Küreselleşme, esasen emperyalizmin kılık ve metot değiştirmiş şeklidir.
Küreselleşme, fakirin daha fakir zenginin daha zengin olduğu vahşi kapitalizmin kibar adıdır.
Bir ülkeyi içerden teslim almaya çalışan uluslar arası dış güçler, o ülkeyi önce borç batağına sokarlar sonrada o ülkenin bağımsız hareket etme yeteneğini sıfırlarlar.
Türkiye son yıllarda bu tuzağın içine düşürülmüştür.
Bugün Türkiye’nin dış borcu 350 milyar dolara ulaşmıştır.
Dış borç sarmalına alınan Türkiye, dışarıya bir günde 120 milyon dolar, haftada 1 milyar 97 milyon dolar, bir ayda ise 4 milyar 700 milyon dolar faiz ödemektedir.
Dikkat edin anapara ödemesinden bahsetmiyorum. Sadece dış borç faizi olarak Türkiye’nin ayda 5 Milyar dolara yakın para ödemesinden bahsediyorum.
Türkiye’ye gelen yabancı sermaye, fabrika ve yatırım yerine sıcak para olarak giriyor..Yazık ki bugün sıcak para, Türkiye’de borsa ve bankacılık sektörünü tamamen teslim almış durumdadır.
Düşünün ki, İstanbul borsasının %66 sı yabancıların elindedir.
Türk Bankacılık sektöründeki yabancı payı ise %48’dir.
Demirel’in de dediği gibi,“Ne kadar dış borç, o kadar az bağımsızlık” ise, bu durumdaki Türkiye’nin dış politikada ne kadar bağımsız olabileceği tartışılır elbette.
Dış borç ve sıcak para sarmalına alınmış bir Türkiye’nin bırakın dış politikasını, iç politikasını bile bağımsız bir şekilde tanzim ettiğini söylemek için oldukça saf olmak gerekiyor.
Türkiye’de basın özgürlüğünün yerlerde süründüğü, muhalif basının ise susturulduğu bir dönem yaşıyoruz. Bağımsız basının olmadığı bir ülkede, demokrasi paspas olmuş, vatandaşın gözü ve kulağı ise kapatılmış demektir.
Bakınız, İmralı ile yapılan görüşmeler nasıl da bizim Annan Planı sürecindeki beyin yıkama operasyonuna benziyor. Pranga vurulmuş basındaki yandaş kalemler, müzakerelere muhalif olan herkesi “Kandan beslenmekle” itham ediyor.
Müzakereler sonunda, PKK nın silah bırakacağı, teröristlerin yurt dışına çıkacağı, akan kanın duracağı, ülkeye barış geleceği, falan anlatılıyor sürekli de, günün sonunda PKK’ya ne verildiği söylenmiyor bir türlü.
Ergenekon, Balyoz, Ay ışığı, Casusluk vs gibi saçma sapan davalarla içeri tıklan yüzlerce komutan ve aydının haksız ve hukuksuz yere niçin içerde tutulduklarının sebebi de böylece anlaşılıyor.
Yarın, PKK lıların genel afla serbest bırakılması gündeme geldiğinde, “Bakınız darbecileri de affediyoruz” deme hazırlığındalar.
Geçelim,
KKTC olarak Türkiye öksürse biz kanser olacak kadar Türkiye’ye bağımlıyız. Dış güçlerin yarın Türkiye’ye Kıbrıs için nasıl bir plan ve vizyon dikte edeceğini bilemediğimiz gibi, Türkiye’nin bu planı ne kadar millileştirebileceğini de bilemeyecek durumdayız.
KKTC’yi bir an evvel Türkiye’ye bağımlılıktan kurtaracak, kendi ayakları üzerine durduracak bir iktidara, kadrolara, plan ve programa ihtiyacımız var.
CTP, UBP ve TDP’nin böyle bir misyon ve vizyona sahip olmadığını gayet iyi bildiğimiz gibi onların KKTC’nin bekası gibi bir dertlerinin de olmadığını biliyoruz.
Bu ülkenin DP iktidarına şiddetle ihtiyacı var.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner95

banner115

banner50

banner68

banner40