DOKUZLARIN İSYANI
Bir önceki yazımda Ulusal Birlik Partisinde Bakan, Parti düzey yönetici veya Meclis Komite Başkanı veya Yardımcısı görevlerini yapan Dokuz milletvekilinin özgeçmişlerini yayınlamıştım. Bu millevekilleri partinin ve bundan daha önemlisi ülkenin iyi yönetilmediğinden ve insanımızın sessizliğinin bir çeşit protesto olduğunu algılayıp dönemin Başbakanı ve UBP Genel Başkanına bir muhtıra verirler.
Hiçbir makam beklentisi olmadan, zaten belirli makamları yapan veya yapmış olan bu milletvekillerinin muhtırasını, o günün şartları içerisinde değerlendirmek gerekir.. Dönemin Başbakanı yedi yıllık iktidarı süresince, TEK ADAM iktidarı tesis etmiş, benden olanlar ve olmayanlar ayırımı ile, bir baskı rejimi oluşturmuştu. TEK ADAM’ın baskıci yönetimine karşı yapılan bu hareket ancak bir şekilde anılabilir. Kelimenin tam anlamıyla bu bir İSYANDIR.
Dönemin iktidar partisinin dokuz milletvekilinin 4 MAYIS 1992 tarihinde verdiği muhtıranın tam metnini bu köşede yayınlıyorum. Muhtıra metnini orijinal metine sadık kalarak bilgisayar ortamında, hiçbir kelimesinde ve noktalama işaretinde bir değişiklil yapmadan yayınlıyorum O günün şartlarında daktilo ile yazılan metni bilgisayar ortamında yeniden yazarken pargraf yapısında ve satır aralarında zorunlu bazı değişikliller olsa da orijinal metine sadık kalınmıştır.
Dokuz milletvekilinin verdiği muhtıra incelendiğinde, günümüzdeki kimi siyasal gelişmeleri anlamak daha kolaylaşacak, bir partinin bölünmesi veya bir kısım milletvekillerinin ayrılması gibi, benzeri diğer hareketlerle daha kolay mukayese imkanı bulunacaktır. Özellikle günümüzde yine iktidarda olan UBP içindeki çalkantıların nasıl anlaşılması gerektiğine ışık tutacaktır inancındayım.
Bilgisayar formatında altı A4 sayfası tutan metni, ek bilgi ve değerlendirmelerle birlikte hoşgörünüze sığınarak üç günde sizlere sunacağım.
04 MAYIS 1992
Sayın Dr. Derviş EROĞLU
UBP Genel Başkanı ve Başbakan
Lefkoşa
Politikada, var oluşumuzun temel amacının, Partimizin tüzük ve programı doğrultusunda;
- ülkenin, ulusun iyiliği ve yararı;
- devletin yüceltilmesi ve kökleştirilmesi;
- halkın geleceğe daha iyi bakması;
- insana hizmet etme, insanı mutlu yapma;
- çağdaş ulusal ve insanlığa mal olmuş değerlerin ülkede yerleşmesi;
- temel insan haklarının ülkede boy atması;
hususunda anlayış birliği içinde olduğumuza inanmak istiyoruz.
Bu amaçları, amaçları hayata geçirmede, Anayasamız, demokratik rejimi koşul olarak öngörmektedir.
Demokrasi bir yaşam biçimi, bir fazilet rejimidir.
İnsan olmanın onurunu, vatandaş olmanın zevkini yaşatan, tattıran bir kurallar ve kurumlar bütünüdür.
Hukukun üstünlüğü, çok seslilik, özgür düşünce, insanca ve hakça yaşama, katılımcılık, paylaşım bu sistemin bazı önemli özelliklerini oluşturmaktadır.
Bu teorik doğruların, toplum, devlet, hükümet, parlamento ve parti düzeyindeki uygulama öz ve biçimini serinkanlı bir yaklaşımla irdelemenin en temel görevlerimizden olduğu düşüncesindeyiz.
Bu çerçevede, gözlemlediğimiz, algıladığımız, yaşadığımız çıplak gerçekleri ve önerilerimizi kalın çizgiler halinde şöyle özetliyoruz.
1.SEÇİM YASASI VE SİYASAL İSTİKRAR
1990 Mayıs’ı Genel Seçimler arifesinde değiştirilen Seçim Yasası’nın temel hedefi, ülkede, siyasal ve ekonomik istikrarı yakalamaktı.
