Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yaşam hakkı tanımak



Akademik ve gazetecilik faaliyetlerimizi takip eden herkes bilir: Kıbrıs’ın askerden arındırılmasına ve halkların birleşmesine fırsat veren, insan haysiyetini sarsıcı dikenli telleri ortadan kaldıran, Kıbrıs Türk kimliğine 21.y.y. da otonom bir şekilde kendi ayakları üzerinde durması hakkını sunan her türlü anlaşma ve plan yadsınamaz arzumuz ve utkumuzdur. Bu türlü anlaşma için tek ön şartımız bu anlaşmanın, Kıbrıs’ın yerel sakinlerinin haklarını ve çıkarlarını gözetmesi, emperyalist planlara set çekmesi, emeği, kadın haklarını, ezilenlerin kimliğini ve haklarını garanti altına almasıdır.

21.yüzyıl birleşik Kıbrıs’ına gönülden inanan birisi olarak, gelinen noktada ve var olan sosyopolitik kıstaslar ışığında kurulması tasarlanan Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin geleceğine yönelik yoğun kaygılarımın var olduğunu vurgulamak durumdayım. Bugün müzakerelerde estirilen iyimserlik havası 2008-2010 döneminin tecrübesini tanımış olan bir araştırmacı, gazeteci ya da tarihçi için bir çeşit deja vu’dan öte bir şey değildir. Gelinen esas noktada önemli olan bir dizi cevapsız soruya cevap bulabilmektir.

Halklarımız Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yürürken toplumlarımız bu tarihi çaba için hazır durumda mıdırlar? Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler ortak federal hayat için ne denli hazırlanmış durumdadırlar? İki toplum arasındaki ilişkilerin müzakere, diploması ve kumar masalarına ve büyük alışveriş merkezlerine sınırlandırdığı bir ortamda federal bir yaşamın geleceğinden umutlu olabilecek durumda mıyız? (Rum perspektifine göre) Üniter devletten federasyona evirilecek olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nden yeni federasyonla ilgili çalışmalar hangi safhadadır? Halihazırda Rum tarafınca idare edilen Kıbrıs Devleti’ndeki Türkçe servislerin durumu nedir? Örneğin Kıbrıs Polisi’nde Türkçe bilen Kıbrıs Türk kimliğini tanıyan kaç polis memuru mevcuttur?

Yeni federasyonun ‘sesi’ olacak yeni, ortak, federal yayın kurumu için projeler mevcut mudur? Peki ya (Kıbrıs Türk perspektifinden) kurucu ortak devlete evirilecek olan ‘KKTC’nin federasyona yönelik hazırlıkları ne durumda? Kaç tane devlet memuru, eğitmen, diplomat gerçek anlamda, temel Rumca bilip modern Kıbrıs Rum gerçekliğini tanıyor? Ya eğitimdeki duruma ne demeli? Eğitim kurumlarındaki milliyetçi, ana vatan eksenli, buram buram ırkçılık kokan jargonlar ne zaman rafa kalkacak? İlgili komisyon ne zaman gerçek anlamda harekete geçecek? Din adamlarımız ve kurumlarımız federal hayata hazır mı? Siyasete karışma hevesi peşinden sürüklenen Kilise elemanları ne zaman kiliselerine çekilecek? Federal yaşantının öncü gücü olma fonksiyonuna haiz üniversiteler ve basın kuruluşlarımız federal yaşantı ile ilgili çalışma başlatmış durumda mıdırlar? Peki ya ekonomik açıdan sıkıntılarla boğuşan, yerel kültüre adapte olmaya çalışan insanlarımızın durumu ne olacak?

Örneğin Türkiye kökenli, federal devletin vatandaşı olacak insanlarımız için alt yapı projelerimiz mevcut mu?
Yukarıda arz ettiğimiz sorular çoğaltılabilir. Aslına bakacak olursak bir cevapsız sual fırtınasıyla karşı karşıyayız. Ne yazık ki bugüne dek bu soruları ne soran var ne de cevaplayan. İnsanlığın yakın dönemi siyasi sistemlerin savaşlarla, mücadelelerle ve en önemlisi siyasi-sosyal istem-utku-irade ile değişmiş olduğu gerçeğini gözler önüne sermiştir. Bugünkü Kıbrıs’ta bizler sadece birinci unsura-savaşa- sahip durumdayız.

Bir gazetenin tirajını arttırmak için olumlu hava ‘pompalama’ girişimini anlayabiliriz. Kendi toplumundaki kesimleri ‘kontrol altında tutma’ güdüsüyle ya da farklı, ‘muammalı’ planlar çerçevesinde ‘olumlu hava’ yaratma girişimlerini de bir noktaya kadar olumlu karşılayabiliriz. Ancak Kıbrıs’ta yeni hayatların ana hatları müzakere masasına yatırılırken toplumun ‘kış uykusunu’ anlayacak noktada değiliz.

Unutmamız gereken bir nokta var: Bugün ‘Kıbrıs Sorunu çözüldü çözülecek’ sloganları atmak göreceli olarak oldukça kolay bir meseledir. Esas zorluk yarın hayırlısıyla Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti kuruduktan sonra karşı karşıya kalacağımız ilk meselede ya da zorlukta o ‘küçük çocuğun’ arkasında dimdik durabilmektir. Bugün sormaktan ve cevaplamaktan kaçındığımız sorular o ‘çocuğa’ yaşam hakkı tanıyacak yegane unsurları, gerçeklikleri barındırmaktadır.