Devlet Sevmeyi ve Sevilmeyi Engelleyebilir mi?

1974 savaşı Kıbrıs’ ta büyük acılar bıraktı. Her savaş gibi birçok ölen ve yaralanan oldu. İnsanların yaşadığı toprakları kaybedip, bilmediği bir yerde yeni bir hayat kurmaya çalışması da onlara büyük travmalar yaşattı. Her iki tarafta da savaş sonrası kurulan hükümetler; yolsuzluklar, yalanlar ve insan haklarını hiçe sayan kendi düzenlerini kurdular. Kurulan yeni düzenin en önemli icraatı ise, karşı tarafı mutlak suçlu göstermekti. Her iki devlet de, “telin” diğer tarafında yaşayanların da insan olduğunu ve kendi vatandaşları gibi onların da yaşama hakkı olduğunu hiç düşünmedi. Kurulan devletler kendi halklarına karşı da, hiç etik olmayan uygulamalar gerçekleştirdi. Adanın kuzeyinde, özellikle yöneticilerin neden olduğu ganimet paylaşım sistemi birçok insanı üzdü. Özellikle güneyde varlıklı bir şekilde yaşayanlar kuzeye geçince bunun karşılığını alamazken, bazı kesimler de haklarının çok üzerinde ganimet elde ettiler.
Ama geçtiğimiz hafta sonuçlanan bir dava Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs Rum Devleti)’nin Rum vatandaşlarını ne kadar organize bir şekilde kandırdığının en çirkin örneğini bizlere gösterdi. Gazetelerden dava sonucunu ve bazı tutanakları okuyunca, kendimi çok kötü hissettim. İnsan bazen başkasının duygularını anlayabilmek için kendisini onun yerine koymaya çalışır ancak bence hayatta hiç kimse kendini Andrulla Palma ve iki kızının yerine koymak istemez.
Andrulla Palma’nın acı hikayesi 16 Ağustos 1974’te seferi bir asker olan Rum vatandaşı eşinin savaş alanında ölmesiyle başlıyor. Türk askerleri ile girilen çatışmada 30 asker hayatını kaybetmiş. Ertesi gün ise Birleşmiş Milletler ve Türk tarafı ile yapılan anlaşma neticesinde 30 şehit asker Rum Milli Muhafız ordusu tarafından savaş alanından toplandı. Bir kamyona doldurulan askerler üzerlerindeki kıyafetlerle Lakadamya askeri mezarlığında buldozer yardımı ile açılan büyük bir toplu mezar çukuruna gömüldü ve üzerine de bilinmeyen diye bir mezar taşı konuldu. Ama işin en kötüsü, ölü ve nereye gömüldüğü bilinen bu askerler (ve daha birçok diğer Rum vatandaşı) için Kıbrıs (Rum) Devleti ailelerine, “ölen kişinin” “Türkiye’de esir veya serbest bırakılmış kayıp” olduğu bilgisini verdi.
Esirler 1974 sonbaharında serbest bırakıldı. Palmas bunlar arasında değildi elbet… Mahkeme tutanaklarına göre, şavaş alanından toplanan askerler tanınabilir durumdaydı ve bu kişileri son kez canlı gören kişilerden de şahadet alınabilirdi.
Kıbrıs Cumhuriyeti, Türk vatandaşlarına karşı uyguladığı birçok adaletsizlik yanında, kendini dünya devletleri önünde yardıma muhtaç veya haklı gösterebilmek için bir kayıplar sektörü kurdu ve kaba taslak “1619 kayıp” rakamını tüm dünyaya duyurdu. Mahkeme de şahadet veren Makarios Drusotis in mahkemeye verdiği ifadeye göre, sembolik bir rakam olan 1619 sayısının değişmemesi için, ölü olduğu tespit edilen bir kayıp kişi tespit edilince, o ismin çıkarıldığını ve yerine başka bir isim eklendiği ortaya çıktı.
Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti, Palmas’ın ailesine, onun öldüğünü ve Lakadamya’da gömülü olduğunu bildirmek yerine, onları, esirleri elinde tutan ve serbest bırakmayı reddeden Türkiye aleyhine protesto eylemlerine sürükledi. Palmas’ın eşi ve küçük yaşta olan kızları, ellerinde Palmas’ın fotoğrafı ile yıllarca “kayıp yakınlarının” eylemlerine katıldı. O dönemler devletin, insani acıları dikkate almaksızın, propaganda maksadıyla kayıpların sayısını yüksek tutmak gibi bir politikası bulunuyordu.
Rum yönetimi üst düzey siyasi ve askeri liderliği tarafından kayıp olmadıkları bilinen ve toplu mezarda gömülü olan askerlerden sadece Yunan askerlerine ait cesetler yapılan kazılarda çıkartılıp yeniden başka yerelere gömüldüler. Kayıp yakınlarının yaptığı baskılar sonucu gömülme olayının ardından 25 yıl sonra 1999’da Lakadamya Askerî Mezarlığı’nda mezar kazıları yapılıp cesetler ailelerine teslim edildi. Bu olayın ardından iki yıl sonra Palmas’ın eşi ve iki kızı, Cumhuriyet’in temel insan hakları ilkelerini ihlal ederek, 26 yıl boyunca ‘kayıp’ eş ve babalarının akıbetiyle ilgili belirsizlik ve çok büyük manevi ve psikolojik sıkıntı yaşamalarına neden olduğu gerekçesiyle dava açtı. Dava sırasında ortaya çıkan diğer bir üzücü konu ise Devletin mahkeme için gönderdiği belgelerin mahkemeye çok gizli mühürüyle gönderilmesiydi.
Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi, “Yükümlülüklerini zamanında yerine getirmemekten” ve “uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan insan haklarını ihlal emekten” suçlu bulduğu Rum Yönetimi’nin Palmas’ın eşine 152 bin, kızlarına 86 bin Euro tazminat toplam 344 bin Euro tazminat ödemeye mahkum etti. Dava başvurusu yaptıkları 2001’den bugüne geçen zaman için yüzde 8 oranında faiz uygulanmasına hükmetti.
Bir davanın kazanılması sadece maddi değil manevi olarak da bir kazanç sağlar ancak beni bu olayda en çok etkileyen nokta Palmas’ın eşinin yaptığı çok insani açıklama. Andrulla Palma; ‘Eşimin ölü olduğunu o zamandan bilseydim yaşantım farklı olacaktı. Ölü eşi olmak başka kayıp eşi olmak başka. O zamanlar 27 yaşındaydım. Çocuklarıma destek çıkacak birisiyle evlenebilirdim. Olguların aldığı hal ile yaşantım sürekli bir trajediye dönüştü’ diyor. Palmas’ın kızlarından biri ise, çocuk çağlarında babasının geri dönmesini beklerken yaşadığı travmayı anlatıyor. Kısacası devlet vatandaşlarının dünyanın en güzel duygusu olan sevmeyi ve sevilmeyi organize bir şekilde engelliyor.
Bu olayın üzerine yaptığım araştırmalarda, görüştüğüm yetkili kişilerden aldığım bilgilere göre Rum hükümetinin açıkladığı kayıp rakamı çok büyük yanlışlar içermekte ve bu sayının içerisinde gösterilen 126 kişinin gerçekte kayıp olmadığı tespit edilmiş. Şu an için Kayıp Şahıslar Komitesinde resmi kayıp Kıbrıslı rum sayısı 1493’dür.