banner165
banner174

KIB-TEK, YÖDAK ve Devlet Laboratuarı bir türlü gündemden düşmüyor.

Her üç kurum ile ilgili sorular hala cevapsız…

KIB-TEK dosyası Başbakan Ünal Üstel’in masasında!

Devlet laboratuarı ile ilgili Bakan İzlem Gürçağ burada araştırma başlatacağını söylerken YÖDAK ile ilgili sorulara da Prof. Dr. Turgay Avcı sessiz kalıyor…

Diplomasız profesör Hasret Balcıoğlu skandalı ile açılan pandoranın kutusunda YÖDAK ile ilgili öylesi iddialar ve öylesi cevapsız kalan sorular ortaya çıktı ki, kolay kolay üstü kapatılmamalı.

Diplomasız profesör Hasret Balcıoğlu konusunda ağırlığını koyarak gerekeni yaptıran Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, YÖDAK ile ilgili yeni iddialar karşısında da benzer iradeyi ortaya koymalı.

Hiçbir soru cevapsız kalmamalı!

Ve soruyoruz;

YÖDAK Kurulu üyeleri arasında diploması eksik veya yetersiz olan başka bir profesör var mı?

YÖDAK’ı mahkemeye vererek alınan kararın uygulanmasına ara emri alan bir üniversitenin izni olmamasına rağmen uzaktan eğitim ile haksız kazanç elde etmeye devam ettiği doğru mu?

Bahse konu üniversitenin Genel Sekreteri ile YÖDAK Kurul üyesi hangi profesörün ortak şirketi var?

Şirketin adresi ile üniversitenin o dönem YÖDAK’a beyan ettiği adres ayni mi?

Üniversite sahipleri Türkiye’deki mason locasına üye mi?

Eski YÖDAK Başkanının eşi de aynı locaya üye mi?

Hangi YÖDAK Kurul üyesi profesörün kardeşi ile ÖRP’li hangi eski Bakan güney Kıbrıs’ta Kıbrıs Cumhuriyeti Bayrağı ve Haç altında faaliyet gösteren hangi mason locasına üye?

YÖK resmi web sayfasında bahse konu üniversiteyi tanımadığını ilan etti mi?

Ülkemizde açılan dava ile resmi kurumların eli kolu nasıl bağlandı?

Üniversite sahiplerinin kardeşi hakkında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaretten dava açılıp hapis cezası verildi mi?

Sorular ve iddiaların hepsini sıralasak sayfalar yetmez…

Ülke üniversiteleri, görünmeyen ancak birçoklarınca da bilinen bir “el’in” güdümünden öte hizmetinde olan bir YÖDAK’ın oluşmasından endişe duymakta.

YÖDAK, masonik bir “üst akıl”ın hizmetine girmeme kavgası vermekte…

İki-üç üniversite hariç tüm üniversiteler rahatsız.

YÖDAK’ı ele geçirmeye çalışan zihniyetten hem ülkenin hem de üniversitelerin kurtulması olmazsa olmaz!

Ülke üniversitileri KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı tehdit unsuru olduğuna dair üzerlerinde ciddi şüpheler olan kurumlar üniversite adı altında korunmaya devam edilmesine tanık olmakta…

Sahte belgeler ile yurtdışından öğrenci ticareti yapanlar ile öğretim kadrosu ve fiziki alt yapısı olmayan yapıların da kamuoyunun gözünden kulağından kaçırıldığı bir dönem yaşanmakta.