Nedenler ne olursa olsun, bugün yaşanılan acı gerçek, istikrarsızlık ve siyasal bunalımdır. Bunun doğal sonucu olarak, hem demokratik parlamenter rejim zedelenmiş, hem de ulusal Kıbrıs sorunumuz bundan olumsuz etkilenmiştir.
Önerimiz: En erken bir zamanda, siyasal ve toplumsal uzlaşmaya açık, ülkenin somut gerçeklerine dayalı, çağdaş, demokratik bir seçim yasasının hazırlanmasıdır.
2. DEVLET OTORİTESİ
Demokratik rejimin özü bakımından hukukun üstünlüğüne dayalı Devlet otoritesi boşluğu toplumsal ve siyasal yaşamın her alanına yansımaktadır.
Önerimiz : İşleyen, adil, açık, şeffaf, dürüst, devlet ile bütün kurum ve kuralları ile işleyen demokratik bir rejimin sağlanmasıdır.
3. YÜRÜTME
Devletin yürütme organı olan Hükümet, Anavatan Türkiye’nin alt yapı ve diğer temel yürütme görevlerindeki desteğinin sonucu daralan görev alanına karşın;
- temel işlerliğini;
- iç denetim gücünü;
- eşit ve adil davranma özelliğini;
- bakanlıklar arası koordinasyonu ve etkinliğini büyük ölçüde kaybetmiş, tek şahıs iradesine veya sultasına teslim olmuştur.
Önerimiz : Sosyo-ekonomik, makro hedefleri belirlenmiş, somut plan ve projeleri hazırlanmış, katılımcı, etkin, hukukun üstünlüğüne dayalı, teknik ve uzman görüşlerine açık bir yürütme oluşturulmasıdır.
4. KAMU YÖNETİMİ
Devlet ve yürütme organının, hukuk kuralları çerçevesinde halka hizmet taşımakla görevli kamu yönetimini çarkları tıkanmış;
- verimliliğini,
- işlerliğini,
- etkinliğini yitirerek hantal bir yapıya dönüştürülmüştür.
Devletin ve halkın hizmetinde olması gereken kamu personeli, özellikle üst kademe yöneticileri partililer ve hükümetin dar, tekelci bir kadrosu tarafından baskı altında tutulmakta; devletin, halkın, haklarını korumaya çalışanlar dışlanmakta, “evet efendimci” bir memur tipi yaratılmaya çalışılmaktadır. Liyakat, kıdem, objektif değerlendirme bir tarafa itilmektedir.
Önerimiz : Kamu yönetiminin; devletin ve halkın hizmetinde, yasa , tüzük ve yönetmeliklere bağlı ve her türlü endişeden arınmış olarak, hizmet üreten, devlet vatandaş ilişkilerinde sorunları çözen, halkı kucaklayan, yeni bir yapıya kavuşturulmasıdır.
5. VATANDAŞIN GÜNLÜK YAŞAMI VE DEMOKRASİ
Demokrasi vatandaşın günlük yaşamına büyük ölçüde yansımamakta; vatandaş demokrasi iklimini özgürce, korkusuzca soluma olanağını bulamamakta, zevkini tadamamaktadır. Adete vatandaşın üstüne bir korku çemberi örülmüştür.
Bu baskıcı ortam, devletin nimet ve kaynaklarından vatandaşın hak ve hukuk ölçütlerinde yararlandırılması yerine, iktidar gücünü elinde bulunduran dar kadrocu zihniyetin keyfi tekelinde kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Halbuki insanımız yıllarca özgürce, insanca, korkusuzca yaşamak için büyük özveriye dayalı bir savaşım vermiştir.
Önerimiz : Demokrasi vatandaşın günlük yaşam biçimi haline getirilmelidir. Vatandaş, yasal, demokratik haklarını, özgürce, korkusuzca, hukuk kuralları çerçevesinde alabilmelidir. Akrabalık, adam kayırma; iktidar gücünü acımasızca uygulama zihniyetine derhal son verilmelidir.
6. DEVLETTE VE SOSYAL DEĞERLERDE AŞINMA
Toplumsal yapının birliği ve bütünlüğü, dinamizmi çağdaş sosyal değerleri yaşatmakla olasıdır.
