KKTC’de solcu geçinen bazı siyasiler ile bazı STK yöneticilerinin, Sovyetlerin dağılmasından sonra aniden batılı emperyalistlerle sıkı fıkı olması, Avrupa aşkı ile yanıp tutuşması, egemenliğimize, özgürlüğümüze ve devletimize karşı cephe alması ve Rum’a yamalanmamız için mücadele etmesi, acaba tesadüfi bir tutum kabul edilebilir mi?
Bazı Sivil Toplum Örgütü yöneticilerinin, bir yandan haksızca anavatana saldırırken, öte yandan tutum, davranış ve açıklamaları ile batılı emperyalistler ile Rumların çıkarlarına hizmet etmesi, nasıl açıklanabilir?
Güneyde ve batılı ülkelerde, Sivil Toplum Örgüt yöneticilerinin, siyasi parti başkanı gibi hareket etmesine izin verilir mi?
Dünyanın en demokratik ülkelerinde bile, KKTC’de olduğu gibi göstermelik STK veya siyasi parti kurularak, yabancı çıkarlarına hizmet etmesine, yöneticilerinin, uluslar arası formlara katılıp Türk tezini baltalayan demeçler vermesine göz yumuluyor mu?
Gençlerin kökünden (anavatanından) soğutulması, kopartılması, başka bir ulusun boyunduruğu altına sokulması için yoğun yalan, dayanaksız ve çok profesyonelce kampanyalar yürütülmesine göz yumulur mu?
Demokrasi başıbozukluk veya herkesin istediğini yapması olmadığına göre, devletin; yabancıların yerli işbirlikçileri kullanarak, ülkeye zarar vermesine seyirci kalması doğru mu?
Demokratik hukuk devletinde STÖ’nin, tüzüklerinde belirtilen misyonu dışında faaliyetlerde bulunmasına, kendi devletini aşağılamasına,yıkmağa çalışmasına, siyasetçiler gibi hareket etmesine ses çıkarılmaması normal mi?
Devletin yıkılması ve düşmanın boyunduruğu altına sokulması için, herhangi bir kişinin, kuruluşun veya tabela partisinin Truva atı gibi işlev görmesine fırsat tanınması demokratlık mı?
Kuşkusuz başka ülkelerde olduğu gibi KKTC’de de bir çok Sivil Toplum Örgütlerinin gerekli olduğu ve çok yararlı hizmetler yaptığı inkar edilemeyen açık bir gerçektir.
Fakat bazı Sivil Toplum Örgütü yöneticilerinin olumsuz tutum, davranış ve açıklamalarının, halkımız tarafından onaylanmadığı ve hoş karşılanmadığı da biliniyor.
Son yıllarda basına yansıyan şikayetler, ülkemizde sivil toplum örgütlerine karşı büyük bir hoşnutsuzluk olduğunu gösteriyor.Özellikle son Lefkoşa Belediyesi grevinde yaşanan üzücü olaylar, halkımızın STÖ’lerden artık soğumasına yol açmıştır.
Hele bazı yöneticilerinin aşırı çıkarcı, ideolojik tutumları, asli görevleri yerine politika ile ilgilenmeleri ve yerli yersiz grev silahını kullanarak vatandaşları cezalandırması ve eylem yaparken ülke ekonomisine zarar yapılabileceğini dikkate almaması nedeniyle, bazı sivil toplum örgütlerinin, ekonomik kalkınma ve halkımızın varlığı için tehdit olduğu inancının her geçen gün biraz daha güçlenmesine yol açıyor.
Hatta bir çok kişi, anavatanın 1974’de halkımızı Rum katliamından kurtardığı gibi, şimdide varlığımızı ve ekonomik kalkınmamızı zorlaştıran politikacılar ile sendikacılardan kurtarması için daha fazla geç kalınmadan,artık harekete geçmesi gerektiği görüşündedir.
Kuşkusuz normalde Sivil Toplum Örgütlerinin çağdaş yaşamımızda, faydalı, gerekli ve vazgeçilmez olduğu inkar edilemez.
Fakat bugüne kadar bazı yöneticilerin hatalı tutumu ve temsil ettikleri üyeleri yerine, kendi ideolojik ve siyasi kişisel tercihlerini ön planda tutması, Sivil Toplumlara karşı hoşnutsuzluk oluşmasına yol açmıştır.
Kuşkusuz sivil toplum örgütlerinin yöneticileri üyelerinin oyu ile işbaşına getiriliyor.Ancak üyeleri tarafından iş başına getirilen yöneticilerin görevi, tüzüklerinde belirlenen misyonun gerçekleştirilmesini sağlamaktır.
Bu nedenle sivil toplum örgütlerini, ideolojik ve siyasi tercihler için basamak olarak kullanılması hatadır.Politika ile uğraşmak veya siyasi tercihlerini gerçekleştirmek isteyenlerin de, siyasi partilerde görev alması gerekir.
Ayrıca STÖ’ü yöneticilerinin, kendi siyasi tercihini ön plana çıkarması, farklı görüşleri benimseyen üyelerine karşı da doğru değildir.
Kısaca belirtmek gerekirse artık herkesin kendi işi ve görevi ile uğraşması, sivil Toplum yöneticilerinin de Tüzüklerinde belirlenen misyonları doğrultusunda faaliyet göstermesi, politikacılar gibi hareket etmemesi gerekir.
Fakat ülkemizde yaşanan dönemde devletin adeta sahipsiz bırakıldığı, yasaların uygulanmadığı, herkesin istediği şekilde hareket etmesine kimsenin sen çıkamadığı, büyüklerimizin de sadece koltukta kalmak için uğraştığı görülüyor.
Büyüklerimiz maalesef devletimizin yıkılması ve halkımızın özgürlüğünün elinden alınması için sürdürülen, çok profesyonelce ve yoğun kampanyalara bile seyirci kalıyor ve günden güne daha tehlikeli boyutlara ulaşmasını umursamıyor.
Liderimiz ve kurucu cumhurbaşkanımızın rahmete kavuşmasından sonra halkımızın lidersiz ve devletimizin de korumasız kaldığını düşünen bazı çevreler, yıkıcı faaliyetlerini her geçen gün artırıyor.
İçinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle, bazı örgütlerin yönetimini ele geçiren ve medyada destek bulan kişiler,belki bu gün gerçekleri olduğundan farklı gösterebildiğini ve halkı yanılttığını düşünebilmekte ve ülkemize zarar verdiğini göz ardı edebilmektedir.
Ancak tarih, gerçekleri yazacak ve bugün ülkemiz ile halkımıza zarar verenler ile bunlara göz yumanlara hak ettikleri sıfatı mutlaka verecektir.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner95

banner115

banner50

banner68

banner40