Bu yıl da geldik 14 Mart’a, Tıp Bayramı’na…

Bir doktor olarak durup düşündüm bu vesile ile, ülkemizin sağlık haritasına şöyle bir baktım…

Sonra da sordum kendime: Kutlayabilir miyim acaba, Tıp Bayramı’nı?

Ülkemizde, sağlık hizmetlerinin sunumlarında gerek devlette, gerekse özel hastanelerde, ciddi sıkıntılar yaşanıyor.

İyi doktorlar olmadığından mı? Değil. Tam tersi. İddia ederim ki, ülkemizin doktorları Türkiye’nin ortalamasının oldukça üzerinde bir tıbbi öğrenim kalitesi geçmişine sahiptir.

Sorunun kaynağı nedir peki?

Hekimlerdeki dikkat dağınıklığıdır! Ne istediğimizi bilememektir. Önümüze hedef koyamamaktır. Bir de, ‘’işleyen bir devlete sahip olmayı’’ gerçekten isteyip istemediğimizdir.

Bir tıp doktoru olarak;

  • Özel hastanelerin, devlet hastanelerin arka bahçesi haline getirildiği,
  • Kamudan özele sevk edilen hastanın, özelde karşılanıp sözüm ona, daha kaliteli sağlık hizmeti sunulduğu,
  • Türkiye sermayeli ilk ve tek hastanenin bile, sisteme çabucak adapte olarak, sağlıktaki sisteme katkıda bulunmak yerine sistemsizlikten nemalanmayı tercih ettiği,
  • Tüp bebek merkezlerinin kontrolsüzlüğü ile birlikte, öğrenci yumurtalarının havada uçuştuğu,
  • Koruyucu sağlık hizmetinin tozlu raflardan inip hayat bulamadığı,
  • İki-üç spiral takmakla, smear yapmakla, kadınların sağlığının korunduğunun zannedildiği,
  • Kürtaj konusunun anne-bebek ilişkisinden çıkarılıp, anlamsız bir biçimde feminizm ve kadının özgürlüğü popülizmine bağlandığı,
  • Bir taraftan, ‘’kadın’’ polemikleri yapılırken, öte yandan, ‘’sağlıklı ve temiz fuhuş işçilerine’’ sahip olmak adına devlet eliyle testlerin yapıldığı,
  • Kanser yasasının çıkarılıp da bir tane bile kanser verisinin toplanmadığı,
  • Yalan yanlış sağlık istatistiği raporları ile, halkımızın yanıltıldığı,
  • İyi doktor, kötü doktor ayrımının, üstelik halkımızın önünde, bizzat şu anki Sayın Sağlık Bakanı tarafından yapıldığı,
  • Hasta sevklerinin, hekim-hasta arasındaki sempatik (!) ilişkilere göre yapıldığı,
  • Apartman dairelerinde hasta simsarlarının varlığından haberdar olunup da parmak arkasına saklanıldığı,
  • Bir taraftan ödenek yokluğundan şikayet edilirken, diğer taraftan Türkiye’nin sağlık harcamaları için hibe olarak gönderdiği paraların, pişkin pişkin iade edildiği,
  • İlaç kullanımının takipsizliği, ilaç eksikliklerinin hiç bitmediği,
  • Sağlık emekçisi olduğu iddiasında bulunan bazı doktorların, grev kılıfına büründürdükleri eylemlerinde, sağlık kurullarını bloke ederek, aslında halkımızı cezalandırdıkları,
  • Sağlığın mahkeme koridorlarına taşındığı dönemlerde, sendika eylemlerinin tavan yaptığı, sair zamanlarda ise, ‘’çevir kazı yanmasın’’ dendiği,
  • Tıp doktorlarının ‘’ilah’’, hemşirelerin ve diğer sağlık emekçilerinin ise hizmetçi olarak görüldüğü,
  • Hasta haklarının ‘’masal’’ olduğu,
  • Sağlık personelinin mesleki risklerden korunmadığı,
  • Meslek hastalıklarının ne olduğunun bilinmediği,
  • Devletteki sağlık çalışanlarının gündelikçi, özeldekilerin yüzdelikçi gibi çalıştırılarak emeklerinin sömürüldüğü,
  • Çocuklarımız için devletin belirlediği resmi bir aşı takviminin bile olmadığı,
  • Tıbbi atıklarla çevremizin zehirlenmeye devam ettiği,
  • Çocuklarımızın, gençlerimizin göz göre göre uyuşturucu bataklığına sürüklendiği,
  • Eczacıların artık, can ve mal güvenliğinin olmadığı,
  • Tıp dışı insanlar tarafından, tıbbi uygulamaların korkusuzca yapıldığı ve denetlenmediği,
  • İlaç firmaların kimlerle ne gibi ilişkilerinin olduğunun araştırılmadığı,
  • Sağlıkla ilgili ihalelerin şeffaf olmadığı,

Özetle; sağlığın, sağcılıkla, solculukla, sosyalizmle, komünizmle, mütedeyyinlikle hiçbir ilgisinin olmaksızın, Anayasal hak ve evrensel bir değer olduğunun unutulduğu, ülkemizde;

Sağlıkla ilgili mevcut yasalara hiçbir zaman uyulmuyorsa,

Bu bağlamda, hukuk sistemine bile kafa tutuluyorsa,

Üstelik yürütmenin başı da hukukçu iken,

Sağlık sistemi, hukuksuzluk bataklığında çırpınıyorsa…

Yüzüm olmaz,

Susmayı tercih ederim.

Beyaz önlüklerimiz her geçen gün biraz daha kirlenirken,

Bayram diyemem 14 Mart’a,

Kutlamam da!

Bana 14 Mart’ı bahşedenlerin,

Kemiklerini sızlatamam…

Dr. H. İlker İpekdal

İletişim: 0542-8529899

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
osman oğlu 2 gün önce

Son günlerde okuduğum en güzel yazı.Tebrik ederim hocam.Saygılar

banner95

banner115

banner50

banner68

banner40