BIRAKIN LAVMANI SODA BİLE GEREKMEZ

Geçen bu sürenin ardından TÜRK" kelimesi "ALERJİ YAPAN" etkenler arasında TIP literatüründe de bir yer bulursa hiç şaşırmamak gerek.

 

Bu kelime milletimde(!) nasıl bir hazımsızlık yaratıyormuş yeni yeni ortaya çıkıyor vallahi.

 

Belirli mihraklar harekete geçti yine. Ellerinde lavman bu sürece müdahil olup milletin şişkinliğini farklı yöntemlerle giderme derdinde.

 

Millet olarak ödenen bunca bedelden sonra şimdi de çok önemli ve dikkat edilmesi gereken başka bir sürecin içerisindeyiz.

 

Kabul etmek gerek. Bu millet 89 senede çok büyük hatalarla, günahlarla, ötekileştirmelerle bu günlere ulaştı.

 

Devlet büyüklerinin, bir gecede attıkları imzalarla ve aldıkları kararlarla, ülkemin bir parçası kimi zaman karantina kimi zaman da bir sürgün bölgesi ilan edildi.

 

Vatan içerisinde zamana yayılmış şekilde farklı kimlikler yaratıldı. Kardeş kardeşe düşman edildi.

 

Gariban vatandaş var olan düzene ve sisteme uymazsa, bir imzayla bu bölgelere sürgüne gönderilmekle tehdit edildi durdu.

 

İçerdeki politize olmuş koltuklar, kene gibi vatandaş kanını emmekten hiç çekinmedi.

  

O büyük koltuklarda ne denli küçük insanların oturduğunu bu millet 89 yıllık karantina kontrol süreciyle çok net gördü(!)

 

O koltuktakiler ne denli küçükse, bu millet de tarih olarak bir o kadar büyüktü aslında.

 

Bu vebal, tamamen bu süreci yaratan, bu işte imzası olan, vampir olup kan içen tüm devlet yetkililerine aittir.

 

Tarih, fosforlu kalemlerle bunları yazdı ve yazmaya da devam ediyor.

 

Bugün ise gelinen noktada çok daha önemli çok daha dikkat edilmesi gereken gelişmeler yaşanıyor.

 

Millet kendisine dayatılanlarla şiştikçe şişmiş, 89 yılda çok ciddi bir hazımsızlık sorunu yaşar duruma getirilmiş.

 

Bugün de en az o dönemler kadar önemli. Neden mi?

 

Aydınların, yazarların, çizerlerin, siyasetçilerin yanlışlardan dolayı da bugün korkum çok daha büyük boyutlardadır.

 

Alt kimlik üst kimlik tartışması yaşanırken Türk kelimesine karşı da çok büyük bir psikolojik harekât başlatılmış durumda.

 

Bırakın 89 yılı, yüzyıllardır bu millet üzerinde öyle psikolojik operasyonlar yapılıyor ki, Türk milleti bu operasyonlarda aldığı narkozun etkisini hala üzerinden atabilmiş gibi de görünmüyor.

 

Doğunun üzerindeki karantinayı kaldırma ve bu bölgeyi yatırım merkezine dönüştürme çabası sanırım farklı kesimleri de cesaretlendirmişe benziyor.

 

Uyruğunun değişmesini teklif edenler dışında bayrağın isminin “Türk Bayrağı” değil de “devlet bayrağı” olarak değiştirilmesini teklif eden yazar-çizerler de ekranlarda boy göstermeye başlamış durumda.

 

Bu derece önemli kişilerle aydınlanıyor artık Türk Milleti (!) Havai fişek gibi bir anda ortaya çıkan bu aydınlar büyük bir sesle aydınlatıyorlar bu milleti.

 

Vazife vatana hizmet olunca (!) onlar da üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirme çabasındalar.      

 

Çünkü milletçe kucaklamayı sevmiş, haksızın yanında olmayı kendimizce hep borç bilmiş bir milletiz.

 

Kimilerine göre en büyük gücümüz, kimilerine göre de en büyük zafiyetimiz olmuş bu durum. Kimlikten taviz verilmeden de ecdat tarih yazabilmiş, neden bir yenisi daha olmasın Sayın Başbakan?

 

Türk milleti bu şişkinliği gidermek için bırakın lavmanı sodaya bile ihtiyaç duymuyor aslında.

 

Neden mi?

 

Tarih 29 Mayıs 1463.

 

“Ben, Fatih Sultan Mehmet Han.


Dünya'ya ilan ediyorum ki, bu padişah fermanı verilen Bosna'lı Fransisken'ler himayem altındadır ve emrediyorum; Hiç kimse, ne bu adı geçen insanları nede onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içerisinde yaşasınlar ve bu göçmen durumuna düşen insanlar, özgür ve güvenlik içerisinde yaşasınlar. İmparatorluğumdaki bütün memleketlere dönüp korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler. Ne padişahlık eşrafından, ne vezirlerden veya memurlardan, ne hizmetkârlarımdan, ne imparatorluk vatandaşlarından hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir. Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar, başka ülkelerden devletime birini getirecekse, onlarda aynı haklara sahiptir.
Bu padişah fermanını ilan ederek burada, yerlerin, göklerin yaratıcısı ve efendisi Allah, Allah'ın büyük elçisi aziz peygamberimiz Muhammed ve 124,000 peygamber ile kuşandığım kılıç adına yemin ediyorum ki, emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece, tebaamdan hiç kimse, bu fermanda yazanların aksini yapmayacaktır”


İşte örnek alınan Osmanlı… Fatih Sultan Mehmet bu tarihi yazarken kimliğinden taviz vermeden başardı bu işi.

 

Bu tarihi mirasla gün geldi Filistin için ağlayan bir Türk olduk.

 

Kimlikten taviz verilseydi Bulgaristan’da Belene Kampı’nda soykırıma uğrar mıydı bu millet? 

Bosna’da Mostar Köprüsü olup yıkılmadan barış getirilmez miydi?

 

EOKA tarafından Kıbrıs’ta katledilir miydi, ASALA tarafından büyükelçileri hedef alınan millet olur muydu sizce?

 

PKK ile bir mücadelede on binlerce şehidini toprağa kendi elleriyle verir miydi acaba? 

 

Ama gel gelelim hep Türk olduk. Millet olarak büyük bedeller ödedik.

 

Türk olmak bu derece büyük güçlükleri de beraberinde getirirken ezileni yine de yalnız bırakmadık.

 

Öldürülen bir Ermeni vatandaşımız için “Hepimiz Ermeniyiz” diyebilecek kadar kucaklayan bir millet olmadık mı!

 

Bugün ise tarih 30 Mart 2013.


İşte gelinen noktada bugün yaşananlar, bu sorum da tüm okurlara:

 

Yeniden tarih yazmaya çalıştığımız bu dönemde aynı cesaretle söyler misiniz bana millet olarak bugün biz kimiz?