banner116

EROĞLU'NUN OLAY YARATAN MEKTUBU!

Eroğlu'nun gündemi değiştiren mektubu dün Star Kıbrıs gazetesi'nde yayınlanmıştı. İşte olay yaratan mektup,

EROĞLU'NUN OLAY YARATAN MEKTUBU!

Eroğlu'nun gündemi değiştiren mektubu dün Star Kıbrıs gazetesi'nde yayınlanmıştı. İşte olay yaratan mektup,

05 Şubat 2013 Salı 11:10
EROĞLU'NUN OLAY YARATAN MEKTUBU!
Sayın Hasan Hastürer,
Star Gazetesi.

Star gazetesinin 30 Ocak 2013 tarihli sayısında yayınlanan Sayın Tahsin Ertuğruloğlu ile yapmış olduğunuz ropörtajda şahsımla ilgili olarak ileri sürülenlerin bir kısmına yanıt vermek istiyorum.

Öncelikle belirteyim ki söz konusu şahsın ben ve ailemle ilgili olarak daha önce AS televizyonunda söylediklerini yargıya taşıma kararı vermiş, avukatımı bu konuda talimatlandırmış ve yetkilendirmiş bulunuyorum.

Tahsin beyin bana size belirttiği gibi siyaset yönetimimden dolayı karşıt olmasını çok doğal karşılıyorum ama Ulusal Birlik Partisi ve Ulusal Birlik Partililerle beni karşı karşıya getirmesine, Ulusal Birlik Partisi’ni Derviş Eroğlu partisi yaptığım, bir Haneden kurduğum, iddialarına bazı yalan ve yanlışların tekrar tekrar söylenerek doğruymuş gibi algı yaratılabileceğinden duyduğum endişe dolayısı ile yanıt vermek istiyorum.

Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun siyasi geçmişi nedir, nasıl başladı, hangi yollardan geçti, hangi duraklarda ne gibi etkilere maruz kaldı kanımca Halkımız ve UBP’lilerin pekçoğu tarafından bilinmektedir.
Kendisi 15 yılı aşkın bir süre en yakınımdaki kişilerden biri olarak çalıştı, evimize girip çıktı, Başbakanlık Müsteşarlığı, UBP Milletvekilliği ve Dışişleri Bakanlığı görevlerini yaptı. Bir çok kişi kendisini ‘ Eroğlu’nun prensi’ olarak niteledi, ama ben bunlara aldırmadım, kendisine de “kulak verme sen kendini ben de seni biliyorum” dedim. Kendisinin de büyük deteği ile 2000 yılında rahmetli Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Sayın Mehmet Ali Talat’ın karşısında Cumhurbaşkanlığı seçimine girdim. Seçimde Sayın Talat’ı geride bırakarak Sayın rahmetli Denktaş’la birlikte ikinci tura kaldım. Bazı odakların seçimlere müdahale hevesi, parti içinde yaratılmaya çalışılan bazı çatlaklar ve zaten sorumlu bir makam olan Başbakanlık görevimde olduğumu da göz önünde bulundurarak ikinci tur öncesi Cumhurbaşkanlığı adaylığımdan geri adım attım.
Sayın Denktaş bu dönemde bir açıklama yaparak, benim ve Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun görevlerimizden istifamızı istedi. İşte ne olduysa ondan sonra oldu; Sayın Tahsin Ertuğruloğlu daha önce pek çok kez eleştirdiği Sayın Denktaş’a giderek bana destek verdiği için özür diledi, alkollü iken aleyhine konuşmalar yaptığını belirtti, ve artık kendisinin yanında yer alacağını söyledi. Sayın Tahsin Ertuğruloğlu daha sonra KKTC’deki bazı diğer makamlarla işbirliği yaparak benim UBP Genel Başkanlığıma karşı çıkmaya başladı. Sanırım bunda en önemli etken, Sayın Ertuğruloğlu’nun benim yanımdayken birden bire karşıma geçmesi sonrasında içine düştüğü sıkıntıdan kurtulmak için kendini beni kötülemeye programlama ihtiyacı duyması oldu.

