Dini ve manevi değerler sosyal vicdanı dinç tutar. Bir insan topluluğunu , millet ve toplum yapan değerler vardır. Belli bir toplumun fertleri, belli bir inançla birleşmişlerse; bu inançlar, toplum fertlerinin benzer hareket ve davranışlarına yol açarak, toplumun belli bir bütünlük içerisinde yaşamasına imkan hazırlayacaktır.

Çok değil yakın zamana kadar maneviyatımız ile çok güzel yaşardık biz. Çok eskilerden değil taze eskilerden bahsediyorum. Yani bizlerden...
Peki nasıldık ki ozamanlar? Sanki biraz daha içten ve samimi, başkalarını daha fazla düşünürdük sanki...

Herkesin birbirini tanıdığı, görünce selam verdiği, iyi günde kötü günde insanların birbirinin yardımına koştuğu, geceleri sokaklarında bekçilerin dolaştığı şirin mahallelerde yaşar, köşedeki bakkal Mehmet Amca’dan, sokağın başındaki manavdan ve fırından alışveriş yapardık.

Şimdilerde ise komşusunu tanımayan apartman ve rezidans sakinlerine dönüştük. Köşedeki bakkal kapandı ve biz tüketim çılgınlığına kapılarak kredi karı esirlerine dönüştük. Yeni mekanlarımız ise içerikleri birbirine benzeyen, sadece mimarileri farklı” büyük alışveriş merkezleri” oldu.
Öyleki bağımlı olduk, ve uayatımızın büyük br kısmınıda bu bağımlılık ile yaşar hale geldik. . Tıpkı elimizden düşürmediğimiz adına da “ akıllı” dediğimiz, güya bizi dünyaya bağlayan ama yanı başımızdakilerden uzaklaştıran telefonlar gibi...

Böyle değildik biz... Yolda giderken yerde bir ekmek parçası görsek nimet der öper , küçükleri sevindirirdik. Şimdi ise her bayram çocuklarının ya da misafirlerinin yolunu gözleyen yaşlı insanların reklamlarını izleyip duygulanıyoruz(!) Annelerimiz baklava ve tatlıları kendi elleriyle yapardı, çocuklar kapı kapı dolaşır şeker toplardı. Bayramları “ tatil” fırsatı olarak görüp sağa sola kaçmalarımıza alet etmezdik.

Yardıma muhtaçlara yardım ederdik ama bunu herkese duyurup kendimizi afişe etmezdik. Öyleki sağ elin yaptığı hayırdan solo elin haberi olmazdı.
Okula uzun saçlı ya da spor ayakkabı ile gidemezdik. Üniformamız temiz ve ütülüydü ama öğretmenimiz bizim için değerliydi, onlara karşı saygılıydık, onlarla alay edip videosunuda sosyal medyada yayınlamaz ya da dövüp canlarına kast etmezdik.

Kütüphanelere gider, ödünç kitapları okur, ödevlerimizi oradaki kaynaklara yapardık.” Kopyala-yapıştır ama içeriği çok okumana gerek yok” hayatımıza girmemişti.

Gençlerimizi davul zurnalarla askere gönderirdik. Hatta askere gitmeyene kız vermezdik. Bedelli askerlik yaşını, kaç para olacağını, bankaların kredi oranlarını merak etmek lügatımızda yoktu.

Peki,no oldu bize? Geliştik mi, modernleştik mi? Ya da klişe bir tabirle globalleşen dünyaya ayak mı uydurduk? Belki de hepsi ama böyle olması gereklimiy di? Anlattığım değerler, alışkanlıklar ve aramızda ki samimiyetin azalması şart mıydı? Yoksa geliişmeyi biz yanlış mı anlamıştık?
Değerlerimize sahip çıkarken, nerden geldiğimizi unutmadan da çağın getirdiklerini göğsümüzde yumuşatmamız ve gelişmeyi, modernleşmeyi, üzerinde yaşadığımız tarih ve çok kültürlülük kokan güzel ülkenin hamurundan çıkan bir sentezle kendimize göre yorumlamamız o kadar zor muydu?
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner95

banner115

banner50

banner68

banner40