Ve ülke üniversitelerinden milyonca liralık yatırım yaparak gerek ülke ekonomisine gerekse ülke tanıtımı katkı yapmak adına kendi yağı ile kendi ciğerini kavurmaya gönüllü olan öz varlıklarımızın adaletsiz kararlar ile vatan topraklarına küstürüldüğü bir dönemi yaşatma eğiliminde, YÖDAK Başkanı Prof. Dr. Turgay Avcı…

Özellikle bahse konu üniversitenin TC uyruklu öğrenci kabulü yapmaya devam etmesinden dolayı gerek Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin gerekse YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’dan kimlerin eli ile neden gizlendiği de ayrıca araştırılmalı…

CUMHURBAŞKANI TATAR’A GÖREV DÜŞMEKTE

Ülke ekonomisinin temel direklerinden olan ve stratejik önemi de bulunan yükseköğretim alanına doğru şekilde yön verecek yeni bir YÖDAK’ı inşa etmek Cumhurbaşkanı Ersin Tatar için “milli” bir görev ve sorumluluk olduğuna şüphe yok.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar yükseköğretim alanı için “kurtarıcı” olmak zorunda.

Ve YÖDAK artık “biri”lerinin değil Devletin ve ülke yükseköğretiminin hizmetinde olmak için böylesi bir zihniyetin esaretinden kurtarılmalı.

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın veya hiçbir Hükümetin Kuzey Kıbrıs yükseköğretiminin gelişmesi yönünde ortaya koydukları vizyona ihanet içerisinde olan böylesi bir zihniyet ülke yüksek öğretimine yön vermemeli.

Böylesi bir zihniyet ülke üniversitelerinin kaderi artık olmamalı!

Ve böylesi bir zihniyetin günahı ise artık Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın boynunda asılı.

NOT: Kısa bir yurt içi tatilinden sonra 24 Ağustos Çarşamba gününden itibaren yeniden bu sayfada sizlerle birlikte olacağız. Sağlıcakla kalın…

OKUR MEKTUBU

“Kıbrıslı Türk müyüz, Kıbrıslı mı?”

“Sevgili Kıbrıslı Türkler,

Ben üniversite eğitimi sonrası adaya dönmeyen, CBÜ’nde öğretim görevliliği yapan bir vatandaşım. “ Davulun sesi uzaktan hoş gelir” diye bir atasözü olsa da bir iletişimci olarak bazı şeyleri daha iyi görebilmek için çerçevenin dışına çıkıp uzaktan bakmak gerektiğini söyleyebilirim.

Ben yetmiş dört doğumluyum. Vatan toprağında serbestçe dolaşmanın, istenilen her yere Rum tehdidi olmadan gitmenin özgürlüğünü ben de yaşamadım. Denktaş’ın cesaretine hayranlıkla, milliyetçi bir söylemi yorumlayarak büyüdüm. Tabii ki adadan ve sorunlardan uzağım ama medya ve sosyal medyada ideolojik olarak inşa edilen bir kimliğin patırtılarını duyabiliyorum epeydir. Ne yazık ki geleneklerin, toplumsal hafızanın bir ürünü olan “Kıbrıs ağzının”, ayrı bir dil gibi ideoloji haline getirildiğini; oyunun kurgusal olduğunu, bir yerlere hizmet ettiğini duyumsamadığımızı görüyorum!

Kendimizi ister “Kıbrıslı Türk, isterse “Kıbrıslı” olarak tanımlarız elbette. Yalnız şunu bilmeliyiz ki mesele kendimizi tanımlamakta değil, seçtiğimiz kavramda. Kendimizi tanımlarken Türk olduğumuzu gizlersek, Kıbrıslı Rumlarla farkımızı ortadan kaldırma ve onlar gibi Avrupa Birliği vatandaşı olma niyetimizi öne çıkarmaktayız. “Kıbrıslı” kimlik tanımı rastlantısal olarak ortaya çıkmadı aslında; Annan Planı öncesinde kavramlaştı. Aradan yıllar geçti. Annan Planına Türkler evet, Rumlar hayır dedi ve yine de Rumlar tek başına Avrupa Birliği’ne alınarak Türkler cezalandırıldı ve tecrit edilerek yaşamaya mahkum edildi. Kıbrıs Türk halkı kendi kaderine terk edildi. Bu istenmedik ortamda kambersiz düğün olur mu?

