Hasipoğlu: Devrimin zamanı geldi!

!Ulusal Birlilk Partisi olarak biz halkımızın hakları ile dünyada hak ettiği yeri almasından yanayız, halkımızın aldatılmasını, oyalanmasını, sonuç alınamayacağı süreçlerde süründürülmesini istemiyoruz.”

Hasipoğlu: Devrimin zamanı geldi!

!Ulusal Birlilk Partisi olarak biz halkımızın hakları ile dünyada hak ettiği yeri almasından yanayız, halkımızın aldatılmasını, oyalanmasını, sonuç alınamayacağı süreçlerde süründürülmesini istemiyoruz.”

03 Şubat 2019 Pazar 15:43
Hasipoğlu: Devrimin zamanı geldi!

Ulusal Birlik Partisi Gazimağusa milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi.

Hasipoğlu değerlendirmesinde şunları kaydetti:

“  Kıbrıs  konusunda gelinen aşamada, artık, Avrupa Birliği çatısı altında iki  devlet formülünün de Kıbrıs sorununun bir anlaşma ile sonuca bağlanması, gerek Kıbrıs Türk ve Rum tarafı gerekse Birleşmiş Milletler’in üzerinde çokça durduğu kabul edilemez statükonun sona ermesi için ilgili taraflarca konuşulması, eğer görüşme masası yeniden kurulacaksa mutlaka masada olması lazımdır.

3’ncü Cumhurbaşkanı Sayın Dr. Derviş Eroğlu’nun görüşmeci heyetinde yer alarak Sayın Eroğlu ile Rum liderler Dimitris Hristofyas, Nikos Anastasiadis ve BM’nin eski Genel Sekreteri Ban ki Moon arasındaki tüm zirve görüşmelerini yakından izleyen birisi olarak Birleşmiş Milletler’in sözünü ettiği ‘ son oyunun’( End Game) Crans Montana’da oynandığı ve Rum tutumu dolayısı ile başarısızlıkla çöktüğü görüşündeyim. Kıbrıs Türk tarafı güvenlik ve garantileri görüşerek, ve haritayı masa koyup hangi bölgeleri iade edebileceğini beyan ederek, aslında BM’nin bir çok raporunda tanımladığı Son Aşama’yı gerçekleştirmiştir. Son Aşamanın başarısızlıkla sonuçlanmasının yegane sebebi Kıbrıs Türk tarafının Siyasi eşitliğini ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini kabul etmeyen Kıbrıs Rum tarafıdır. Bu gerçeklikten dolayı, Türk tarafının Son Aşamayı gerçekleştirdiği için BM’den ve dünyadan başka bir çözüm alternatifini talep edebilmesi makul bir taleptir. 

Esasen Crans Montana’da sürecin başarısızlıkla sona erdiği Sayın Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu tarafıbdan da görüşmelerin hemen ardından düzenlenen basın toplantılarında net bir şekilde ifade edilmişti.

Dolayısıyla geriye kalan seçeneklerin gündeme gelmesi artık şarttır. Bu seçenekler içinde en doğrusu, mantıklısı ise şu anda adada var olan iki ayrı  Devlet’in yapılacak anlaşmalarla Avrupa Birliği çatısı altında buluşması, böylece Brüksel üzerinden bir birleşme sağlanması ve daha sıkı işbirliği ile geleceğe doğru yol alınmasıdır. 

Avrupa Birliği çatısı altında yer almak iki halkın şu anda üzerinde birleştikleri yegane noktadır. Zira Kıbrıs Rum tarafında adanın yönetimini ve ada etrafındaki zenginlikleri paylaşma iradesi henüz oluşmuş değildir. Bu olgu Kıbrıs konusundaki mevcut açmazın giderilmesi için son derece stratejiktir ve Avrupa Birliği de Birleşmiş Milletler de eğer Kıbrıs’ta gerçekten kalıcı, yaşayabilir, bir anlaşma istiyorlarsa bu seçeneği göz ardı etmemelidirler. Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliği sorgulanmadan, Paylaşma olgusu ve iradesi samimi bir şekilde zaman içerisinde gerçekleştiği zaman, Kıbrıs’ta federasyon zeminine de gidişat pek ala olabilir. Ancak yol haritası iki devletlilik temelindenbaşlamak durumundadır. 

