Dünkü gün herkes Rauf Denktaş’a verilen 200 dönümlük askeri araziyi konuştu…

Aslında basında çok çelişkili haberler yayınlandı!

Denktaş bu araziye Rauf Denktaş Üniversitesi’nin kurulacağını açıkladı…

İçişleri Müsteşarı Gürkan Kara ise üniversite değil spor tesisi yapılacağını söyledi!

GKK da ‘asker çıkmayacak’ dedi…

Kafa karıştıran bir çelişki bu!

Dün beklerdik ki bir resmi kurum çıkıp açıklasın, 200 dönümlük arazinin akıbetinin ne olacağını kamuoyu doğru olarak bilsin…

Kimse konuşmayı yeğlemedi, onun için bu konuda ki sis perdesi kalkmadı!

Sonuçta kısır bir tartışma ortamı devam edip gitti…

Devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir durum bu…

Ama biraz karıştırdık ve gördük ki daha da ciddiyetsiz şeyler var bu arazi işinde!

Bu kararı Bakanlar Kurulu aldı ya…

Altında da bakanların imzası var!

Ama absürtlüğe bakar mısınız, bakanların böyle bir karardan haberleri bile yok…

Aynı Yavuz Çıkartma Plajı’nın yanındaki arazinin bir şirkete kiralanması olayındaki senaryonun ta kendisi!

Birileri bir karar üretiyor, Bakanlar Kurulu kararı alınıyor ve bakanlar bundan habersiz…

Bu bir yasa dışılıktır!

Bazı bakanları kullanarak karar üretmektir…

Şaibedir!

Bunu nereden mi biliyorum;

Bazı bakan arkadaşların söylemesinden!

Bu konuda sessiz kalan bakanlar da dolaylı olarak bu şaibeli konunun sorumlusudur…

Birileri sizin dışınızda karar üretecek, kararın altında bilginiz olmadan imzanız bulunacak ve bunu öğrendikten sonra sesinizi çıkarmayacaksınız!

Yani o koltuklar bu kadar mı önemli…

Ortada bir suç unsuru var, kullanılma var, birçok soru işaretleri var ama deve kuşu gibi başınızı kuma gömeceksiniz!

Bu başka ülkelerde olsa imzaları kullanılan bakanlar anında bir basın toplantısı düzenleyerek kamuoyunu aydınlatır ve orada istifalarını verirler…

Ama işte hep deriz ya…

Bu başka, normal yani anormal olmayan ülkelerde olur!

Biz bir türlü normalleşemedik ki…

Böyle olunca da vatandaş devletine niye güvensin ki!

Bu arada;

Kurucu Cumhurbaşkanımız Merhum Raif R. Denktaş, toplumun genelinin saygı duyduğu bir liderdir…

Seveni de vardır, sevmeyeni de ama fani dünyadan göçtükten sonra bile zamanında kendisine sıkı muhalefet yapanların bile saygısını kazanmıştır.

Yine torun Rauf Denktaş da bu toplumun bir evladıdır, siyasete girmiştir, elbette aç kalacak hali yoktur iş hayatına da devam edecektir…

Kuracağı Rauf Denktaş Üniversitesi ile dedesinin ve ailesinin adını yaşatmak gibi haklara da sahiptir ama, alınan şaibeli kararlarla, toplumun kafasında bir çok soru işareti yaratılırsa, bu gelecekte kendisini de ailesini de olumsuz etkileyecek ve bunun da bir bedeli olacaktır!

Sonuçta soyadı dışında başka insanlardan, iş insanlarından daha fazla hakkı hukuku bu ülkede olamaz, olursa da toplum bunu kabul etmez…

Bundan böyle top artık bu ülkenin hem Başbakan Yardımcısı, hem Maliye Bakanı, hem de DP’nin genel başkanı olan Serdar Denktaş’tadır…

Kamuoyuna bir açıklama borcu vardır!