Toplumlar bireylerden oluşur, bireyler de toplumun ürünüdür. Artık kendimize inanmamız ve kendimize yeni yollar aramamız gerekmez mi? “Sev seni seveni yer ile yeksan olsa, sevme seni sevmeyeni Mısır’a sultan olsa” demişler. Kaldı ki devletler çıkarlar üzerine kuruludur. Bizi kabul edinceye kadar kuzu kuzu bekleyip arabesk mi yapalım? En tehlikelisi de gerçekleri kabul etmeyip değiştirince gerçekler değişecek mi? Masaldaki kurt büyükanne kılığına girse de yine kurttur!!Şu an bizim aklımızla oynanıyor ve toplumsal gerçeklikler çarpıtılarak tozpembe hayaller serpiştiriliyor.

"Ne olursa olsun barış olsun" çığırtkanlığını yapmadan önce bir durup düşünmek ve eldeki verileri değerlendirmek gerek. Rumlar kendilerini "Elen milliyetçisi" olarak tanımlarken bizim kendi kimliğimizden, değerlerimizden bu kadar kolay vazgeçmemiz bize teslimiyetten başka ne kazandıracaktır? Kendi toprağımızda, bir bayrak altında ciğerlerimize özgürlüğü çektiğimiz havanın tadını hiçbir bağlılık veremez. "AB ülkesi olmak", "dünyanın her yerine gidebilmek", "tanınmak" kavramları medya tarafından fetişteştiriliyor; Polyanna hikâyesi gibi anlatılıyor.

Geçen yıl yirmi Temmuzda Afrika gazetesinin manşeti kanımı dondurmuştu. “Geldiler, kan döktüler, aldılar, böldüler, kaldılar”!!! Bu slogan aslında türev bir slogan. 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nda, Çanakkale’yi işgal eden ama Türk halkının büyük direnişiyle dönmek zorunda kalan İngiltere, Fransa gibi sömürge ülkelerine karşı söylenen “Geldiler, gördüler, döndüler” sloganı ya da ünlü sözünün değişime uğratılmış versiyonu. Bir Türk devletini ortadan kaldırmak amaçlı Çanakkale Savaşı’ndaki düşmanlar, bu söz değiştirmece ile Türkiye ile yer değiştirmiş ve Türkiye mutlu mutlu yaşayan Kıbrıs Türklerinin evini yurdunu ele geçiren ülke olmuş!!!

Bu iddiayı tarihsel gerçekliği yaşayan, yaşamayan halkın önüne koyan anlayış, düşünce özgürlüğünü mü kullanıyor? Yoksa toplumsal gerçekliği değiştirerek tarihsel gerçekliği bu kadar yalan dolanla anlatmak basının misyonuna uyuyor mu? Bu durum toplumsal hafızayı silme mi yoksa basın özgürlüğü mü?

Toplumsal gerçekliğin yer değiştirmesi kavramların yer değiştirilmesiyle yapılıyor. Kıbrıslıyız ama Kıbrıslı Türküz. Bizim farkımız Rumların hakkını gasp etmeden yaşamaya, ayakta kalmaya çalışan bir halk olmamızda!! Kendimize, kendi gerçekliğimize inanırsak yaşamaya devam edeceğiz!

Bu yılki yirmi temmuzda “Acıların Bayramı Olmaz” diyen bir ilan gözüme çarptı. Gerçek şu ki esas acıyı sahiplenemediğimiz, bizim elimizden almak istedikleri bu devleti kaybedince yaşamayız inşallah. O zaman Nasrettin Hoca gibi göle yoğurt çalmanın, bağımsızlığımız ve özgürlüğümüzü, Platon'nun mağarasındaki gibi belli belirsiz görüntülere hapsetmenin; sonra da dövünmenin bir yararı olmayacaktır.

Bu duruma gelmek istemiyorsak, kim olduğumuzu söylemekten korkmayız ve kaybettikten sonra ağlamayacağımız; gelecek nesillerin bizi suçlamayacağı bir toplumsal gerçekliği tercih ederiz. İkinci harekatın günü on dört ağustos. Umarım bugünde yayınlanabilecek haberler çarpık gerçeklerse, siz de benim gibi düşünürsüz!..”

