İnsanımız bazen en küçük bir sıkıntı anında yahut yöneticilerin beceriksizliğinden ve yanlışlarından kaynaklanan sorunlarla karşılaşınca, suçu hemen Devlete yüklemekte ve bu Devlet için “Korsan Devlet”, “Sözde Devlet” vs. gibi tanımlamalar yapmaktadırlar.
İnsanımızın hala daha bu Devlete dört elle sarılmadığını görmek oldukça üzücüdür.
Yüzlerce bölgede milyonlarca insanın bir devlet sahibi olabilmek için kıran kırana mücadele verdiği bir dünyada insanımızın bir mirasyedi gibi kendi devletini ret etmesi sosyo-psikolojik bir hastalık olarak değerlendirilmelidir.
KKTC yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen bir devlettir.
Hem de şu anda BM’ye üye olan 192 Devletin en az 120 tanesinden daha ciddi bir devlettir. Demokraside ise dünyanın ilk 50 devleti arasında yer alır.
Yöneticilerin beceriksiz, bilgisizlik ve acizliklerinden kaynaklanan problemlerimiz bizim yarattığımız problemlerdir. Problemlerin kaynağı olarak sürekli bizim dışımızda bahane aramak işin kolaycılığıdır.
Halkımız, en azından 3-4 yılda bir verdiği oylarla bu insanları kendilerinin seçtiğini ve kendi oyları ile kendi kaderlerini belirlediklerini kabullenmek zorundadır.
Biz, olumsuzlukların kaynağı olarak Devleti gösteren sıradan vatandaşları anlayışla karşılayabiliyoruz. Onlarla fazla bir derdimiz yok.
Bizim asıl derdimiz, ideolojik olarak KKTC’yi bir “Devlet” olarak kabul etmeyen ve “BM kararları ortada olduğu sürece KKTC’nin asla tanınamayacağını” propaganda ederek KKTC aleyhtarlığı yapan ve bu halka Rumlarla bir Federasyonu tek alternatif gösteren siyaset bezirgânları iledir...
Bunlara göre, KKTC’deki her türlü siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal problemlerin temelinde “Kıbrıs sorunu” yatmaktadır. Rumlarla anlaşıp bir Federasyon kurduğumuzda bütün meseleler bir çırpıda çözülecek ve halkımız kurtuluşa erecektir.
AB üyesi Güney Kıbrıs’ın içinde bulunduğu ekonomik çıkmaz dahi bu kişilerin söylemlerini yavaşlatmamış, onları “Anti KKTC’cilik” yapmaktan alıkoymamıştır.
Bakınız şu Lefkoşa Belediye seçimlerinde bile Devlet aleyhtarlığı yapılmaktadırlar.
Anlata anlata dilimizde tüy bitti. “Ya sabır” diyerek bir kez daha anlatalım.
KKTC’nin Uluslar arası alanda tanınmaması veya BM’nin KKTC aleyhinde kararlar alması KKTC’nin bir Devlet olmasına asla engel değildir.
Uluslar arası Hukuk’a göre bir olgunun Devlet olabilmesi için 3 temel şartı yerine getirmesi yeterlidir.
a)Halk (O devletin vatandaşları olmalıdır)
b)Toprak (O Devletin sınırları belli olan belirli bir toprağı olmalıdır)
c)Egemenlik (Egemenlik o toprak üzerinde yaşayan Halka ait olmalıdır. Halk bu egemenliği kendi iradesi ile siyasi iktidara, kişi veya gruba verebilir)
Yani sınırları belli bir toprağınız varsa, bu toprak üzerinde bir halk yaşıyorsa ve bu halkın iradesini temsil eden egemen siyasi bir irade varsa ortada bir Devlet var demektir.
Başka devletlerin sizi tanıyıp tanımaması veya BM’de aleyhinizde kararların olması bir şey değiştirmez...
Nitekim bizimle aynı durumda olan Kosova, aleyhinde BM kararı olmasına rağmen bugün 60’a yakın ülke tarafından tanınmıştır.
Kosova örneği bile Devletimize inanmayan siyaset bezirgânlarının KKTC düşmanlıklarını hafifletememiştir.
Bu bezirgânların başında gelen Talat, büyük bir umutla Eroğlundan sonra sıranın tekrar kendisine gelmesi beklemektedir.
Bu Halk, bir kez daha Devlete inanmayanları bu Devletin başına getirmeyecektir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner95

banner115

banner50

banner68

banner40