Beşir Atalay’ın tersten bakışı




T.C Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Beşir Atalay’ın bugün Kıbrıs’a yaptığı ziyaret sırasında sarf ettiği “İktidar partisinin genel başkanını değiştirmeye kalkarsanız kurultay gündemi işgal eder, ekonomik istikrarı etkiler. Kurultay KKTC'de her konunun içinde. Türkiye olsa böyle bir sürece dayanamazdı. Dünyanın hiçbir ekonomisi böyle bir sürece dayanamaz” cümleleri tartışma açmasın da ne yapsın?


Atalay’ın açıklamasından bir iktidar partisi sanki genel başkanını değiştiremez, UBP delegelerinin partileri iktidardayken genel başkanlarını değiştirmeye hakları yokmuş ve olamazmış gibi bir anlam çıkıyor. Eğer bir iktidar partisinin delegeleri genel başkanlarını değiştirmeye yetkili değilse neden demokrasi ile yönetilen ülkelerde iktidar partileri kurultay yapmaya devam ediyorlar ki?


Atalay’a göre, iktidar partisinin başı değişemez, mevcut başkanın kurultayda aldığı oyla genel başkan seçilmediğine yönelik mahkeme kararları alınmış olmasına rağmen genel başkan değiştirilmemelidir çünkü genel başkan değişirse ekonomik istikrar sağlanamaz.


Olaya tersten değil, doğru bakacak olursak şu soruyu sormamız gerekecektir: UBP içinde İrsen Küçük’ün tekrar genel başkan seçilmesini istemeyenler, ekonomik istikrar sağlanamadığı için parti başkanlarını değiştirmek istiyor olamazlar mı?


Tıpkı İngiltere’de Thatcher döneminde Muhafazakar Parti iktidardayken, artan iktisadi sıkıntılar sonucunda Thatcher’a partisi içinde muhalif olanların kabineden istifa etmesi, ardından parti liderliği için Thatcher’ın yeter sayıda oy alamaması ve 2’inci tura gidecekken parti üyeleri tarafından görevden alınması gibi.


Tıpkı İtalya’nın eski başbakanı Berlusconi’nin 2011 yılında partisinden ucu ucuna (316’ya 301) güvenoyu alabilmesi ve kemer sıkma paketlerini geçirdikten sonra kendi isteği ile istifa etmesi gibi.


Tıpkı Yunanistan’da 2012’de iktidarda olan PASOK’un parti genel başkanlık seçimlerinde genel başkan Yorgo Papandreu’nun Evangelos Venizelos’tan çok daha az oy alması sonucunda Papandreu’nun parti liderliğinden ve başbakanlıktan ayrılması gibi.


Sözün kısası, ekonomik önlemlere, istihdamlara ve vahşi özelleştirmelere tepki artıyorsa, iktidar partileri iyi yönetim sergileyemediğini düşündükleri başkanlarını değiştirerek, partilerinin olumsuz koşullardan daha fazla zarar görmesini engellemek isterler.


Dolayısıyla gözlüğümüzü ters takmamışsak, KKTC’de ekonomik istikrar olmadığını ve iktidar partisinin genel başkanına tepkiler yükseldiği için UBP’nin başkanını değiştirmek istediğini görebilir ancak gözlüğümüzü ters takmışsak, ülkede ekonomik istikrar olduğunu varsayıp iktidar partisi başkanının neden iktidardan uzaklaştırılmak istendiğine anlam veremeyebiliriz.


KKTC’de alınması zorunlu ekonomik önlemler olduğu konusunda genel bir mutabakat güç bela sağlanmışken süreç saydamlıktan, katılımcılıktan, hesap verilebilirlikten uzakta o denli kötü yönetilmiş durumdadır ki, iktidar partisi genel başkanını değiştirse dahi parti olarak yaptığı hataların bedelini ödemeye devam edebilecektir.


Şartların geleceği bu yönde şekillendireceği aşikarken Türkiye yetkililerinin yaptığı, doğru olmadığı düşünülen yorumlar toplum nezdinde tam ters etki yaratmakta; tersten bakış ters sonuçlar doğurmaktadır.