2001 yılında yapılan UBP Olağan Kurultayı’nda karşıma çıkan ve/veya çıkartılan adaya destek oldu. Ben seçimi %71 oy oranı ile kazandım ancak kendisini Bakan olarak kabinede tutmaya devam ettim.

2002 yılında Annan Planı’nın çıkmasıyla başlayan ve 2004 yılı Nisan ayına kadar devam eden süreçte Annan Planı’na ve Annan Planı’nı destekleme kararı alan AK Parti yönetimine, Sayın Tayyip Erdoğan’a gazetelere ve televizyonlara da yansıyan çok ağır suçlamalarda bulunan Sayın Tahsin Ertuğruloğlu 2005 yılında gerçekleştirilen erken milletvekilliği seçimlerinden hemen sonra UBP içinde benim istifamı isteyen bir hareket başlattı. Oysa 2005 adayları belirlenirken kapımı çalan kimileri Türkiye’nin Tahsin beyi istemediğini söylemişler, aday olmasını engellememi istemişler, ben de onlara buna UBP yetkili kurulları ve tabanımız, delegelerimiz karar vereceğini söylemiştim. Tahsin Ertuğruloğlu’nun benim aleyhimde imza kampanyası başlatması üzerine kendisini, rahmetli Genel Sekreterimiz Salih Miroğlu’nu ve bazı arkadaşları çağırarak konuştum. Parti tabanının beni istediğini ancak toparlayıcılığı, sevecenliği, Halk’ta yaratabileceği olumlu etki dolayısı ile eğer Salih Miroğlu Genel Başkanlığa aday olursa Genel Başkanlık’tan istifa edebileceğimi, kendisini ise parti başkanlığı yapacak olgunlukta görmediğimi açıkça söyledim.

Nitekim o yıl Kasım ayının ilk haftasında Rahmetli Salih Miroğlu’nun Genel Başkan adayı olduğunu açıklaması üzerine Genel Başkanlık görevimden istifa ederek Miroğlu’nu destekleyeceğimi belirttim. Tahsin Ertuğruloğlu da bir açıklama yaparak aday olduğunu ifade etti. Yaptığı açıklamada en yakın arkadaşlarından biri olan Rahmetli Miroğlu’nu benim piyonum olmakla suçladı ve oyunu bozacağını savundu. Sanırım seçime ikisi gitseydi Rahmetli Miroğlu en az %70’le seçimi kazanacaktı. Ancak kader izin vermedi Miroğlu 21 Kasım 2006’da rahmetli olunca parti Genel Başkansız kaldı.
2006 yılı Şubat ayında UBP Genel Başkanlığı için seçime gidilirken Sayın Hüseyin Özgürgün ile Sayın Tahsin Ertuğruloğlu aday oldular. Sayın Hüseyin Özgürgün UBP Meclis grubunun oy birliği ile aldığı karar sonrasında UBP Genel Başkanlığı’na aday olduğunu açıklamasına rağmen Tahsin bey yine benim Hüseyin Özgürgün’e destek çıkmamdan rahatsız oldu ve bana saldırılarda bulundu. Oysa sadece ben değil diğer UBP milletvekilleri de Sayın Özgürgün’ü desteklemiştik. Sonuçta ise yaklaşık 140 delege farkı ile seçimi Sayın Hüseyin Özgürgün kazandı. 2006 yılı Eylül ayında ise yine bir operasyonla UBP’den kopmalar oldu. Sayın Hüseyin Özgürgün bunun üzerine Kasım ayında yapılacak Genel Başkanlık yarışında aday olmayacağını açıkladı.
Sayın Tahsin Ertuğruloğlu tek aday olarak Kongre’ye girdi. Ben ve Sayın Hüseyin Özgürgün Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun elini kaldırarak Atatürk Spor Salonu’na girdik. O Kurultay’da oy birliği ile yapılan bir tüzük değişikliği sonucu 20 yılın üzerinde UBP Genel Başkanlığı yapmış olmam dolayısı ile Parti liderliğine getirildim, ömür boyu Parti Meclisi ve UBP Genel Yönetim Kurulu’nun oy hakkına da sahip doğal üyesi olarak atandım.
Sayın Tahsin Ertuğruloğlu bu süre boyunca bana karşı hep mesafeli davranmasına rağmen partime ve partilime karşı sorumluluğum ne ise yerine getirme gayreti içinde oldum. Anımsanacağı üzere o dönemde partimiz ÖRP’nin kuruluş şekline bir tepki olarak Cumhuriyet Meclisi Genel Kurul çalışmalarını boykot ediyordu ve partinin nasıl Meclis’e dönüp- dönmemesi tartışılıyordu. Bana söz konusu süreçle ilgili olarak sadece bir kez görüşümü soran Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’na “ eğer erken seçim kararı alınmazsa istifa etmeliyiz. Yok eğer bunu yapacak durumda değilsek artık boykot olayı ile eylemimizi sürdürmemizi halkın onaylaması mümkün değildir, vazgeçmeliyiz” dedim. Bana yanıtı “ eğer erken seçim kararı almazlarsa istifa etmemiz lazım” şeklinde oldu ama arkasından Türkiye’ye gitti ve dönüşünde başka bir tutum izledi.

