Dindar mıyız dinsiz miyiz kime ne?
1979 Iran rehine krizi sırasında altı diplomatın kurtulmasını konu alan film çok iyi tarihi bir aksiyon.
Rehineleri kurtarmak için bulunan çözüm yapılmayacak bir filmi yapılacak gibi göstermek ve onları olmayan bu filmin ekibi olarak İranlı yetkililere tanıtmak.
Filimde olmayan birşeyi olmuş gibi göstermenin en inandırıcı yolunun medyayı kullanmaktan geçtiği söylenirken, çarpıcı gazete reklamları ve tanıtım filimleri ile kendileri bile filme inanmaya başlıyor.
Sonuçta İranlılar da filme inanıyorlar zaten.
Filmin de söylendiği gibi bugün hala medyanın olmayan şeyleri olmuş, gerçekten olan şeyleri ise hiç olmamış gibi gösterme yönünde önemli bir gücü var.
Bu güç de her amaca hizmet için her daim kullanılıyor.
******
Kurultay haberleri de ülke medyası için aylardır gündemi meşgul eden konuların başında geliyor.
Kurultay bitti ama tartışmaları hala bitmedi.
Afrika gazetesi kurultay öncesi verdiği bir haberle yine gündeme bomba gibi düşerken öte çokça tartışıldı.
Dün aynı haber Radikal gazetesi internet sitesine de taşındı.
Hatırlarsınız geçtiğimiz hafta Başbakan yardımcısı Beşir Atalay KKTC’ye resmi bir ziyaret gerçekleştridi.
Ziyaretin içeriğine dair yapılan tartışmalar yanında TC Elçiliğinde yapıldığı iddia edilen toplantıda söylenenler de çok konuşuldu.
Söz konusu iddiaya göre Başbakan yardımcısı Beşir Atalay, Büyükelçilikte yapılan kapalı bir toplantıda, “Rauf Denktaş dinsizdi, Derviş Eroğlu da.. Kuran kurslarını, imam hatipleri engellediler” ifadelerine yer vermiş.
Doğru ya da yanlış olduğu bilinmeyen bu iddia çok tartışıldı.
Buna karşı Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği ise “Tahayyül sınırları zorlanmış” diyerek haberi yalanladı. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ise Atalay’ın sözleri için, “Benim de kulağıma geldi” dedi.
İddialar böylece daha da alevlendi.
Haberin doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılmaya devam ederken, konun önemsizliğini hepten gözden kaçtı.
Niye dini inançlarımızla ilgili söylenen sözlere bu kadar takılıyoruz.
Din konusu insanın kendi vicdanı ve inançları ile ilgili bir konuyken, bu ülkede hiçkimse birileri çıkıp öyle dedi ya da yazdı diye dinsiz olamayacağı gibi, birileri çıkıp dinimize çok bağlı olduğumuzu söylerse de dindar sayılmamız mümkün değil.
Dinin hayatımızı ve gündemimizi bu kadar çok meşgul ettiği bu günlerde Karl Marx’ın taaa 1843 yılında yaptığı bir yoruma katılmamak mümkün değil.
“Din halkın afyonudur” diyen Marx halkların dinle nasıl yönlendirildiğine ve meşgul edildiğine vurgu yapmıştı. Haksız mıydı?