Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tam bir sorunlar ülkesi. Herşeyimiz sorun. Hükümetimiz sorun, iktidar partisi sorun, iktidar partisinin yönettiği belediyeler sorun. Sorunların şaha kalktığı Belediye ise Lefkoşa Türk Belediyesi. Çalışanlar sonunda çıldırdı. Lefkoşa sokaklarına çöp döktüler olmadı, iktidar partisinin binalarına saldırdılar ve hatta zarar verdiler yetmedi. Bugün de Lefkoşa Türk Belediyesi’ni ve KKTC’ni şikayet etmek için Hristofyas’a gideceklermiş. Umarım o dertlerine çare bulur.

Lefkoşa Türk Belediyesini Rum Yönetimine ve onlar vasıtasıyla Avrupa Birliğine havale ettiğimize göre diğer belediyelere bakabiliriz. Biliyorsunuz diğer Belediyelerimizin durumu da iyi değil. Sekiz Belediye “biz iyiyiz” diyor ama, aslında bütün belediyelerin durumunun aynı olduğunu biliyoruz. Nereden mi biliyorum? Hepimiz aynı ülkede yaşıyoruz ve burası KKTC.

Belediyelerin durumunu düzeltmek için her hükümet kendine göre birşeyler yapıyor. Bir önceki hükümet ülkenin bütün sorunlarına çözüm bulduğu dönemde ve ülke mutluluktan çıldırmak üzere iken, 2008 yılında yeni bir devrim yaptı. Reforum diye diye bütün köyleri (bağımsız muhtarlıkları) bir belediyeye bağladı. Bu sözüm ona reformun, köylülerin de belediye hizmeti almasını sağlamak için yapıldığının, bol bol reklamı yapıldı. Bugün anlıyoruz ki durum biraz farklı.

Köyler belediyelere bağlanmazdan önce de Belediyelerin sorunları vardı. Bu sorunlar da ülkenin genel sorunlarından farksızdı. Popülizmin gözünü kararttığı politakacılar, bol vaat karşılığı ve hemşericilik ayakları ile, Belediye Başkanlığını kazanıyor, sonra da nasıl Başkanlıkta daha uzun süre kalırım diye her türlü yola başvuruyordu. Belediye Başkanları buna para yetiştiremezken, 2008 den itibaren bir sürü köye daha hizmet götürmek durumunda kalmıştı.

Eski hükümet köyleri belediyelere bağlarken, itiraz eden Belediye Başkanlarını, Belediyelere merkezi hükümetin verdiği kaynakları artıracağız vaadiyle ikna etmişti. Şimdi anlıyoruz ki o dönemde yapılan mali düzenleme, o dönemin iktidarına yakın belediyelerin durumunu düzeltmek için yapılmış. İşin içinde nüfusla ilgili üç kaatlar ve başka hokus fokuslar da var ama, asıl kıyak, Belediyelere mali yardım sadece nüfus oranına göre verilerek yapılmış. Şimdi anlaşıldımı, sekiz belediye bugünkü hükümetin yaptıklarına niçin itiraz ediyor. Sekiz belediye “marifet bizde” diye kabarıyor ama, yaptıkları iyi işler olsa da, eski hükümetin yaptığı kıyaklar sayesinde hava atıyorlar. Foyaları da yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Şimdiki iktidar partisinin Belediyeleri, bir şey yapıyorsalar, TC Yardım Heyeti kaynakları sayesindedir. İçlerinde çok marifetli olanlar Avrupa Birliği kaynaklarını da kullanabiliyorlar. Yerel kaynakları, şişirilmiş personel maaşlarına ve yandaşlara verdikleri ihalelere, yetişmiyor bile. Bütün belediyelerin sosyal sigortalara ve ihtiyat sandıklarına borcu var. Ne de olsa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da onların. Kim kime hesap soracak.

Merkezi hükümetin yönetiminde olduğu gibi, Belediyelerimizde de ciddi sorunlar var. Temel sorun, ekonominin kötü gidişinin durdurulamaması. Sorunlar büyürken merkezi hükümetin ve Belediyelerin kullanabileceği kaynaklar sürekli azalıyor. İşin içine dört başı mamur düşünülmeden, yöre halkıının oluru alınmadan yapılan sözüm ona referumlar da girince, durum daha da kötüye gidiyor.

Çare yok mu? Olmaz olur mu? Merkezi hükümeti bu yıl içinde erken seçime mecbur bırakmak, bu yıl bunlardan kurtulmak. Gelecek yıl yapılacak yerel yönetim seçimlerinden önce, yerel yönetimlerde ciddi düzenlemeler yapmak. Yöre halkının düşünceleri ve onayı da katılarak yapılacak bu düzenlemelerden sonra da yerel seçimleri gerçekleştirerek yeni yöneticileri yerel iktidarlara getirmek.

Yapılacak yeni yerel yönetim düzenlemeleri, tek tip belediyeler yaratmayı terketmelidir. Her yörenin durumu, halkının beklentileri, nüfüsun yoğunluğu ve coğrafi konumu dikkate alınarak, farklılıklar içerebilen yerel yönetim modelleri gerçekleştirebilmelidir. Nüfüsu kalabalık ve yoğun kentler bir örnek belediyeler olarak düzenlenirken, kırsal kesimlerdeki, dağınık ve göreceli olarak daha az yoğunluktaki yörelerde, bucakların yerel yönetim birimi olarak yönetilmesi de mümkün olabilmelidir.

Kısacası işimizi ve sorunlarımızı başkasına havale etmeyi bir tarafa bırakmalı, “biz neyi gerçekleştirebiliriz”, onun arayışı içinde olmalıyız. Hristofyas’ın bugün vereceği cevap, “siz bize işgalciden kurtulmakta yardım edin, biz de sizin icabınıza bakarız” anlamımda bir şeyler olacaktır. Rum ve Avrupa Birliği bugüne kadar bize ne vermişse, bundan sonra da onu verecektir.