Gazetecilik Ayağa Düştü
Kuşkusuz medya kamuoyu yaratmak açısından hala günümüzün en güçlü aracı olarak kullanılıyor.
Ancak toplumu yöneten veya yönetmeye çalışanlar da bu aracı istedikleri gibi kullanıp böylece hiç olmayan olayları olmuş ya da hiç söylenmeyen şeyler söylenmiş gibi kabul ettirebiliyor.
Dün Twitter’dan önüme gelen haberi çok da şaşırmadan okudum. CNN Türk kanalında yıllardır devam eden Medya Mahallesi programı da yayından kaldırılmıştı. Önce Ayşenur Arslan’a ayar vermek için hükümete yakın gazetecilerden Akif Beki programa dahil edilmişti.
Fakat yıllarını bu mesleğe vermiş Arslan karşısında söz söylemekte öyle çok kolay değildi tabii.
Bana göre Akif Beki’nin yetersiz kalışının ardından olacaklar belliydi. Sadece bir bahane gerekliydi. O da bulundu ve sonuçta Medya Mahallesi ve Arslan’a da yol göründü.
Tabii Türkiye medyasında tüm bunlar olurken bizim medyadan gelen haberlerde pek hayra alamet değildi.
Bunu okuyucular, izleyiciler yada dinleyiciler için değil daha çok mesleğe yapılan bir özeleştiri anlamında söylüyorum.
Elbette gazete ve televizyon sahiplerinin gazeteciler değil de “medya patronları” oluşunun ardından burada da işler değişti.
Bu durumda gazetecilik yapmak da patronların iki dudak arasına sıkışmaktan öteye gidemedi ve halen de gidemiyor.
Gazetecinin asli görevi olan” eleştiri yapmanın yerini”, hükümet şakşakçılığı alırken bu ülkede her gün 13 gazete yayınlanıyor.
Hepsiniz bir arada okuma fırsatınız oluyor mu bilmiyorum ama benim oluyor.
Bir gün sizde bakın hepsine değilse bile bazılarını biraz karıştırın. Bakalım kaç gazeteci, kaç yazar hatta kaç haber değeri olan manşet yada sür manşet karşınıza çıkacak.
Bence bir elin parmaklarından bile az…
Esas acı olan ise haberlerde sansür yerini oto sansür alırken kaçımız buna isyan edebildiği ya da meydan okuduğu.
Nerede sendikalar, sivil toplum örgütleri, meslektaşlar...
Bana sorarsanız her şeyi unutmaya başladığımız bir dönemden geçiyoruz.
Geçmişimizi unutuyoruz...
İnsan olduğumuzu, mesleğimizi ve o mesleğin asli görevlerini unutuyoruz.
Vicdanımızı susturuyoruz...
Önceliklerimizi şaşırıyoruz.
Bir yalanın içine kaybolmuş gidiyoruz.
Kurgulanmış hayatlar yaşıyoruz.
Ve böyle bir ortamda sanatçılara basın kartı verilmesini, medya patronlarının hükümete teslim olmasını ve daha neleri kanıksamış oluyoruz.
Tabii bu arada toplumun elinden, çok önemli bir özgürlüğü, haber alma özgürlüğünü almış oluyoruz.
Böylece elbirliği ile gazeteciliği de ayağa düşürmüş olmuyor muyuz!