İnmenin, yani felcin kapımızı ne zaman çalacağını çoğu zaman bilemeyiz. İnsan beyni müthiş, bir o kadar da kırılgandır. Beyinle ilgili herhangi bir sağlık sorunu söz konusu olduğunda, adeta zamanla yarışılır. 

Bu yüzden bilim insanları, beyni ilgilendiren olaylarda, zamanında müdahalenin önemini vurgulamak için: ‘’Time is brain!’’ yani ‘’Zaman beyindir!’’ demişlerdir. Zaman kaybı, beyin kaybıdır!
Çok değil, bundan yaklaşık 15 yıl önce, beyinde bir damar tıkandığında, beyin damar tıkanıklıklarını açmamızın çok zor bazen de imkansıza yakın olduğunu söylerdik hasta yakınlarına. Daha sonra, ‘’pıhtı eritici tedavinin bulunması ile, 2004 yıllarında, beyin damar tıkanıklığına ilk 4-6 saat içerisinde hastaya müdahale edilebilmesi durumunda, beyindeki tıkanan damarın açılabildiği ve hastanın felç dediğimiz tablodan kurtulabildiği gösterildi. Hatta daha da ileri gidilerek, pıhtı eritici ilaç, beyin anjiyografisi ile, tıkanan damarın içindeki pıhtının içerisine doğrudan verilebilir hale gelindi. Bu sayede nice hayatlar kurtarıldı, nice hastaların yatağa bağımlı hale gelmesinin önüne geçildi, devletin de hasta bakım maliyetleri azaldı.
Türkiye’de de, beyin damar tıkanıklığında, uygun kriterleri taşıyan hastalara, damardan verilen pıhtı eritici tedavi verilmesine, dünya ile hemen hemen eş zamanlı olarak, yani 2005 yıllarında başlandı. Peki ya KKTC’de? 2010 yılının sonunda, çiçeği burnunda, uzmanlığını yeni almış bir nöroloji uzmanı meslektaşımız tarafından ülkemizdeki ilk tedavi başarıyla uygulanarak, hastanın felçten tamamen kurtulması sağlandı. Her ne kadar 5 yıl gibi bir zaman, sebepsiz kaybedilmiş olsa da, Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde ilk defa, üstelik çok genç bir uzman olan Dr. Bahar Kaymakamzade Çulhaoğlu tarafından yapılan bu tedavi, çok da alkışlanmadı maalesef. Zaten bu arkadaşımız, soluğu mecburi hizmeti biter bitmez Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde almak zorunda kaldı. Aynı tarih diliminde, yani 2010-2011’li yıllarda, bir başka genç doktor, Radyoloji Uzmanı Süha Akpınar, tam anlamıyla kendisini bu konuya adayarak, felç geçiren hastaların ilk saatlerinde doktorla buluşturulabilmesi durumunda, gece-gündüz demeden, yaz-kış demeden, izin-tatil demeden, beyin damarlarına anjiyografi yaparak, beyin damarlarının içerisine stentler koyarak, onlarca değil, artık, bugün yüzleri aşan hastaların ikinci hayatlarını yaşamalarında büyük payı oldu. Üstelik bu tedavileri adaya ilk getirdiği zamanlarda, doğal olarak yaşanabilecek komplikasyonlardan bazılarının yaşanması nedeniyle, az kalsın elinden anjiyografi yetkisi bile alınmaya çalışıldı! Evet değerli okuyucular. Yanlış okumadınız. Bu fedakarane yaklaşım, bazılarının engellemesiyle neredeyse başlarken bitirilerek ödüllendirilecekti (!). Bazı nöroloji uzmanlarının ve Dr. Süha Akpınar’ın dirayetli duruşu ile, gururla söylenebilir ki, KKTC’de çok başarılı bir inme müdahale altyapısı vardır!
