Dün gündemi Doğuş Derya belirledi. Mecliste alışıla gelmiş yemin metni yerine kendi yazdığı metini okuyunca ortalık karıştı.

İşte Doğuş Derya'nın okuduğu yemin metni:
‘Kıbrıs ülkesinde yaşayan her bireyin, dili, dini, ırkı, doğum yeri, sınıfı, yaşı fiziksel durumu, cinsiyeti veya cinsel yönelimi dolayısıyla ayrımcılığa maruz kalmaması için çalışacağıma, emeğin sömürülmediği adil ve eşit bir düzen yaratmak için uğraşacağıma, çatışma ve şiddet kültürünün yerine barış ve uzlaşı değerlerinin yerleşmesi için çaba göstereceğime, demokrasi, sosyal hukuk devleti ilkeleri ve insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağıma, federal bir Kıbrıs kurma ülküsünden vazgeçmeyeceğime insanlık onurum üzerine ant içerim.’

Tabi bunun üzerine sosyal medya çalkalandı. Kimisi Doğuş hanım’ı haklı gördü. Bazısı böyle rezillik olmaz dedi.

Aslında Doğuş Deryanın kendi yazdığı metin kısa olmasına rağmen içeriği çok geniş yelpazeyi sahipti. Cinsiyet farklığına değinmiş, ırkçılıktan da söz ediyor hatta çoğunun gözüne de “federal bir Kıbrıs” ibaresi ilişti. Benim ise “cinsel yönelimi dolayısıyla ayrımcılığa maruz kalmaması” ibaresi dikkatimi çekti. Yanı ne diyor burada lezbiyenlere ve gaylara yasalarda haklar verilsin yani işin özü kadın- kadına ve erkek- erkek’e evlilikler oluşuna kadar gider bu iş…
Ama şu anda bizim toplum da bunu hazmedecek genişlikte olup olmadığı soru işareti olsa gerek.

Bu durumu fikirlerine çok değer verdiğim bilgisine imrendiğim bir hocama usulce sordum. Hoca’nın ilginç saptamaları var. Ezber bozan görüşler. O yüzden bu sohbetin bir kısmını sizlerle paylaşmayı uygun buldum.

Ben: Doğuş hanıma çok yerde katılıyorum ama lezbiyenler ve gayları yasal statü de evlilik yapmalarını sakıncalı buluyorum bir kere bizim gelenek göreneklerimizde yok böyle bir şey bu yönde atılacak bir adım ergenlik çağındaki gençlerimiz etkileyecektir.

Hoca: Doğuş Hanım'ın sözlerine katılıyorum. Tabii iki yemin arasında yaman bir çelişki var. Bir tarafta federatif bir Kıbrıs'tan, öbür tarafta "ilelebet KKTC..." den bahsedilir Amma, sorduğun konu ile ilgili, eşcinsellik... Bütün dünyada veya doğrusu dünyanın demokrat ve uygar sayılan kısmında cinsel tercihi aynen ırk, millet, din eşitliği gibi insan haklarının ayrılmaz bir parçası sayılır, yani eşcinsel evlilik veya çocukların velayeti bir tarafta, bu konu tartışılabilir, amma hiç kimse eşcinsel olduğu için sapık veya suçlu sayılmamalı ve herhangi şiddet ve ayrımcılığa maruz kalmamalı. Avrupa Birliği ne kadar ileri bu konuda giderse, onları takip eden veya Avrupalı olmak ümidi besleyen ülkeler de bunu elbet uygulayacak. Rum tarafı, daha doğrusu Rum kilisesi bu konuda daha tutucu. Gelenek ve göreneklere ve blue çağı gençlere gelince, Osmanlı eşcinsellik konusunda çok daha hoşgörülüydü, yaygın hatta olağan şey sayılırdı. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde sayısız örnekler var, tabii sansürsüz metinde (Yapı Kredi Yayınları). Osmanlı'nın Bahnamelerine bak, her şeyden açıkça bahsedilir, mesela kızlarla kışın, oğlanlarla yazın yatın diye tavsiye edilir. Mesela Murat Bardakçı'nın Osmanlı'da seks kitabında bunun gibi çok örnek var. Bu konuda divan edebiyatında sayısız müstehcen şiirler de var, tabii orijinal metne bakmak lazım, halka genellikle namus bekçileri tarafından temizlenmiş versiyon sunulur. Şimdi, Kıbrıs biraz farklı bir yer, siz burada cinselliği farklı yaşıyorsunuz, amma Anadolu'nun uzak, taşra ve tutucu bölgelerde bir çeşit "zaruri" eşcinsellik yaygın, çünkü gençler ayrı yaşıyorlar, kız kızlarla erkekler erkeklerle. Çoğu kız dünyanın her yerinde zaten ilk tecrübeyi aynı cinsle yaşıyor, bu biraz normal ve olağan sayılır çünkü kadınların erkeklere göre bu "gri alanı" çok daha geniş, yani biseksüel olmazsa da başka kadının dokunuşundan irkilmez. Erkekler ise, gelişme çağında uygun partneri bulmayınca zoofili (tavuk, kedi, fıkradaki eşşo gelin...) ve sonra, genellikle kendisinden birkaç yaş küçük, erkeklerle ilişkisiyle çaresini bulur. Tabii, oranı bilemiyoruz, bunun istatistikleri yok, varda da fazla güvenilmez, amma bilinen bir şey. Tahtakale’deki fuhuş pazarında travestilerin rağbet görmesi biraz bu gençlik alışkanlıklara da bağlı. Almanya'daki genelevlerde tek tük bir Türk kıza rastlarsın, amma eşcinsel seks pazarında neredeyse hepsi Türk'tür, maalesef çoğu da reşit olmayan. Türkiye'deki turist merkezlerinde, özellikle Antalya'da hem yaşlı Avrupalı kadınlara hem erkeklere hitap eden genç jigololar hakkında bilgi edinmek internete bakmak yeter. Kısaca, eşcinsellik bu topraklara yabancı değil, bütün dünyada gibi. Sadece, "gelenek görenek" bahanesini kullanarak kendi hoşgörüsüzlüğümüze kılıf uyduruyoruz. Bir süre önce TV'de çıkmış bir salak, Osmanlı ağızdan öpüşmüyordu diye fetva vermeye kalkmış Kendisi odun diye utanmıyor bir de kendi suçunu koskoca Osmanlı'ya atıyor. Hep aklıma geliyor bir gerçek hikaye. Almanya'da bir gurbetçi Türk oğluna küpe takmayı yasaklamış, geleneğimize göreneğimize aykırıdır diye. Çocuk, amma bütün Alman arkadaşlarımın var, demiş. Baba: bırak gevurları, biz Osmanlı torunuyuz... Sonra çocuk tarih kitabında Yavuz Selim'in bir portresini bulup babasına göstermiş, sultanın kulağında küpe...

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Lezbilere ozgurluk 6 yıl önce

dogus bizim haklarimizin teminati.

banner95

banner115

banner50

banner68

banner40