Bildiğiniz gibi Türkiye’de “Geçmişle Yuzleşme” adı altında 28 Şubat döneminin askeri zevatına da operasyon yapılıyor.

O devrin bütün etkili ve yetkili komutanları ya içerde ya da haklarında soruşturmalar devam ediyor.

28 Şubatın Kıbrıs’ta etkilerinden muzdarip olmuş birisi olarak 28 Şubatçılara nasıl tavır tanınacağımı bilemiyorum.

Mantığım, duygularım ve imanım farklı mesajlar veriyor bana.

İyisi mi anlatayım. Varın kararı siz verin.

Yıllar önce, UBP Hükümetlerinin Dine ve Din eğitimine yaklaşımı kabul edilemez ölçülerde idi...

Camilerimize karşı saygısızlık had safhadaydı.

Hiçbir yer yokmuş gibi Lefkoşa’daki Sarayönü Camisi Evlendirme Dairesi,Haydarpaşa Camisi ise Resim Sergi Salonu olarak kullanılıyordu.Her iki camide de gerek evlilik töreninde gerekse sergi açılışlarında şampanyalar patlatılıyor, dine saygısızlık had safhaya ulaşıyordu.

Bu durumdan şikayet eden kuruluşlar olarak “Milli Dini Kuruluşlar Koordinasyon Komitesi” diye bir Komite kurduk ve yetkililere bu saygısızlığa son vermeleri için çağrılarda bulunduk.

Biz bununla uğraşırken Mağosa’daki Buğday Camisinin de tiyatro salonu yapıldığını öğrendik. Ne Cumhurbaşkanı ne Başbakan bıraktık. Cumhurbaşkanı Denktaş olaya tepki göstermiş ve durumun düzeltilmesi için Başbakan’a mektup yazmıştı. Ama netice alamamıştı.

Ben de Komite Başkanı olarak Türkiye’de bir kampanya başlatmıştım. Türkiye’deki Dini ve Milli içerikli bütün yayın organlarına bir mektup yazarak durumu anlatmış ve KKTC Başbakanlığını protesto etmelerini istemiştim.

Kısa sürede binlerce protesto mektubu ve telgraf yağmıştı KKTC’ye…

Günün sonunda Hükümet geri adım atmak zorunda kalmış ve Buğday camii tiyatro salonu yapılmaktan kurtulmuştu...

Gel zaman git zaman Türkiye’de 28 Şubat dönemi başlamıştı.

Din adamlarına ve Dindarlara karşı müthiş baskılı bir dönem yaşanıyordu. KKTC’de de bunun etkisi görülmeye başladı. Özellikle yaz aylarında yapılan Kur’an Kurslarına karşı şiddetli bir baskı başlatıldı.

Bir gün Alayköy Camiine baskın yapan Polis, çocuklara Kuran öğretiyor diye İmam’ı tutuklamış, 5-6 yaşındaki çocukları ifade almak karakola götürmüştü. Kur’anı Kerimlere ise suç unsuru olarak el konulmuştu.

Biz Milli Dini Kurum ve Kuruluşlar olarak bu olaya şiddetle tepki gösterdik.

Ama mahkeme İmama hapis cezası verdi. Biz de mahkeme kararını eleştiren bir bildiri yayınladık.

Meğer yargının temyiz aşaması varmış. İmam hapse gönderilmiş, buna rağmen yargı safhası henüz bitmemiş sayıldığı için “Yargıyı etkileme, yargı organlarına hakaret” vs. gibi suçlarla hakkımızda dava açıldı. Kolay değil hakkımızda 20 seneye yakın hapis cezası isteniyordu.

15 Kurum ve Kuruluş olarak Menteş Aziz’i avukat tuttuk. Ayda en az 2 defa mahkeme oluyordu. Ama hiçbir zaman 15 Kuruluş temsilcisi bir araya gelemediği için mahkeme ertelendikçe erteleniyordu.

Savcılık makamı arkadaşlara adeta itirafçı olmaları için baskı yapıyordu. Bildiriyi kaleme alan adama suçu yükleyin ve kurtulun deniyordu. Bildiriyi kaleme alan da bendim. Savcı “Verın Arıklı’yı kurtulun” dıyordu dava(!) arkadaşlarıma.

Derken arkadaşlarda çözülme başladı. “Kim yazdı ise o çeksin cezasını” demeye başladılar.

Hele bir tanesi vardı ki daha sonra AK Partinin buradaki temsilcisi olacak kadar Müslüman bir arkadaştı. “Bildirinin altındaki imza benim değil” diye ifade vermeye hazırlanıyordu. Doğru idi… Yaptığımız toplantıda o yoktu. Telefonla kendisine bildiriyi okumuştum. O da bir sürü kişinin önünde “Allah razı olsun gardaş. Benim yerime imza atın” demişti.

Şimdi bunu inkar ediyordu. Suçlamalara birde “Sahtekarlık” eklenecekti.

Menteş Aziz, suçu birisinin üstlenmesi halinde diğerlerinin hakkındaki davayı düşürebileceğini söyledi.

“Tamam” dedim. “Kur’an okuttuğu için hapse gönderilen bir imama sahip çıkmak suçsa ben bu suçu kabul ediyorum. Bu suç siclime işlerse bunu çocuklarıma şeref nişanı olarak saklayacağım…”

Mahkeme diğer arkadaşlara berat verdi. Ben suçlamayı kabul etmiştim. Kabul ettiğim suçların cezası 20 senelik hapisti.

Allahtan hâkim iyi halimden dolayı bana para cezası verdi. İşsizdim ve o parayı ödemem mümkün değildi. Sağ olsun arkadaşlar bu paranın bir kısmını odedıler. Gerı kalanı borçlandım ve hapse gitmekten kurtuldum.

İşte Türkiye’de KKTC’de ki yargıyı ve siyaseti dahi etkileyen o 28 Şubat döneminin failleri şimdi yargılanıyor.

Ama ben memnun değilim. Çünkü benim inandığım Allah “Nefsinize (İntikam duygunuza) kapılıp adaletten şaşmayınız” buyuruyor. Ve benim adalet anlayışım bu yaştaki insanların tutuksuz yargılanabilecekken adeta infaza dönüşen tutukluluk kararı ile cezalandırılmasını kabullenemiyor.

En ufak bır baskıda saklanacak delik arayan “Tatlısu Müslümanları” ise şimdi güç kendilerinde olduğu için agızlarından türkürükler saçarak; “Ne adaleti. Ne yargısı. Kurunun yanında yasta yanar... Bunlar bize az mı yapmıştı. Daha fazlasını atın içeri, sakın bırakmayın o delıkten bunları” diye bağırıyorlar

Ha Kıbrıs’ta benı yalnız bırakan o arkadaşlar ne mi oldu?

Şimdi onların birçoğu o günlerde verdikleri büyük ve kutsal mücadelenin(!) nemasını yiyorlar.

Ben mi?

Ben, her döneme muhalif olmanın keyfini yaşıyorum…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner95

banner115

banner50

banner68

banner40