Peki bu yazımı neden kaleme aldım? Tarihe sağlıkla ilgili böyle notlar da düşsün diye! Değerli okuyucular. Beyin damar tıkanıklığında, damardan ilaç vererek ya da anjiyografi yapılarak ilaçla/stentle müdahale edilerek yapılan bu tedaviyi, Türkiye’de ve diğer ülkelerde ‘’STROKE TEAM’’ yani ‘’FELÇ EKİBİ’’ adı verilen, konunun uzmanı doktorlardan oluşmuş bir ekip yapar. Bu ekip 7/24 nöbetçidir ve her an iletişim halindedir. Sağlık Bakanlıkları, İl Sağlık Müdürlükleri, Devlet ve Üniversite hastaneleri, o bölgenin koşullarına göre bu ekibi destekler, organize olmasına katkıda bulunur. Bunun Türkiye’deki en güzel örnekleri Ankara ve Eskişehir’dir. Daha hastada beyin damar tıkanıklığı ihtimali düşünüldüğü anda, hastayı ilk gören sağlık çalışanı, bu ekiple iletişime geçer, gerekli müdahaleler gerekirse ambulansta bile yapılır, duruma göre hasta, hazır olan ekibe teslim edilerek derhal işleme alınır. Zamanla yarışın olduğu muazzam anlardır, yaşayanlar bilir.
Peki ülkemizde son durum nedir? Özetle, bir KKTC klasiğidir. Lefkoşa’nın İnme Merkezi olmasının sağlanması amacıyla , 2012 yılında bazı nöroloji uzmanları tarafından Kıbrıs Türk Tabipleri Odası’na ve Sağlık Bakanlğı’na proje sunulmuşken, Eskişehir’den seminer vermek üzere katılımcılar ayarlanmışken, son anda her şeyin rafa kaldırıldığı bir süreç yaşanmıştır KKTC’de! (Nedenleri içimizde saklı kalsın.) Peki bu işle ilgilenenler yılmış mıdır? Hayır tabii ki! Kendi çabaları ile organize olmaya devam etmişlerdir. Bugün de maalesef, ağır aksak, deorganize bir şekilde hala devam etmekte, hayatlar sessiz sedasız kurtarılmaktadır. Peki ne olmalıydı?
Lefkoşa, Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi ve Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nin mevcut altyapıları göz önünde bulundurulduğunda, tüm Kıbrıs adasının İNME MERKEZİ olmaya adaydır. Bu konuya gönül vermiş doktorların sayısı ise hala sınırlıdır. Dolayısıyla, Sağlık Bakanlığı, eveleyip gevelemeden derhal kolları sıvamalı, her iki sağlık merkezini ‘’inme müdahalesi konusunda’’ tek çatı haline getirerek, bu işe gönül vermiş doktorları, hemşireleri ve diğer yardımcı sağlık personelini organize etmelidir. Gerekirse dibindeki Türkiye’nin tecrübelerinden yararlanarak, Lefkoşa’nın en kısa sürede, adanın her yerinden, ani beyin damar tıkanıklığına bağlı inme müdahale merkezi haline getirilmesini sağlamalıdır. Güneyde bile, bilgi, beceri ve tecrübe anlamında bu kadar personel yoktur! Yapılması gereken tek şey, bu potansiyele yeniden daha aktif bir şekilde devinim kazandırmaktır! Dünyada birinci sıradaki ölüm nedeninin damar hastalıkları olduğunu düşündüğümüzde, Lefkoşa’nın, sağlıkta böylesine önemli bir kale olmasını kim istemez? Böyle bir sağlık güvencesi altında olmayı kim istemez? Böyle bir merkezi hayata geçirmenin onur ve gurunu yaşamayı hangi doktor, hangi hemşire istemez?
 Büyük başarılar, büyük dimağların ürünüdür. Sağlık Bakanlığı’nın, Lefkoşa’yı, ani damar tıkanıklığına bağlı olarak gelişen inmeye müdahale merkezi haline getirmesi adına, mevcut hastanelerin ve hekimlerin potansiyellerini organize etmesinin önünde engel var mıdır, yok mudur? Bu konuda Sayın Sağlık Bakanı’nın sessiz kalma lüksünün olmadığını düşünüyorum… Sessiz kalmak zaman kaybıdır; zaman kaybı beyin kaybıdır! Not: aşağıda felcin belirtileri, slogan şeklinde, Türkçe ve İngilizce verilmiştir. Tükçe slogan, %100 KKTC ürünüdür…
,

 

Dr. H. İlker İpekdal

İletişim: 

0542-8529899
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner95

banner115

banner50

banner68

banner40