Bu cümle basit bir koruma refleksi değildir; bir toplumun hafızasına sahip çıkma çağrısıdır.
Alsancak’ta koruma alanı içinde ve listeli eski eser statüsündeki 125 yıllık tarihi bina kaşla göz arası yıkıldı.
Dozerle taş ve kum yığını haline getirildi.
Belediye başkanı uyardık dedi.Lakin uyarıdan çok daha fazlasını yapması yazılı resmi bildirimle süreci kayıt altına alması gerektiğini bilmezden geldi.
Hangi toplum düşmanı bunu yaptı bilemiyorum fakat eski eser deyim yerindeyse korkunç bir cinayete kurban gitti.
Bugün insanlık tarihi hakkında bildiklerimizin pek çoğu yıllara meydan okuyan bu eserler sayesinde olmuştur.
Ülkemizin sahip olduğu tabii, tarihi ve kültürel varlıkları korumak, yaşatmak ve geliştirmek, çevre değerlerinin özgün bir halde gelecek kuşaklara aktarımını yapmak herbirimizin görevidir.
Bir şehir sadece binalardan ibaret değildir.
Taşın, ahşabın, kemerin, avlunun içinde yaşanmışlık vardır. Düğünler, yaslar, direnişler, sevinçler vardır.
Bir eski eseri yıktığınızda aslında duvarı değil, hafızayı yıkarsınız.
UNESCO kültürel mirası “insanlığın ortak mirası” olarak tanımlar.
Bu mirasın korunması ise makam sahiplerinin asli sorumluluğudur.
Bir medeniyetin izi sadece o topraklarda yaşayanlara değil, bütün insanlığa aittir.
Bu yüzden Lefkoşa’nın surları, Gazimağusa’nın gotik yapıları Girnenin 100 yılı aşkın yapıları ya da Lefke’nin tarihi konakları sadece taş değildir; kimliktir.
Bugün “ekonomik gerekçe” ile eski yapıları gözden çıkarmak kolaydır.
Oysa gelişmiş şehirler eskiyi yıkmaz; dönüştürür.
Restore eder, yaşatır, işlev kazandırır.
Avrupa’da bir han kütüphane olur, bir fabrika kültür merkezine dönüşür, bir konak butik otele çevrilir.
Yıkmak en kolay, korumak en medeni tercihtir.
Geçmişine sahip çıkmayanın geleceği olmaz.
Eski eserler bir milletin tapusudur.Şehrin hafızasıdır. Tapuyu yıkan, geleceğini de belirsizleştirir.
Elbette her yapı korunamaz; teknik rapor, statik güvenlik, kamu yararı gibi kriterler vardır.
Ama kararın ölçüsü rant değil, kültürel değer olmalıdır.
Çünkü beton her zaman yeniden dökülür; tarih ise kaybolursa yerine artık konmaz.
Bir şehir hafızasını kaybederse kimliğini kaybeder.Kimliğini kaybederse yönünü kaybeder.
Bu yüzden mesele nostalji değil; medeniyet meselesidir.Kimlik meselesidir.
Medeniyetin içinde yaşamayı bilmeyenlerin kimliğimize zarar verenlerin yeri ise şehir değildir.