22 Ocak eylemlerinden sonra tutuklanan 6 eylemciye getirilen dava ve istenen ceza dudak uçuklatan cinsten...

Savcılık eylemcilerin "Kalkışma ve İsyan" suçu işlediklerini söylüyor.
Oysa daha önce ne Meclisi basan ve içini dağıtanlar için, ne Başbakanlığın kapısını kırıp camı çerçeveyi indirenler için, ne de UBP Genel Merkezini basıp tabelalarını kırıp dökenler için böyle bir suçlama getirilmemişti. 

Bu durumda herkesin kafasında beliren soru şu idi;
Savcılık daha vahim olaylar için daha hafif cezalar ister ve hatta bazılarına dava bile okumazken, niçin 22 Ocak eylemleri için "Ayaklanma" diyordu?

Madem öyle, meseleyi kısaca toparlamama müsaade buyurun.
22 Ocak eylemini diğerlerinden ayıran bir kaç özellik var.

Birincisi; 22 Ocak eylemlerinin tetikleyicisi Sayın Erdoğan'ın yaptığı konuşma idi. Sayın Cumhurbaşkanı yaptığı konuşmada Afrin harekatına "İşgal Harekâtı" diyen Afrika gazetesine sert tepki göstermiş ve bunun üzerine 22 Ocak eylemi organize edilmişti.

İkincisi;22 Ocak eylemlerini yapanların hemen hemen hepsi 75 göçmeni vatandaşlardı. Oysa daha önce bu tür eylemleri yapanlar genellikle Kök Kıbrıslı kardeşlerimizdi.

Öyleyse bu eylem ağır bir şekilde cezalandırılmalı, hem Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bir mesaj verilmeli, hem de buradaki haddini bilmez Türkiye kökenli vatandaşlara bir ders verilmeli idi.

Önce Cumhurbaşkanı Akıncı'nın da katıldığı bir koro ile polis ve yargı baskı altına alındı. 

Sonra eylemcilerden rastgele 6 kişi tutuklandı.

Eylemcilere "Ayaklanma" suçlaması getirildi. Ayaklanma suçunun cezası müebbet olduğu için 6 eylemci 1 ayı geçmemek üzere tutuklandı ve cezaevine gönderildi.

Savcılık, iddianemesini güçlendirmek ve eylemcileri daha şiddetli bir cezaya çarptırabilmek için eylemcilerin bu işi örgütlü ve planlı yaptıklarını ispat etmeye çalışıyor ve bu maksatla delil üretmeye tevessül ediyordu. Bu maksatla o ana kadar hiç bir eylemcinin elinde görünmeyen bir suç aletini de deliller arasına sokmaya çalıştı. Onlara göre eylemcilerin elinde demir vardı. Müdafa ve eylemciler bu emareyi kabul etseler bu sefer eylemin boyutu değişecek, eylem "Teammüden adam öldürmeye teşebbüs ve bunun için ayaklanma" kapsamına sokulacak ve eylemciler için daha ağır bir ceza gelecekti.

Tüm bunlar olurken KKTC tarihinde bir ilk daha yaşandı. Sosyal medyadaki bazı yazılar tehdit olarak algılandı ve davanın hakimi için 5 koruma polisi verildi.  
Garip olan bu sosyal medya hesap sahipleri için herhangi bir yasal işlem başlatılmaması idi. Bazıları bunun bile bir algı operasyonu olduğunu iddia ediyordu.

Bir sonraki adımsa malum çevreler; "Türkiyenin etki edemediği tek kurum mahkemelerimizdir" diyerek mahkemelere dolaylı yoldan baskı yapmaya başladılar. Afrika gazetesi bu sözü manşetden duyurdu. Sosyal medyada sürekli bu işlendi.

Bu propaganda ile beklenen şey; mahkemelerin kendisini ispat için eylemcilere en ağır cezayı vermesini sağlamaktı.

Bu saatten sonra eylemciler ne ceza alır bilmiyorum.
Bildiğim tek şey; Buradan çıkacak  mesaj; Türkiye'nin buradaki kurumlarına, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve 75 göçmeni vatandaşların tümüne verilmiş olacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner95

banner115

banner50

banner68

banner40