Özellikle son yıllardaki uygulamalar sonucunda; toplumsal dokuyu oluşturan değerler yozlaşmakta, çürümeler çoğalmaktadır. Ürettiğinden daha fazla tüketen, hakettiğinden daha fazla isteyen, alın teri dökmeden köşe dönen, hakkı olmadan devlet tepelerine tırmanan bazı kişiler toplum içinde makbul ve muteber hale getirilmişlerdir. Devletin temel, vazgeçilmez ögesi olan “ADALET” “HAK” “HUKUK” kavramları her geçen gün aşınmakta; devletin vatandaş gözünde güvenirliliği ve ciddiyeti azalmaktadır. Yürütme idari eylem ve işlemlerinde, iç denetim organları etkin ve ciddi bir şekilde çalıştırılmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak, yıllardır idarenin bazı eylem ve işlemleri sonucunda kamuoyunda suistimal kokuları estirilmekte, rüşvet, yakınlarını kayırma ve kollama, haksız çıkar sağlama gibi iddialar devleti ve yürütmeyi içten kemirmektedir.
Önerimiz : Demokratik hukuk kuralları çerçevesinde devletin çarkları, idarenin eylem ve işlemleri sağlıklı bir şekilde çalıştırılmalı, vatandaş hak ettiklerini alabileceğine güvenmelidir. Açık, şeffaf, güvenilir devlet modeli mutlaka yaratılmalıdır. Anayasa’nın öngördüğü “OMBUDSMAN” kurumu ivedilikle yaşama geçirilmelidir. Haklı veya haksız, doğru veya yanlış olarak yapılan suistimal iddiaları zaman aşımına bırıkılmadan yasal ve anayasal organlar tarafından araştırılmalı sonuçları kamuoyunun bilgisine sunulmalı, varsa sanıklar Cumhuriyet Savcılığına bildirilmelidir.
7. DEVLETTE VE SOSYAL DEĞERLERDE AŞINMA
Özverili, inançlı UBP tabanına dayalı olması gereken parti tavanı bugün tekçi ve tekelci bir dar kadronun egemenliği altındadır. Parti iktidarını tekelinde tutan bu dar kadroculuk anlayışı, parti yönetiminden başlayarak, yürütmeye; Meclis yapısına, vatandaşın günlük yaşamına değişik boyutlarda yansımaktadır. Parti’nin yetkili organları keyfi olarak toplantılara çağrılmamaktadır. Parti ile ilgili tüm kararların alınmasında uygulanan yöntem gerçekten “ben demokratım” diyebilen hiçbir insanın içine sindiremeyeceği boyutlara ulaşmıştır. Partili üye, delege ve örgütlerin görüşleri gözardı edilerek örtülü ve tekelci bir anlayışla üretilen kararlar özverili UBP tabanına adeta dikte edilmektedir. Kısaca, parti içi demokrasi, parti içi çok seslilik için gerekli ortam yaratılmamatadır. Siz Genel Başkan olarak birleştirici, bütünleştirici rol ve işlevlerinizi yerine getirmemektesiniz.
Önerimiz : Parti’nin temel organları demokratik bir şekilde çalıştırılmalı, parti yeniden çağdaş ölçülere göre yapılanmalı, parti karar mekanizmalarına parti üyesi katılabilmeli, milletvekilleri adayları parti üyelerince önseçim yöntemiyle seçilip, sıralanmalıdır. Parti genel Başkanı’nın veto yetkisi kaldırılmalı, kontenjan adaylığı bir yönetmenlikle belirlenmelidir. Parti Meclisi’nin oluşumunda doğal üyelik kaldırılmalı üyeler seçimle belirlenmelidir. Parti’nin tavanı, küçük bir zümrenin egemenliğinden kurtarılmalıdır.
8. PARLAMENTO VE DEMOKRASİ :
Demokrasinin kabesi olan Meclis’te, halkın egemenliğini temsil eden Milletvekilleri;
- düşünen, araştıran, irdeleyen, eleştiren;
- halkın geneli için hizmet üreten;
- sosyo-ekonomik sorunların çözümüne katılan;
- yürütmeyi halk adına denetleyen;
Kişiler olarak çalıştırılmamakta, ancak hükümetten gelen tasarı ve kararları adeta otomatik olarak onaylayan bir zümre olarak görülmektedir.