Bir taraftan bu diğer taraftan da Sayın Ertuğruloğlu’nun parti delegeleri ve partililerle yeterince bağlantı kuramaması sonucu tabandan bana “yeniden Genel Başkan adayı ol” baskıları gelmeye başladı. İlk başlarda bunu reddetim ama bir noktadan sonra baskılar inanılmaz boyutlara ulaştı. Tam bu sırada Sayın Tahsin Ertuğruloğlu bir açıklama yaparak, “ benim partiden elimi ayağımı” çekmemi istedi. O dakikadan sonra ya ömrümü verdiğim UBP’den kopacak, tabanın düşüncesini bilmeme, Ertuğruloğlu ile bir seçim başarısının imkansız olduğunun ortaya çıkmasına rağmen evime kapanacaktım, ya da aday olacaktım. Nitekim 2008 yılındaki Kurultay’a aday oldum. Aday olurken ne Başbakan idim ne de UBP Genel Başkanı.

Ona rağmen aday oldum.Karşımda yer alan ve o günlerde UBP Genel Başkanı olan Sayın Tahsin Ertuğruloğlu gerek yaptığı açıklamalarda gerekse gezilerinde tıpkı şimdi yaptığı gibi Türkiye’nin, AK Parti’nin , Anvatan Türkiye yetkililerinin adını kullanarak onların beni istemediklerini, benim UBP Genel Başkanı ve Başbakan olamayacağımı ileri sürdü, her trülü çamuru attı ancak UBP delegesi yaklaşık %65 oy oranı ile beni Genel Başkan seçti.
2009 yılı Nisan ayında genel seçime gittik ve UBP tarihinde 3’ncü kez benim Genel Başkanlık sürecimde ikinci kez tek başına iktidara geldi.Hükümeti kurduk çalışmalarımıza başladık ve 2010 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimini gündemimize aldık. Arkadaşlara “ ben burada memnunum. Başbakan olarak kalmakta bir sıkıntım yok” diyordum ama onlar ısrarla “ancak benim Cumhurbaşkanlığı’nı kazanabileceğimi, bu görevi layıkyla benim yapabileceğimi” belirterek benim adaylığımı ve kazanacağımı nerdeyse kesin olarak görüyorlardı. 2010 yılı başında gerçekleştirilen bir Parti Meclisi toplantısında ise konu ortaya atıldı ve ben UBP Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildim. Üstüne üstlük UBP milletvekilleri bir belgeye de imza atarak benim UBP’lilerin oy birliği ile Cumhurbaşkanı olmama tam destek belirttiler. Bu imza atan milletvekilleri arasında Sayın Tahsin Ertuğruloğlu da vardı.Sonra birden bire yine Tahsin bey de değişim başladı.Türkiye’ye gitti geldi ve bir gün gazetelerde “ Eroğlu Başbakanlık görevini bana vermelidir” şeklinde bir açıklamasını okudum.

