleri bazı çatılar altında toplayarak, insanlığın belli kurallar dahilinde kendilerine ve doğaya karşı saygı ve düzeniçinde yaşamlarını sürdürebilsinler diye geliştirilmiş ideolojik yapılardır.

Yüzyıllar içerisinde dini bakış açıları ve öğretiler ciddi değişimlere uğramış, bilim geliştikçe yaptırımlarının önemli bir bölümünü yitirmiş ve kendi sistematiklerini daha çok öte dünya olarak kabul edilen ölüm sonrasındaki bilinmezliğe odaklayarak yaptırım ve otoritelerini sürdürmeye çalışmıştır.

Lakin objektivite çerçevesinde baktığınız zaman dinin geçmişte, hatta sadece 50 yıl öncesine göre bile tanrıya atfedilmiş birçok görevin bugün insanlar tarafından geliştirilmiş bilgiler ve kurumlar doğrultusunda yönetiliyor olduğunu keşfetmek mümkün. Bunu açıkça örneklendirerek anlatan pek çok çalışma ve felsefi çalışma mevcut olup NoahHarrari’nin eserleri bunlardan belki en önemlileridir. (Örneğin Homo Deus)

Geçmişte sağlık için edilen dualar ve tanrılara yakarışların yerini bugün tıp ve sağlık hizmetleri vermekte olan bilim dallarının üstlendiğini, bunların en tepesinde belki onların tanrısı olarak isimlendirilebilecek Dünya Sağlık Örgütü üstleniyor.

Kuraklık ve yağmur duaları yerine, doğa ile birlikte verilen mücadeleler, doğaya karşı verilen mücadeleler, yapay yağmurlar ve doğa olayları almakta. Doğanın insanlığa zarar veren etkinliklerinin tanrıların kızgınlığı değil, insan eli ile gerçekleştirilmiş hatalardan kaynaklandığını da biliyoruz artık.

Doğumum ana rahmi ile başlayan serüvenlerinin öncesi keşfedilmiş, sonrası ile ilgili çalışmalar ise halen devam ediyor.

Ve muhakkak önümüzde 10-15 yıl içinde bulgular insanlıkla paylaşılacaktır.

Tüm bu gelişmelerin yanı sıra, dini kullanarak iktidarlarını sürdürmeye çalışanlar, buradan beslenerek belli bir kesim ya da insanlık üzerinde hükümranlık sürmeye, iktidar kurmaya devam etmeyi tercih edenlerin, dinin otoritesinin yıkılmaması için her yolu mubah kabul ettiklerini görüyoruz.

Oysa tarih biliminin tek başına dahi bizlere öğretmiş olması gereken ayrıntı şudur ki, geçmişteki hatalardan ders alabilmeyi öğrenmiş toplumlar bugün dünya üzerinde asıl söz sahibi olanlardır. Mesela Ortaçağ’da Avrupa’yı kasıp kavuran dogmatik dini yapı sebebiyle kayıpların yaşanmış olmasından kaynaklanan pek çok insanlık ayıpları,nice zararlara yol açarak bugün utanç olarak hanelerine yazılırken, benzer bakış açılarının günümüz modellerinin, bugün İslam dinine mensup olanların yaşadığı coğrafyalarda sergilendiğini biliyoruz.

Gelin görün ki yok oluşların eşiğinden dönenler bugün çağdaşlaşma ivmesini hatalarından ders çıkararak edinmiştir. Bizlerin de onlardan ders çıkarması gerekirken benzerlerini sergileyişimizi anlamlandırmak anlaşılır gibi değildir.

Hele ki de Kıbrıs!

Medeniyetlere beşiklik etmiş, pek çok din, dil, etnik grup ve kültüre ev sahipliği yapmış, dinlere misafirperverlik göstermiş olan Kıbrıs’ta bugünlerde yaşanan gelişmeler bu sebeple çok düşündürücü ve temkin gerektiricidir.

***

Velhasıl kelam;

Dini eğitim verecek okullara gösterilen suni rağbet, laik olduğu anayasa ile belirlenmiş devlet yapısı içerisinde çalıştırılan mekanizmalar çok çağdışı ve tehlikelidir.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın bu açıdan dikkat edilmesi ve temkin gerektiren zamanlardan geçildiğini herkesten daha çok irdelemesi ve hükümetlerimizi bu açıdan yönlendirecek laik, çağdaş ve bilimsel yapıyı koruması gerekmektedir.

Hassas dönemlerdeyiz vesselam…

Dr. Çiğdem DÜRÜST

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner162

banner146

banner157

banner68

banner164