Kıbrıs’ta çözüm istediğini iddia eden iki taraftaki çevrelerle Sayın Cumhurbaşkanı Akıncı’nın AB çatısı altında iki devlet formülü’nü üzerinde 1977’den beri konuşulan ancak bir türlü anlaşılamayan federasyon çözümünden daha az şansı olan bir çözüm olarak görmelerini anlamak mümkün değildir.40 yıldır konuşulan ancak gerçekleştirilemeyen federasyon olduğuna göre, aslında hayal olan federasyondur. Ancak erişilmez de değildir, iki halk önce işbirliği içerisinde birbirini tanıyarak, iki ayrı devlet temelinde ilişkilerini geliştirerek herşey güzel giderse federasyon yapısıaltında pek ala birleşebilirler. An itibariyle Kıbrıs Türk tarafı için federasyondan başka alternatif yoktur derseniz, Rum tarafına büyük bir rahatlık ve koz vermiş olursunuz. Rum tarafı da bu rahatlık içerisinde bize Crans Montana süreçlerini yaşatmaya devam eder. 

Kıbrıs, 15 yıldır AB içerisindeki tek bölünmüş ülke olarak bulunmakta ve AB ülkeleri 2004 yılında yaptıkları hatanın farkındalar. Bu hatayı gidermek adına bir dönem aralarında çok şiddetli çatışmalar, savaşların yaşandığı ülkeler dahil 27 ülkeyiAvrupalılık felsefesi altında birleştiren AB, neden Kıbrıs’ta da birleştirici olmasın ve bölücü olarak devam etsin? 

İki ayrı Devlet önce Avrupa Birliği çatısı altında birleştip ilişkileri olumlu yönde gelişirse bunu konfederal veya federal bir yapıya dönüştürebilirler.

Yeni bir görüşme süreci başlayacaksa Avrupa Birliği çatısı altında iki ayrı devlet formlünün de masada olacağı güvence altına alınmalıdır. Bu da yetmez, Birleşmiş Milletler , görüşme sürecinin kısa sürede sonuç alınacak şekilde takvimlendirilmesini, ucunun kapalı olmasını sağlamalı ve  Türk tarafına eğer görüşmelerden Türk tarafının iyi niyetli, yapıcı çabalarına rağmen bir sonuç çıkmazsa Kıbrıs Türkü’ne uygulanan izolasyon ve ambargolara son verileceği konularında taahhüt vermeldir.

Kısacası, Kıbrıs konusunda artık Crans Montana öncesi süreçlere benzer süreçlere girilmesi yanlıştır. Kalınan yerden devam edilmesi, veya Guterres çerçevesi esas alınarak federal çözüm hedefli yeni görüşmeler yapılması Rum oyununa gelmekten, Kıbrıs Türkü’nün kabul edilemez statüko ile haklarının gasp edilmesine devam edilmesinden başka anlam taşımayacaktır.

Federasyon demek A-Z’ye herşeyi paylaşabilmek demektir. Paylaşamadığınızı da federasyonu oluşturan devletlere bırakırsınız.  Kosovalılar ve Sırplar, tıpkı Kıbrıs görüşme sürecinde olduğu gibi BM gözetimi altında federasyonu görüştüler. Paylaşma vizyonları olmadığı için ayrıldılar. Ancak anlaşamadıklarının ilan edilmesini Kosovalılar talep etti ve ayrı devletlerini şu an yüzün üzerinde ülke tanıyor. Diğer bir ifadeyle Kosovalılar Federasyon görüşmelerinde “Son Aşamayı” gerçekleştirdiler. 

Brüksele gittiğim zaman görüşme yaptığım Çek ve Slovak vekiller bana, AB içerisinde şartlar uygun olursa yeniden birleşebilmek  için ayrıldıklarını ifade etmişlerdi. Çek nüfusü Slovakların iki katı. AB üyesi olduktan sonra pasaportla geçişleri de kaldırdılar. Her iki devletin başkanları seçildikten sonra ilk resmi ziyaretlerini birbirlerine yapıyorlar. İlişkileri çok iyi. Bu döneme Çekler “Kadife Devrim’ Slovaklar ise ‘’Kibar Devrim’ diyorlar. 

Artık,  görüşme masalarında boş hayallerle ve ümitlerle zaman kaybetmeyerek ülkemizin önünü açmak uğruna, adına ne derseniz deyin, adamızda bir “Devrimi”gerçekleştirmenin zamanının geldiğine inanıyoruz. Aksi düşünce, herkesin kabul edilemez olarak kabullendiği statükonun devamı demektir.

Ulusal Birlilk Partisi olarak biz halkımızın hakları ile dünyada hak ettiği yeri almasından yanayız, halkımızın aldatılmasını, oyalanmasını, sonuç alınamayacağı süreçlerde süründürülmesini istemiyoruz.”

Son Güncelleme: 03.02.2019 15:48
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
kktc gerçekleri 2 hafta önce

tatar cahil ve ggeri kafalı hayatta olmaz o iş bununla