BERNA KÜÇÜK KALAYLAR

kucukkalaylar@yahoo.com

MESAJ KUTUSU

Sayın Ziya ÖZTÜRKLER, son günlerde deport edilenler kamuoyunda memnuniyetle karşılanmaya devam ediyor. Şimdi sıra çekmecenizde duran FETÖ listesine geldi. Ne hikmetse gelen de giden de bu liste konusunda suç duyurusunda bulunmaya bir türlü cesaret edemedi. Bu konuda ciddi bir girişimde bulunmanız isteniyor!

Sayın Ayşegül BAYBARS, parti içinde bulunduğunuz görevlerden alındıktan sonra şimdi de yeni bir yargı sürecinin başlayacağı konuşuluyor. Bu arada genel başkan artık aile meselelerini gündeme getirmeye başladı bakalım bu konuda nasıl bir savunma yapacaksınız!

Sayın Süleyman ULUÇAY, G:Mağusa yapılan son ankette de diğer adaylara karşı bir adım önde olduğunuz görüldü. UBP eğer yerel seçimler için toparlanmazsa aradaki farkı bir hayli artıracağınız tahmin ediliyor, umarız bu fırsatı iyi değerlendirirsiniz…

Sayın Erhan ARIKLI, yeni havayolu şirket için bir hafta içinde belli olacak demiştiniz ama ikinci haftaya giriyoruz bu konuda daha bir ses çıkmadı. Acaba diyoruz öncelikle şu ana yolların aydınlatma işlerini bir çözüp yolları aydınlığa kavuştursanız…Bu arada son günlerde DP ile birleşme konusu fazla konuşulmaya başladı var mı böyle bir gelişme?

Sayın Mahmut ÖZÇINAR, UBP içinde başka aday çıkmayınca bir kez daha Güzelyurt Belediye Başkan adaylığınız kesinlik kazandı. Hani şu her seçim öncesi Yayla sahil yolu sözünüz var ya acaba diyoruz bu kez sözünüzde durabilecek misiniz bakalım? Eminiz ki denize açılan kent bölgesine daha fazla ekonomik katkı sağlayacaktır…

Sayın Ali KAMACI, UBP Lefkoşa Belediye Başkan adaylığı listesinde artık sizin de adınız anılmaya başladı. Eğer kabul ederseniz bu konuda nihai kararın alınacağını duyduk, hadi bakalım şimdiden hayırlı olsun…

Sayın İbrahim BENTER, okulların açılmasına az bir süre kala nedense özellikle kırsal kesim okullarının yöneticilerinden ilgili bakanlık yerine Vakıflar İdaresi’ne istek taleplerinin geldiğini duyduk. Bu ara yüzlerce çocuğu giydirmek için girişimde bulunduğunuzu duyduk, Allah da sizi sevindirsin…

Sayın Olgun AMCAOĞLU, dünya petrol fiyatları son haftada hayli düştüğü için vatandaş da doğal olarak bunun akaryakıt fiyatlarına ne zaman yansıyacağını soran mesajlar göndermeye başladılar, bundan böyle top artık sizin kucağınızda…

Sayın Hasan ADAHAN, 27 Kasım’da yapılacak olan yerel seçimlerde bölgenizde belediye başkan adaylığı için yoğun bir çalışma temposunda olduğunuz gözlemleniyormuş. Babanızın tecrübelerinden yararlanmayı sakın aklınızdan çıkarmayın, hayırlı olsun…

Sayın Özcan HÜDAVERDİ, UBP kulislerinde yerel seçimlerde UBP Girne Belediye Başkan adaylığına çok yakın olduğunuz konuşulmaya başladı. Bu arada mevcut başkan partiden aday olmayı kabul ederse durumlar her an değişebilir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161

banner168

banner162

banner172

banner171

banner50

banner164

banner146