Ardından da yanıma gelerek bana, Cumhurbaşkanı seçilmem halinde kendisini Başbakan yapacağıma dair yazılı belge istediğini söyledi. Başbakan olacağına dair kendisine yazılı belge vermem halinde Cumhurbaşkanlığı’na seçilebileceğimi, aksi takdirde seçilemeyeceğimi söyledi ve bazı imalarda bulunmaya çalıştı.
Ben ise kendisine böyle bir belge veremeyeceğimi, ancak Başbakanlık’ta en şanslı adayın kendisi olacağını söyledim.O ise belge istemekte ısrar etti.

Sonra bir kez daha Ankara’ya gitti ve dönüşünde yeniden benimle bir araya gelmek istedi. İlçe Başkanları’nın da bulunduğu bir toplantıda kendisi ile yaptığımız son görüşmede kendisini Başbakan olarak atayacağıma ilişkin yazılı, imzalı belge istediğini yineledi. Tüm ilçe başkanlarının yanında benim böyle bir belgeyi vermemin mümkün olamayacağını tekrarladım.

Sayın Ertuğruloğlu bu görüşmemizin ardından daha önce attığı imzayı, UBP tüzüğünü, UBP Parti Meclisi kararını bir tarafa iterek bağımsız aday olarak Cumhurbaşkanlığı’na aday oldu ve ülkenin her tarafını malum söylemlerinin yer aldığı reklamlarla doldurttu.
O dönemde UBP Genel Sekreteri olarak UBP Genel Başkanlığı’na vekalet eden Sayın İrsen Küçük parti Meclisi’nin Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun UBP üyeliğinden çıkarılması ile ilgili kararını Cumhuriyet Meclisi’ne bildirdi.
Tüm UBP Parti Meclis’i Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun benim aday olduğumun parti tarafından ilan edilmesinin ardından bağımsız aday olarak ortaya çıkmasını UBP tüzüğüne, UBP ilkelerine karşı işlenmiş bir disiplin suçu ve adeta partiye karşı bir ihanet olarak yorumlamış, bunun Demokrat Parti dışındaki tüm muhalefet partileri tarafından desteklenen Sayın Mehmet Ali Talat’ın kazanması için yapılan bir oyun olduğu değerlendirmesinde bulunmuştu.
Bunları lütfen unutmayalım.

Sayın Tahsin Ertuğruloğlu daha bir süre önce bir televizyon programında yaptığı ve sizinle ropörtajında söylediklerinin beş beterini 2010 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde televizyonlarda yaptığı konuşmalarda, gazetelere verdiği demeçlerde yine ortaya koyuyor ve UBP adayı olan bana karşı akla-hayale gelmedik hakaretlerde , suçlamalarda bulunuyordu.

Cumhurbaşkanlığı seçimini daha ilk turdan %50.4’le kazandım, Sayın Ertuğruloğlu ise çok az bir oy aldı.
Halk beni takdir etmişti.

Ancak belli ki Sayın Ertuğruloğlu’nun ben ve ailemle ilgili saplantıları, sıkıntıları sürüyor. Demokrasi ve Güven Partisi’ni kurdu bana saldırılarını sürdürdü. Şimdi UBP’ye döndü hala bana saldırıyor.Oysa ben halkımızın seçtiği Cumhurbaşkanıyım ve UBP tüzüğüne göre de UBP’nin lideriyim. Fakat Sayın Ertuğruloğlu hala Eroğlu’na saldırma temelli bir siyaset anlayışı ile politik arenamızda yer alma iddiasını sürdürüyor.
Acaba neden?
Yoksa misyonu bu mu?
Beni UBP içinde hanedan kurmakla suçluyor.Ben 300 kişilik bir köyden fakir bir ailenin evladı olarak yola koyuldum. El bebek, gül bebek büyümedim. Merdivenleri, çalışarak, insanlarımızla kaynaşarak, basamak, basamak çıktım ve bugünlere geldim. Bugünlere gelirken de halkıma, vatandaşlarıma güvendim. Beni destekleyecek dayı falan aramadım.
Evvela baştan böyle bir suçlamada bulunmak UBP ve UBP’lilere hakarettir, onları küçümsemektir.UBP’de hanedanlık olmadı,olmasına da UBP tabanı izin vermez, vermeyecektir. Hanedanlık kurma niyeti olanlar varsa bunu böyle bilmelidir.
Benim sadece büyük kızım Resmiye Canaltay UBP’de Gazimağusa İlçesi Kadın Kolları başkanı olarak görev yapmaktadır.