Önerimiz : Parlamento’nun çalışma düzeni, tümüyle ve köten değiştirilmelidir. Çağdaş, üretken, katılımcı bir patlamento ortamı yaratılmalıdır. Parlamento çalışmalarında öncelik, ‘Genel Kurul’dan alınarak “İhtisas Komiteleri’ne” verilmelidir. Komiteler sürekli toplanmalı ve toplantılar da basına açık olmalıdır. İlgili Bakanlar, komitelere düzenli bilgi vermeli, sorgulanmalıdır. Hükümet Programı çerçevesinde Bakanlar’ın zaman birimleri içerisinde uygulamaları ve tasarrufları Milletvekilleri’nin denetimine tabi olmalıdır. Komiteler’deki çalışma düzeni, milletvekillerinin katılımı yanında, Meclis dışındaki uzmanların ve ilgili meslek birimlerinin eleştirisine ve katkısına sistemli bir şekilde olanak tanınmalı, bunu özendirmeliyiz. Halkın temsilcisi olan Milletvekili’nin saygınlığını korumak için Bakan ve Milletvekillleri’nin saygınlığını korumak için Bakan ve Milletvekilleri’nin eş ve çocuklarının servet beyanı ve beyan ettiklerinin kaynakları mutlaka Meclis Başkanlığı’na verilmeli ve kamuoyuna açıklanmalıdır.
SONUÇ
Sayın Başkan, bunca onurlu mücadeleden sonra, refah ve mutlu gelecek yerine, huzursuz ve günü birlik yaşama mahkum edilmiş insanımızın ulusal davaya saygı gereği sessizliğe dönüşen öfkesini hiçe sayıp, bunu avantaj görerek, demokrasiyi katletme pahasına UBP’sinde kurduğunuz dar kadrolu, tekelci rejim, bizleri halkımız, partimiz ve demokrasi adına biraraya getirmiş, parti içinde mücadele vermeye zorlamıştır. İnancımız o ki; halkımız ve parti tabanımız adil, açık, şeffaf, hakta, nimette, külfette eşit, demokratik bir devlet ve parti yönetimine susamıştır.
Kaldı ki, demokratik rejimde meydana gelen bunalımın, üzerine titrediğimiz ulusal davamızı özellikle dışta büyük sıkıntıya uğrattığına gair mesajlar alınmaktadır. KKTC Devleti’nin kuruluşunda halkı ile birlikte büyük katkısı olan partimizin, devleti yenilemek, demokratikleştirmek, çağdaşlaştırmak, yeni bir devlet-toplum ilişkiler anlayışı ve yeni bir yurttaş anlayışı yaratmak, kısaca insanımızı mutlu ve refah içinde yaşatmak görev ve yükümlülüğünde olduğu inancındayız.
Şu ana kadar ifade ettiklerimizin dışında, kendi iç sorunumuz gibi görünen, ancak esasta dış politikamızın selameti açısından, halk gözünde gün geçtikçe büyüyen ekonomik sıkıntılar düzeltilmediği takdirde KKTC için sarsılması zor yaralar açacaktır.
Gözlemimiz odur ki serbest piyasaya dayalı liberal ekonomi felsefesi parti ve hükümet programında teorik bir kavram olmaktan öteye götürülmemekte, ekonomiye bu doğrultuda işlerlik kazandıracak gerekli mekanizmalar hayata geçirilmemektedir.
Dolayısıyle ekonomideki sıkıntının temelinde para bulmada ziyade, bulunacak iç ve dış kaynakların en etkin ve adil şekilde ekonomiye akıtılma yollarının aranmaması yatmaktadır.
Bu samimi görüş ve eleştirileri sunan bizler, eleştirdiğimiz yapılanmanı oluşumunda, değişik platforumlarda kişisel görüşlerimzi söylemiş olmakta; yüklendiğimiz görev ve roller oranında sorumluluktan kaçmamaktayız. Belki de yaptıklarımızdan çok, yapamadıklarımızdan, söylediklerimizden çok, söylemediklerimizden dün yapamadıklarımızı bugün yapmaktan sorumluyuz.
Üzülerek söylemeliyiz ki davranış ve icraatlarınız Devlet Adamlığı yaklaşımıyla partinin ve devletin çıkarlarını gözetmekten çok kendi pozisyonunuzu korumaya ve kollamaya yöneliktir. “Karşıt görüş içinde olan düşmandır” ve “ben size gösteririm” zihniyeti ile devlet yönetilemez ve bir yere varılamaz. Dengeleri koruyacağım gerekçesi ile grup içinde taraf tutarak görüş beyan eden ve eleştirileri de yererek ve yerdirerek partiyi bütünleştirmekten çok huzursuz ettiniz ve parçalanmayı adete teşvik ettininiz.