Hem de daha fazla gecikmeden bir açıklama yapmalı ve özellikle bakanların haberi olmadan Bakanlar Kurulu’ndan böyle bir kararın nasıl geçirildiği bilmek bu ülke insanının hakkıdır…

Elbette ailesinden her bireyin bu ülkede iş kurma hakkı vardır ama tüm vatandaşlara uygulanan haklar dışına çıkılması toplum vicdanından onay almaz, zaten almamalıdır da!

Ve tabi ki Başbakan Hüseyin Özgürgün;

Siz de kendinizi bu olayın dışında tutamazsınız, tutmamalısınız!

Ortağınız ile baş başa verin ve kamuoyunu bilgilendirin…

Ortada bir yanlışlık varsa da düzeltiniz!

Çünkü bize bu olayı şikayet eden bizzat sizin kendi bakanlarınızdır…

Kapıdan değil bacadan gir!

Bir okurumuz gönderdi…

Karakol İlkokulu’nun demir kapısının üzerinde yazan ‘Velilerin okula girmesi yasaktır’ tabelasını görünce başından kaynar sular döküldüğünü söyledi.

Büyük ihtimalle okul yönetimi güvenlik nedeniyle böyle bir karar üretti ama, bir ilkokula velilerin girişinin yasaklanması ne kadar doğru onu da bilemeyiz.

Bu arada mesaj şu olmalı:

“Kapıdan değil bacadan gir…”

Gayet makul değil mi!

Altı Tophane, üstü Şişhane…

Niyetimiz türban ya da başörtüsü tartışmalarına filan girmek değil…

Baş örtüsüne daha sıcak baksak da madem ki demokrasi var, türbanlı vatandaşa da ancak saygı duyarız.

Yine bir okurumuzun gönderdiği fotoğraf;

Mahkeme koridorunda çekilmiş ilginç bir kare…

Türbanlı bir genç kızın giydiği kot pantolon dikkat çekici!

Altı Tophane, üstü Şişhane örneği…

“Rezil oluyoruz…”

“Onca üniversite izni verilirken pek de isyan çıkmamıştı. Herhalde bu üniversitelerin denizde yapılacağını düşünmüyorduk. Ben R.R. Denktaş Üniversitesi'nin askeri bir yeri alıp kullanılmasına karşı değilim. Günün sonunda bir yeri alacaktı. Daha az asker, daha çok sivil alan iyidir. Ben doğrudan yeni üniversite kurulmasına karşıyım. Rezil oluyoruz...”

(Ulaş GÖKÇE)

“Askerin elinde kalsın…”

“Her geçtiğimde hayal ederdim... Lonra'nın bir Hyde Parkı..New Yorkun bir Central Parkı var..her büyük şehrin nefes alacak büyük bir parka ihtiyacı olduğunu ve bunun da Kermiya bölgesinde askerin tasarrufunda olan ağaçlık bölge olabileceğini!.. ama gün gele malum çevrelerin buraya da göz dikeceğini burayı da yağmalayacaklarını... iyisi mi biz toplum olmayı öğrenene kadar askerin elinde kalsın daha iyi derdim ... olmadı!

Malumlar gene galip geldi!....”

(Bülent KANOL)

“Kıbrıs’ta var mı”

“Bir Parti başkanı çıkıp size derse ben herşeyi düzelteceğim ben hırsızlık, yolsuzluk, haksızlık, hukuksuzluk, partizanlık,
adam kayırma yapmayacağım, sistemi değiştireceğim derse inanmayın! Oy vermeyin hiç bir şey yapmayacak oda bu sisteme dahil olacak. 
Not: Kıbrıs'ta var mı? Bir Parti ki desin! Ben KKTC 'nin kuruluşu 1983'den bugüne başta Mal dağıtımı olmak üzere yapılan bütün yolsuzlukların hesabını soracağım yolsuzluk yapanları cezasız bırakmayacağım diyen bir parti lideri Kıbrıs'ta var mı?”

(Orhan ORSEN)