Kızım Resmiye Canlaltay çok uzun yıllardır aktif olarak partinin içindedir ve gerek Sayın Tahsin Ertuğruloğlu gerekse Sayın İrsen Küçük dönemlerinde bu görevini sürdürmüştür. Eğer bir Hanedan oluşumu varsa ve bunun başlıca göstergesi kızım Resmiye Canaltay ise neden karşısına aday çıkarıp değiştirmeyi denemediler.
Diğer bir kızım ise Ortaköy örgütünden delegedir. Peki ama acaba diğer UBP üst düzey yetkililerinin yakınları da UBP delegesi değiller mi? Eğer benim UBP’de bir “Hanedanım” varsa Sayın Ertuğruloğlu bunun üyelerinin kim olduğunu da açıklamalıdır.
Eğer bir “Hanedan” olarak UBP’yi, “DEP’e yani Derviş Eroğlu partisine” dönüştürmüşsem kimler bunun üyesidir onu da söylemelidir.
Eğer UBP’de benim bir “Hanedanım” varsa nasıl olur da benden sonra doğal olarak partinin başına Hanedan’ın bir üyesi hiç seçimsiz olarak gelmedi de önce Hüseyin Özgürgün , sonra kendisi ve en son olarak da Sayın İrsen Küçük partinin Genel Başkanı olabildi?.
Ben Tahsin beyle kendisi UBP Genel Başkanı iken Kurultay’da yarıştım ve özgür iradelerini kullanan delegelerimizin oyları ile UBP Genel Başkanı seçildim. Bir darbe ya da demokrasi dışı bir çalışma ile mi UBP Genel Başkanı oldum? Hayır. Hiç kimse gerçekleri değiştiremez. Benim Genel Başkanlık sürecimde UBP demokratik rüştünü ispatlamıştır.
Yoksa Tahsin beye göre UBP delegeleri demokratik bir seçim yapmıyor mu?
UBP demokratik bir parti değil mi?
Bana göre Sayın Tahsin Ertuğruloğlu da gerçekleri biliyor ama hırsı aklının önüne geçtiği ve/veya bazı kesimlerin güdümüne girdiği için doğruları değil söylemesi istenilenleri söylüyor. Bu arada Tahsin beyin İrsen beyle ilgili olarak söylediklerini unutmadığımı da ifade etmek isterim.
Ben tüm siyasi yaşamım boyunca sadece halkımdan güç aldım, kendimi halkıma karşı sorumlu hissettim Bu sorumluluğum gereği de Anavatan Türkiye ile karşılıklı sevgi-saygıya dayalı ilişkilerin geliştirilmesi için çalıştım, çalışıyorum. KKTC’de bir yerlerden bir yerlere gelmişsek sanırım çorbada bizim de tuzumuz var. Hal böyleyken Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun kafa karıştıracak, halkımızın ve UBP’lilerin iradesini küçümseyen açıkalamalar yapmasını doğru bulmuyorum.Tarihin doğru yazılması adına sizlere düşüncelerimi ve yaşadıklarımı aktarmak istedim.Takdiri halkımıza ve kıytemli UBP’li kardeşlerime bırakıyorum.

Eğer uygun görür yayınlarsanız memnun olacağımı belirtir çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Dr.Derviş Eroğlu,
Cumhurbaşkanı. 2 Şubat 2013




Son Güncelleme: 05.02.2013 11:22
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.