Amacımız demokratik kurallar içinde partiyi yeniden yapılandırmak, kabuk değiştirmek ve silkinmiş yepyeni bir imaj taşıyan bir parti yaratmaktır. Yukarıdaki özellikleri içeren çerçeve içine partiyi oturtmak için çalışacağız. Parti hepimizin ve halkımızın malıdır.
Netice itibarıyle, ülke ve parti yönetimindeki tutum ve davanışlarınıza daha fazla onay veremeyeceğimizden ve hiçbir ikbal, koltuk peşinde olmadığımızın kanıtı olarak;
a-İçişleri, Köyişleri ve Çevre Bakanlığı’ndan
b-UBP Grup Başkan Vekilliği’nden
c-Genel Yönetim Kurulu Üyeliği’nden
d-Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi Başkanlığı’ndan
e- Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi Başkan Yardımcılı’ndan
f-İç Tüzük Komisyonu Başkanlığı’ndan
istifa ettiğimizi saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
HAKKI ATUN SERDAR DENKTAŞ MUSTAFA ADAOĞLU
SÜHA TÜRKÖZ TAŞKENT ATASAYAN NAZİF BORMAN
AYTAÇ BEŞEŞLER ERKAN EMEKÇİ ATAY A. RAŞİT
Dokuz milletvekilinin imzaladığı bu muhtıra ile ilgili birkaç hususa dikkatinizi çekmek isterim. Muhtıranın girişinde hangi gerekçelerle kaleme alındığı izah edilmiş ve sekiz madde halinde sorunlar belirtilmiştir. Sorunlar sadece belirtilmemiş ve çözüm önerileri de sunulmuştur. Muhtıranın bu özelliği, KKTC demokrasisinin, hala ciddi bir eksikliğidir.
Mektupta yazılan siyasi hayat, devlet yönetimi, parti içi demokrasi ve bununla ilgili konular maalesef, 2013 yılında da geçerliliğini korumaktadır. İşin üzücü tarafı aradan yirmi yılı aşkın süre geçmesine rağmen aynı parti yine iktidardadır. Bu süre içerisinde UBP’sinden başka partiler de iktidar sorumluluğunu üstlenmesine rağmen, muhtıradaki en önemli vurgulardan biri olan, kamu yönetiminin tarafsızlığı hala sağlanamamış ve bu ihtiyaç günümüzde daha da artmıştır.
Muhtırada bugüne ışık tutan diğer bir konu, Anavatan Türkiye’nin yardım ve desteğinin yarattığı bir sonuca, dikkat çekmesidir. Metindeki “Devletin yürütme organı olan Hükümet, Anavatan Türkiye’nin alt yapı ve diğer temel yürütme görevlerindeki desteğinin sonucu daralan görev alanına karşın” ifadesi, KKTC demokrasisi içinde yaşanan müdahale iddialarının, gerçekçi bir tesbitidir.
Parti içi demokrasi, Demokrat Parti’deki bazı uygulamalar hariç, hala siyasi hayatımızda tartışılması gereken en önemli konulardan biridir. UBP’sinde yaşanan Kurultay süreci ve onun yansıması olan bugünkü gelişmeler, parti içinde Genel Başkan’dan veya siyasi önderden farklı düşüncelere veya tavırlara, müsamaha gösterilemeyeceğine işaret etmektedir.
Muhtırada açıkça işaret edildiği gibi, bu muhtıraya imza atanlar, muhtırada belirtilen görüşler doğrultusunda, parti içinde mücadele için biraraya geldiklerini açıkça ifade etme cesaretini göstermekteirler. Bunun için de Bakanlık dahil parti içindeki bütün görevlerinden istifa ettiler.
Bu cesaretin ve özverinin karşılığını da aldılar. Bu sonuçla karşılaşacaklarını bekliyorlarmıydı bilemiyorum. Bildiğim kadarıyla o gece toplanan UBP Yüksek Disiplin Kurulu, muhtıraya imza atanları, savunmalarını almaya bile gerek duymadan, Ulusal Birlik Parti’sinden ihraç etti.