Allahın her günü sabah kalktığınızda üzerinizde bir yorgunluk, bir gerginlik, stres varsa kesin Kıbrıs’ın kuzeyinde hatta Lefkoşa’da yaşıyorsunuz demektir. Anlamsız anlamsız sinirleniyorsanız, içinizi her an bir olay olacakmış gibi sıkıntı basıyorsa, trafikte sürekli küfür ediyorsanız, çevrenizdeki insanları nedensiz kırıyorsanız, çaresizlik hissediyorsanız, hep karamsarsanız, endişeliyseniz, kısacası asaplarınız bozuksa hiç üzülmeyin çünkü halkın %80’in yaşadığı bir durumu yaşamaktasınız ki bu DEPRESİF olduğunuz anlamını taşımaktadır.
Depresyona yakalanan bir toplum mutlu olma kapasitesinin bir kısmını yitirebilir; iyi bir şey olduğunda bile mutlu olamaz hale gelir. Enerjisiz olabilir, hatta düşünmek ve karar vermek bile zor gelebilir. Bir çevrenizdeki insanlara göz atarsanız tüm bu saydığım belirtileri gösterenlerin sayısının her geçen gün arttığını görürsünüz.
Tam da son zamanlarda içinde bulunduğumuz bu sıkıcı ve kaos dolu günlerde toplumsal olarak tam bir depresif yapı sergiliyoruz ki kendine değer verilmeyen bir toplum doğal olarak kendini önemsiz, atıl, kişiliksiz ve boşlukta hissederken içinden de hiç birşey yapmak gelmiyor. Tepkisiz ve hareketsiz kalınıyor ve demokratik hakların ve yaşamın dışında bir varlık olarak bir şeyleri de değiştirebileceğine olan inancı köreliyor ve yavaş yavaş yok oluyor. İşte toplum olarak tam da bu noktadayık.
Tabi bu bağlamda UBP hükümetİ tarafından biz Kıbrıslı Türklere reva görülen yaşam tarzının bu olduğu bilincine umarım halkımız en kısa zamanda varır. Eğer varmaz ve üzerindeki bu depresif ruh halini atmaz ise hem sosyal hem de ekonomik yaşam gün be gün çökerken ve sosyal patlamalar sonucu evlilik ve aile yapıları çatırdamaya devam ederken toplumun son 3 yılda kanayan yarası olan intihar vakalarının da artması engellenemeyecek.
Buna ek olarak bunca sıkıntı ve stres sonucu ortaya çıkan anti-sosyal kişilik yapısı alkol, uyuşturucu ve benzeri birçok zararlı ve toplum yapısını bozan pisliklerin de artmasına neden oluyor ne yazık.
Şuanda “KKTC”ye dayatılmak istenen ve toplumun sosyo- ekonomik yapısını çökertmeye yönelik olan Ekonomik Programlar tam anlamıyla neo-liberal içeriğe sahip olup bu uygulamalar bir taraftan aşırı üretim krizine ve talep yetersizliğine çözüm üretmeye, diğer taraftan da emeğin maliyetlerini düşürmeye yöneliktir. Neo-liberalizmin anlayışı ile şekillendirilmeye çalışılan toplumlarda ta 1980’lerden beri mutsuz ve depresif bir halk yapısının oluşması ciddi bir yükseliş trendi yakalamıştır. Tam bir mutsuzluk makinesidir Neo-liberalizm…
Halka reva görülen neo-liberal yaşam şeklinin kısa bir özetini yapacak olursak karşımıza doğrudan şu tanım çıkar :
Birey bir taraftan sürekli mutsuzluğu körüklenerek sürekli mutluluk arayışı üzerinden metaların peşinden koşmaya, tüketmeye, bunun için gittikçe borca batmaya zorlanır. Diğer taraftan, neo-liberal uygulamalara bağlı olarak bireyin işini koruma, sağlık, eğitim, çocuk yetiştirme, yaşlılık gibi alanlarda güvencesizlik duygusu artmaktadır. Böylece neo-liberalizmin mutsuz ve depresif insan tipi ortaya çıkar. Bu insan her an işini, borç yükünden dolayı evini, tüketim, mutluluk mallarına ulaşma kapasitesini kaybetme RİSKİYLE yaşamaya mahkûm edilmiştir. Bu birey yaşam kapasitelerini istediği gibi geliştirme olanaklarını giderek kaybetmekte olduğuna ilişkin ANKSİYETEYLE yaşamaya çalışmak durumundadır. Bu birey, var olan durumun bir başka seçeneği olmadığına, yalnızlığa, terk edilmişliğe ilişkin bir UMUTSUZLUKLA karşı karşıyadır.(.E.YILDIZOĞLU)
Bize dayatılmak istenen ve bünyemize uygun olmayan bu neo-liberal sosyo-ekonomik yapıya karşı ortak bir dil ve hedef belirleyerek mücadele etmeli ve bu ceberut yapıyı artık hep bir elden değiştirmeliyiz. Aksi takdirde toplumun hem sosyo-ekonomik yapısı hem de kültürel zenginliği yok olacaktır. Bu bilinç sadece sol kesimde değil aynı zamanda sağ ve farklı siyasal duruşlara sahip vatandaşlar arasında da yer bulup ideolojilerden çok, değiştirilmek ve başkalaştırılmak istenen ülkemizi kurtarmak adına hep birlikte mücadeleye katkı sağlamalıyız.
Kısaca anlatmak istediğim sevgili dostlar HASTA BİR TOPLUM yaratmak için hedef koyan bu ceberut Hükümetten ve bu yapının oluşması için düğmeye basanlardan el birliğiyle kurtulmak ve tam anlamıyla kendi irademiz ile hareket eden bir toplum yaratmak için mücadele etme zamanı geldi.