Bağdat'tan selam ve sevgiler ..
‘Kırk yıl düşünsem’ Bağdat’tan böyle bir yazıyı kaleme alacağımı aklıma gelmezdi. Ama kısmet oldu ve Bağdat’a kırk yıl sonra gittim ve sizlerle bu yazıyı buradan, yani Bağdat’tan paylaşıyorum. Bu yolculuğu çok öncelerden düşünmüştüm ama çeşitli nedenlerden dolayı hep ertelemiş ötelere bırakmıştım. Sonunda yolculuk kararını verdiğimde daha bir kararlı tutum takındım ve tereddüte yer bırakmamak için nete girip biletlerimi aldım. Yolculuk tarihi gelinceye ve uçağa bindiğim ana kadar içimdeki git geller de hep coştu durdu.
Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz dedikleri yerden 1972 yılının son baharında Ankara’ya yüksek tahsilimi yapmak amacıyla ayrıldım, son görüşüm de 1979 yılının baharında oldu. O dönemlerde Irak altın çağını yaşıyordu. Saddam etkindi ama yönetimin başına henüz gelmiş değildi. Demokrasiden söz etmek mümkün değildi ama ekonomik refahtan, medeniyet ve ülkenin parlak geleceğinden söz etmek mümkündü.
Aradan tam kırk yıl geçti, ne göreceğim? Ne bulacağım? Savaşların ve yılların bu tarihi kente nasıl bir yansıması oldu diye düşünürken THY’nın iki saatlik rahat bir yolculuğundan sonra Kendimi Bağdat’ta buldum. Havaalanından ayrılırken gözüme ilk çarpan ayrıntı hemen hemen her yerde olan ağır militarist görüntüler oldu. Savaş dün son bulmuş gibi idi. Her köprü başı, her önemli ya da önemsiz bölge girişlerinde kontroller yapılıyor. Polis, asker, federal polis, içişleri bakanlığı kuvvetleri, anlayacağınız değişik isimler altında birçok makam ve merci her üç beş kilometerede bir geniş yolları panzer ve zırhlı araçlarlarla daraltarak tek sıra geçişli duruma dönüştürüyor ve kontroller yapıyorlardı. Kasvetli bir havanın hakim olduğu Bağdat şehri kırk yıl sonra bana böyle merhaba demişti.
Büyüdüğüm kenti kırk yıl sonra gördüğümde hiç bir tarafını hatırlayamadım, hiç bir yolu ya da köprüsü bana göz kırpmadı, çünkü çok ama çok değişmişti. Çoğu yapılar aynı idi ama tam eski eser havasına bürünmüştü, ışıltısı kayıp olmuştu kentin. En önemlisi Bağdat’ın insanı değişti, tamamıyla farklı kavimler hakim oldu bu kentin sokaklarına. Benim için her bir kentin kendine has bir rengi, kokusu ve enerjisi vardır ve bu taraflarıyla ruhuma, beynime özetle bana hitap ediyor sevdiğim kentler. Kırk yıl sonra Bağdat’ın kokusu, rengi ve enerjisi bana çok yabancı geldi, ya da ben bu kente yabancı geldim.
Kırk yılda Irak üç savaş ve sonunda sekiz yıllık işgalin acısını yaşadı. Nüfus 17 milyondan bir şekilde ikiye katlanarak 35 milyona yükseldi. Bağdat’ın şehir olarak nüfusu ise son on yılda üç milyon artarak sekiz milyona ulaştı. Kentin esas sakinleri bir yerlere gitti ve bir yerlerden birileri gelip yerleşti. Bağdat’ın alt yapısının ise bu nüfus artışına ayak uydurmadığı aşikardır. Her yer pis ve Lefkoşa kadar olmasa da çöp yığınlarına rastlamak mümkün. Elektrik enerjisi yetersiz ve sürekli kesiliyor ama halk buna kendi çözümlerini üreterek ortak büyük jenartörleri devreye sokmuşlar. Elektrik kesildiğinde bu mahalle jenatörleri otmatik olarak devreye giriyor, evdeki sistemler de buna göre ayarlanmış.
Bağdat bölgelere bölünmüş, her bölgeye girişte sıkı kontrollerden geçerek girişlere izin veriliyor. Aynı uygulama devlet daireleri, toplu yerler ve kamuya açık alanlar için de geçerli. Halk bu kontrollere alışmış ve yadırgamıyor. Trafik bir işkence özellikle belli saatlerde yollar yetersiz, kontrol noktaları ise yetersiz ve tıkanmış olan bu yolları daha da tıkıyor. Devlet dairelerinde işlemleri olan insanların hali harap, ya rüşvet ya da bugün git yarın gel.
Halk halinden şikayetçi olsa da bu durumları özümsemiş kendi keyfinde, neşesinden ya da nüktesinden vazgeçmemiş bir haldedir. Konuşmalar tatlı dilli güzel sözcüklerle bezenmiştir, sosyal yaşam, eğlenceler ise hiç ödün vermeden devam ediyor. Kentin hemen hemen her tarafında başta Türkiye olmak üzere bir çok Avrupa kentine cazip fiyatlarla seyahat programı reklamları ile donatılmış. Mağazalar Türkiye’den ithal edilen elbise, ayakkabı, mobilya ve gıdaları reklam etmekten gurur duyuyor gibiler zira Türk malı kalite demektir Irak’ta. Bu arada Bağdat’ta kadın ve erkeklerin buluştuğu tek nokta Fatmagül ve diğer Türk dizileri. Bazı erkeklerin ise telefon müziği Kurtlar Vadisi’nin fon müziği. Tüm bunların yanında aklınıza gelecek tüm Türk alkollü içkileri bulmak mümkün. Üstelik de daha ucuz fiyatlarla.
Bağdat’la ilgili anlatılacak çok şey var aslında, alıncak ibret dolu dersler de var. Halimize şükretmek içinde yüzlerce neden de. Ama bence alıncak en önemli ders savaşın zaferi, galibi ya da mağlubu yok. Savaşta tüm taraflar kaybediyor. Bağdat’ın kaybettiği gibi.
Bin bir gecnin kenti Bağdat’a gelecek olursak, Bağdat ne yazık ki kırk yılda, altmış yıl geri gitti. Yani bir meczubun hasta hayalleri yüzünden bu tarihi kentin bir asırı heba edildi.