Gurbet acısı dedikleri bu olsa gerek.

Allah, sevdiklerini senden teker teker alırken sen çok uzaklardasındır..

Acılı haberi aldığında önce inanamazsın, donar kalırsın. Ne yapacağını ne diyeceğini bilmezsin. Haykırmak, çığlık atarak ağlamak istersin.

Ama yapamazsın. “Erkekler ağlamaz” diye kahrolası bir sözle şartlandırmışlardır seni. Gözyaşlarını içine akıtır, duvarları yumruklarsın acı içinde..

Odanın içinde döner durursun. Uçak saatlerini araştırırsın sonra.

“Hiç olmazsa cenazesine yetişip son görevimi yapayım. Mezarına bir kürek toprak atıp, Fatiha okuyayım” dersin. Nafile bir arayış olur bazen. Bazı cenazelere yetişir bazılarının acısını uzaklarda tek başına yaşarsın...

Kardeşlerimden ayırmadığım, yol ve kader arkadaşım Tukyu’nun ölüm haberini binlerce kilometre uzaklarda aldığımda ayakta duramadım. Dizlerimin bağı çözüldü, yere çöktüm. “Sende mi be Tukyu?” dedim…

Oysa daha birkaç gün önce birlikteydik. Yemek yemiş ve gelecek üzerine sohbetler etmiştik.

Sonra da her zaman yaptığımız gibi, geçmişte birlikte yaşadığımız maceraları anlatıp gülmüştük. Şifreli konuşmalar olduğu için Tukyu’nun oğlu Enver hiçbir şey anlamamıştı konuşmalarımızdan. Zaten kimse ne bizi ve ne de konuştuklarımızı anlamazdı. Bize özgü idi hep…

Tukyu, belki binlerce defa söylediği gibi “Erhan, şu Rusya ve Türk Cumhuriyetlerinde yaşadığımız maceraları bir roman haline getirsen, bırak Türkiye’yi dünyada best seller olur, hatta sinemaya bile aktarılır. Ünlü olur para bile kazanırız be gardaş…” demişti, son kez.

Gerçekten Sovyetlerin yıkılmasından sonra inanılması güç şeyler yaşadık Tukyu ile o coğrafyada..

Aralarında yazabileceklerim var, bizimle mezara gidecek olanlar var.

Kim bilir, belki bir gün anlatabileceklerimizi yazarım.

Can dostum Tukyu, 1992 den itibaren beni hiçbir zaman yalnız bırakmadı.

Türklük sevdası ile yanıp tutuşurdu.

“Tukyu” kelimesi Çinlilerden alınmış bir kelime idi. “Türk” adı ortaya çıkmadan önce Çinliler, Türklere ”Tukiyu” derlerdi.

Rahmetli babası Enver amca nerden bulup verdi ise bu ismi Tukyu’ya, gururla taşıdı bu ismi hep, babasına şükran duyarak.

Şeker hastası idi.İnsülün tedavisi görüyordu Tukyu.

İyi idi. Hastaneden eve çıkarmışlardı.

Hatta vefat ettiği gece evde toplanmış, saatlerce gülüp eğlenmişler ailecek.

Tukyu’nun olduğu yerde zaten üzüntü olmazdı ki.. En sıkıntılı ve üzüntülü anımda Tukyu yanıma gelir birkaç dakika içinde beni kahkahalara boğardı.

Rahmetli Kutay Kılıç “Erhan seni kıskanıyorum. Tukyu gibi bir arkadaşın var. Hiç yaşlanmazsın” demişti bana.

Eşi, Belgin, oğlu Enver, kızı Nagehan.. Şimdi ne yaparlar ki onsuz.

Yeri doldurulmayacak bir dava adamı idi Tukyu. Dolu dolu ve güzel yaşadı ve erkenden de çekip gitti. Dünyanın pisliğine daha fazla dayanamazdı zaten o güzel insan.

Ne demiş Seneca;

“Hayat bir hikaye gibidir.
Ne kadar uzun olduğu değil,
Ne kadar güzel olduğu önemlidir…”

Kabrin nur mekânın cennet olsun canım kardeşim... Görüşene dek…



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner95

banner115

banner50

banner68

banner40